
HABER-İNCELEME | ADEM YAVUZ ARSLAN
Ekrem İmamoğlu davası üzerinden CHP’nin bugün itiraz ettiği yargı pratiği, 15 Temmuz sonrası açılan davalarda yıllardır uygulanıyor. Binlerce kişiye verilen ağırlaştırılmış müebbet ve müebbet cezalarının önemli bölümünün somut delile değil yorum, fişleme ve tartışmalı ifadelere dayanıyor.
Adem Yavuz Arslan, CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve parti yöneticilerinin bugün “hukuk değil tiyatro” diye tanımladığı mahkeme düzeninin, 15 Temmuz davalarında yıllardır sürdüğünü belirtti. Bu çelişkiye dikkat çeken Arslan, avukat Hatice Yıldız’ın sosyal medya paylaşımını hatırlatarak, ‘fetö’ davalarının 9,5 yıl boyunca izleyicisiz, basının alınmadığı ve zaman zaman avukat erişiminin dahi tartışmalı olduğu biçimde görüldüğünü aktardı. Muhalefetin bugün fark ettiği hukuk sorunu, uzun süredir başka dosyalarda yaşanıyor.
YouTube yayınında özellikle 15 Temmuz sonrası açılan davalara odaklanan Arslan, bu süreçte verilen cezaların büyüklüğüne dikkat çekti. Türkiye genelinde 289 ayrı darbe davası açıldığını, bu davalarda 4 bin 891 kişinin mahkûm edildiğini söyleyen Arslan, bunlardan bin 634’üne ağırlaştırılmış müebbet, bin 366’sına ise müebbet hapis cezası verildiğini ifade etti. Böylece yaklaşık 3 bin kişinin ömür boyu hapisle cezalandırıldığını hatırlatan Arslan, bu rakamın kamuoyunda yeterince tartışılmadığını vurguladı.
ASIL MESELE, DOSYALARIN İÇERİĞİ
Arslan’a göre asıl sorun, cezaların sayısından çok bu dosyaların içeriği. 15 Temmuz davalarında verilen kararların önemli bölümünün, normal işleyen bir hukuk düzeninde ayakta kalamayacağına işaret eden Arslan, birçok dosyada doğrudan eylem yerine varsayımların, somut delil yerine yorumların esas alındığını savundu. Uluslararası insan hakları çevrelerinin de delil standardı ve adil yargılama ilkeleri açısından ciddi ihlaller bulunduğu yönünde uyarılar yaptığını söyledi.
SORGULAMADAN CEZALANDIR MANTIĞI
Konuşmasında dünya örnekleriyle karşılaştırma da yapan Arslan, Yunanistan’daki 1967 darbesi ve İspanya’daki 1981 darbe girişiminde yargılamaların daha çok üst düzey isimlerle sınırlı kaldığını, Türkiye’de ise generallerin yanı sıra orta rütbeli subaylar, astsubaylar ve hatta askeri öğrencilerin bile ağır cezalara çarptırıldığını dile getirdi. Türkiye’deki yargı pratiği, komuta zinciri, emir-komuta ilişkisi ve olay gecesi verilen görevlerin niteliği yeterince sorgulanmadan cezalandırma mantığıyla ilerledi.
Arslan, bu görüşünü desteklemek için çok sayıda örnek dosya anlattı. Eski Hava Kuvvetleri Komutanı Akın Öztürk hakkında 141 kez ağırlaştırılmış müebbet cezası verildiğini hatırlatan Arslan, Öztürk’ün darbeyi yönetmediğini, Akıncı Üssü’ne darbe girişimini önlemek amacıyla çağrıldığını savunduğunu aktardı. Hatta Genelkurmay’ın ilk resmi açıklamalarında da Akın Öztürk’ün üsse Abidin Ünal tarafından çağrıldığının yer aldığını, ancak bu açıklamanın sonradan ortadan kaldırıldığını öne sürdü. Arslan ayrıca Birleşmiş Milletler bünyesindeki bir mekanizmanın Akın Öztürk hakkında keyfi tutuklama ve adil yargılama ihlali yönünde değerlendirme yaptığını söyledi.
Benzer şekilde, darbe gecesi komutanların çağrısıyla üs veya karargâhlara giden bazı isimlerin de ağırlaştırılmış müebbet ya da müebbet cezası aldığını anlatan Arslan, Mehmet Dişli, Hayrettin Kaldırımcı, Oğuz Akkuş, Asım Şenöz, Özkan Aydoğdu, Fatih Ekici ve Murat Çınar gibi isimlerin dosyalarını örnek gösterdi. Bu kişilerin bir kısmının çağrıldıkları için görev yerine gittiklerini, bazılarının silahsız ve sivil şekilde birliğe intikal ettiğini, bazılarının ise herhangi bir eylemde bulunmadığı halde darbe suçlamasıyla ağır cezalara çarptırıldığını savundu.
ASKERİ ÖĞRENCİLERİN SUÇU NE?
Arslan’ın en çarpıcı başlıklarından biri de askeri öğrenciler oldu. Yaklaşık 900 askeri öğrencinin yargılandığını, bunlardan yaklaşık 400’üne ağırlaştırılmış müebbet cezası verildiğini söyleyen Arslan, bu öğrencilerin büyük bölümünün tatbikat denilerek kışladan çıkarıldığını, silah kullanmadıklarının balistik ve kriminal incelemelerle de desteklendiğini ifade etti. Buna rağmen anayasal düzeni yıkmak ve Cumhurbaşkanı’na suikast gibi son derece ağır suçlamalarla mahkûm edildiklerini belirtti.
Arslan ayrıca, darbe listelerinde adı geçen çok sayıda komutanın 15 Temmuz günü aslında izinli, tatilde ya da düğünde olduğunu; bazılarının olayları öğrendikten sonra birliklerine darbeye destek verilmemesi yönünde talimat gönderdiğini, ancak buna rağmen yine müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası aldığını söyledi. Bu tabloyu, “Türkiye tarihinin en büyük adalet krizlerinden biri” olarak tanımladı.
Kendisinin de benzer bir yargı pratiğiyle karşı karşıya kaldığını ifade eden Arslan, yıllar önce yayımlanan bir kitabı nedeniyle hakkında sonradan ağırlaştırılmış müebbet istemiyle dava açıldığını hatırlattı. Bu nedenle bir kişiye ağır ceza verilmiş olmasının, o kişinin gerçekten suçlu olduğu anlamına gelmeyeceğini söyledi.
Programının sonunda CHP’ye açık çağrıda bulunan Arslan, İmamoğlu dosyasında gösterilen tepkinin 15 Temmuz davaları için de gösterilmesi çağrısını yineledi. CHP’lilerin bugün Erdoğan’ın “15 Temmuz yargısıyla” tanıştığını kaydeden Arslan, Türkiye’de binlerce kişinin 10 yıldır aynı düzen içinde mağdur edildiğinin altını çizdi. Çözüm olarak tarafsız yeniden inceleme, haksız cezaların giderilmesi ve genel af tartışmasının gündeme alınması gerektiğini söyledi.