TARIK TOROS | YORUM
Günlük gelişmeleri takip ederken doğru çubukları çekip alt alta koyarsanız yaşananları anlamlandırmakta sorun yaşamazsınız. Bunun için ortalama bir hafızaya sahip olmanız yeterlidir.
Ayhan Bora Kaplan merkezli “suç örgütü” soruşturması, Ankara’daki kapışmayı gözler önüne serdi. Bu dava, Sinan Ateş cinayetinden bağımsız ele alınmamalı. Teknik olarak iki dosyanın ilişkisi olmayabilir, mesele o değil. Türkiye’deki çok şey gibi konu siyasidir ve uzantıları idaredeki koalisyon ortaklarının liderlik katında düğümlenmektedir.
***
15 Temmuz 2016 gecesi, Süleyman Soylu ile TRT’ye giden silahlı ekipteki Ayhan Bora Kaplan, siyasi bağlantılarının da etkisiyle kurduğu küçük saltanatının keyfini sürerken işler sarpa sardı ve geçen eylül ayında tutuklandı.
“Süleyman Soylu bakanlık koltuğunu kaybettiği için sıra adamlarına mı geldi?” sorusu yanlış değil. İlerleyen aylarda soruşturmaya eklenen kimi konular, meselenin bir suç örgütünü aydınlatmak değil, “siyasi bir operasyon” olduğunu gösteriyor.
Peki kim kime operasyon çekiyor? Operasyon içinde operasyon, “ava giderken avlanma” durumları söz konusu mu?
***
Alt alta sıralayacağım şu lafların detaylarını, önünü arkasını, bağlamını, basit internet taramasıyla bulabilirsiniz. Tamamını buraya taşımam, yazının boyutlarını aşar. Şu son haftada önümden akan binlerce haber içinde şu cümleleri özellikle cımbızladım:
– Ayhan Bora Kaplan, duruşmada öyle pervasız ki, ifade veren bir tanığı, “Seni burada öldürürüm” diye tehdit etti. Hakime “Bitanem!” diye hitap etti ve hakim bunu mesele yapmadı. Hatırlanırsa, Süleyman Soylu da Habertürk’te çıktığı bir canlı yayında sunucuya “Bitanem” diye hitap etmiş, tepki görmüştü. “Bitanem” mesajının adresi Soylu muydu, bilinmez.
– Kaplan, 15 Temmuz’da silahları nereden aldığı sorularına ilişkin “Kanun var, o gün işlenen suçlar affedilmiştir.” dedi. “Devlet büyüklerinin ismini vermedim.” diyerek yine üstü kapalı olarak Soylu’ya mesaj yolladı: İsmini vermedim ama verebilirim!
-Özgür Özel, durup dururken, “Soylu, cumhuriyet tarihinin en kriminal ve karanlık bakanıdır.” dedi. Ondan birkaç gün önce çıktığı bir yayında 15 Temmuz gecesi TBMM’de olanları anlatırken mühim bir detayı açık etti: “O gece Çalışma Bakanı Süleyman Soylu’nun da genel kurula hitap etmesini istedim. Soylu başkanlık kürsüsüne yaklaşıp ‘Benim zamanım geldi, arkadaşlarla TRT’nin önünde buluşacağım’ deyip ayrıldı.”
– CHP lideri sonra, Soylu her tökezlediğinde himaye eden MHP’ye yöneldi. “Bahçeli’nin arsız metin yazarları” diyerek genel merkez katındaki Semih Yalçın ve İzzet Ulvi Yönter’i hedef aldı. Bu isimlerin Sinan Ateş iddianamesinden ayıklandığını, hemen her aşamada yürüyen soruşturmaya müdahale ettiklerini iddia etti.
***
Doğru satırları seçerseniz şu soruları sormayı da kendinize hak olarak görebilirsiniz:
-Ayhan Bora Kaplan, 15 Temmuz’a dair bildikleri üzerinden devlete şantaj mı yapıyor?
-Özgür Özel, 15 Temmuz’a dair başka ne biliyor da anlatmıyor? Sırasının gelmesini mi bekliyor?
-CHP, Sinan Ateş dosyası ve Süleyman Soylu üzerinden sert hamlelerle iktidarın MHP kanadına mı vuruyor?
-Neden şimdi?
***
Özellikle siyasi davalarda “adalet” beklemeyin. Türkiye’de yargının böyle bir amacı yok. Fakat davaları dikkatle takip eder ve doğru noktalara yoğunlaşırsanız, belki o zaman bir şeyler zihninizde aydınlanmaya başlar. Değilse gerek sanık ve tanıkların gerekse hakim ve savcıların tıyneti bellidir.
2017’de Ankara Üniversitesi’nde sol görüşlü öğrencilere palalı-satırlı saldırılarda elinde bıçakla görüntülenen Süleyman Doğruöz, Ceyhan’a savcı olarak atanmış. Kadrolar bunlarla dolduruldu.
***
Avukat Hatice Yıldız’ın katıldığı TR724-Ajans’ta not almışım:
-15 Temmuz’dan önce 14 bin hakim-savcı varken bunun 5 bini, 2016’nın ikinci yarısında ihraç edildi.
-Kalan 9 bin hakim ve savcının 2-3 bini emekli olmuşsa önceki dönemden kalan 6-7 bin hakim-savcı var.
-Şu anda hakim-savcı sayısı 25 bin.
-Sınav sistemi değiştirildi, barajlar kaldırıldı.
-Son 8 yılda yeni 19 bin hakim-savcı atanmış.
***
Özellikle 15 Temmuz 2016’dan bu tarafa, operasyonlar, gözaltılar, tutuklamalar, gizli tanıklar, mahkemeler, iddianameler, duruşmalar, hemen hepsi siyasetin birer aracı oldu. İktidar, bunu çok sevdi, mevzilerini böyle sağlamlaştırdı. Fakat şimdi ilk defa durum tam anlamıyla kontrolü altında değil. Paniğin nedeni de bu.

abi nediyon Allah aşkına bu kadar zorlanma ya Ergenekon kafayı kaldırdı özel ergenekon uşağı. Ekrem uzak duruyor yesinler birbirlerini. soylu ve ekibi ortada şamar oglanida olabilir elindeki dosya sağlamsa ustede cikabilir. Tayyip güçlü izliyor. Ben nemi yapacagim en kısa sürede seçimi bekliyorum. KHK liyim. seçimde kime oy vereceğim biliyor musun.hic sevmediğim kahpe çocuğu AKP’ye. herşey sırayla önce Ergenekon ölecek.
Herkes hesap verecek ama herkes.
En son çıkarım durum kontrol altında değil. Bu sonuca nasıl geldik anlayamadım. Analiz bölümüne baktığımızda buna dair hiç bir cümle yok. Neden kontrol altında değil, kimin kontrolünde değil bunların sebeplerini yazıda bulamadım.
Ne analizler, ne analizler. Burasının Türkiye olduğu unutuluyor. Normalde onlarca hükümeti çökertecek bilgi ve belge burada çöp olur gider. Yani adamlar hapishanede Ayhan’ı vursa, bir ara da Ayşe Hanım’ı götürseler zaten kimse cesaret edip te bu davanın peşine düşmez. Bu kadar. Kim neyin peşine düşecek? Sadece gerektiği zamanlarda şantaj malzemesi olarak kullanılmak üzere birilerinin elinde dosyası bulunur. Sakın şunu yapma, dosyayı tekrar açarım diye kullanılır. Birkaç sene sonra da unutulur gider. Ne babayiğitler gitti de, cenaze namazı bile kılınmadan defnedildi. Çok da kafayı şaapmayın yani. Yukarıda birisi de önce ergenekon gidecek, ben AKP’ye oy vereceğim demiş. Sen daha hiçbirşeyi anlamamışsın birader. AKP’nin ergenekonu yenme niyeti yok. Maşanın ele, hele ki beyne karşı geldiği nerede görülmüş. Senin gibiler oldukça daha sıkıntılar çok devam eder