AHMET KURUCAN | YORUM
Fethullah Gülen Hocaefendi’nin Ramazan bayramı sonrası hastane çıkışından bugüne kaldığı yer için sıfat olarak “âsûde” tabirini ilk defa Kemal Gülen’in yazısından okudum. Meğer ki orasının adı gerçekten “Âsûde” olacak kadar âsûde bir mekan. Daha önce de ziyarete gitmiştim. O zaman nedense bu ölçüde dikkat etmemişim mekanın âsûdeliğine.
Evet dün bir grup arkadaşla öğleden sonra kısa bir süreliğine de olsa ziyarete gittik Hocaefendi’yi. Öğle namazı sonrasıydı. Çayını yeşilin her tonunun bulunduğu ağaçlara ve onların ardındaki derin ufka baka baka içti ve sonra bize doğru yüzünü döndü. Hepimizi bakışları ile tek tek süzdü. Hemen herkese başını salladı.
“Duanızı almak için geldik!” dedi içimizden birisi. Dudakları kıpırdadı. Bir şey konuşmadık. Çünkü gerçekten de hayır duasını almak için gitmiştik. Maksadın hasıl olduğunu anladığımız anda da müsade istedik. Adeti olduğu üzere iki elini havaya kaldırarak uğurladı bizleri.
Pekala ne gördüm? Hemen söyleyeyim; tabiat yasaları, biyolojinin kuralları herkesin vücudunda nasıl çalışıyorsa Hocaefendi’de de aynı şekilde çalışıyor. Kainattaki icraatını kendi koyduğu kanunlar ile yapan Allah, “Sen bir ömre yüzlerce hayat sığdırmış bir insansın. Dine, Müslümanlara ve insanlığa bunca hizmetin dokunmuş birisisin!” diye Hocaefendi’yi istisna etmiyor.
Ben bu tespiti yıllar önce Buhari dersinde Hocaefendi’den bizzat dinlemiştim. Hadis dersinde Efendimiz’in (sas) vefatı öncesi başının çok ağrıdığını, ağrısını durdurmak için alnına buz koyduğunu, tülbent gibi bir şeyle başını sıktığını okuduk. Migren miydi onu rahatsız eden ya da başka bir şey mi bilmiyorum ama tedavi adına o toplumda bilinen geleneksel metodlardan birini uyguluyordu. Hadisin şerhini yaparken şunu söyledi Hocaefendi bize: “Kevni kanunlar, biyolojinin kuralları Hz. Muhammed için bile olsa değişmiyor.”
Dünkü kısa ziyaret sonrası okuduğunuz yazıyı yazarken aklıma bu geldi. Evet, o yasalar ve o kurallar Hocaefendi’de de herkeste çalıştığı gibi çalışıyor. “Kime uzun ömür verirsek, onu yaratılış çizgisinde tersine çeviririz.” hakikati tecelli ediyor. Ve kim olursa olsun hiçbir beşer için bundan kaçış yok.
Hasta mı Hocaefendi?
Evet, hasta. Sağır sultanın bile bildiği bir gerçek bu.
Kalp rahatsızlığı mı var?
Hem evet hem hayır. Evet, kalp rahatsızlığı var. Hayır, diyabetik rahatsızlığı da var, prostatı da var, başka rahatsızlıkları da var.
86 yaşında Hocaefendi.
Yıllardan beri devam edegelen kronik rahatsızlıkları, o kronik rahatsızlıkların zaman zaman sebebiyet verdiği akût rahatsızlıkları da oluyor.
Normal değil mi?
Neden kampta değil de âsûde bir mekanda kalıyor?
Ramazan bayramı sonrası hastaneden çıkarken doktorlar kamp yerine daha sakin bir mekanda kalmasının kendi sağlığı için daha iyi olacağını söylemiş. Kaldı ki bu tür tavsiyeler ve teklifler-ben şahidim- yıllardan beri yapılıyor kendisine. Hocaefendi de her defasında ‘Hayır!’ diyordu bu tekliflere. Ama bu defa doktorların tavsiyelerini kabul etmiş. Onun için kampta değil.
Bundan sonra ne olur?
Şimdiye kadar olduğu gibi Allah’ın kainata koyduğu kevni kurallar işlemeye devam eder.
Pekala ne yapacağız o zaman?
Bu bağlamda herkese düşen görev farklı. Hocaefendi’ye düşen mevcut şartlar içinde sağlığını korumak için doktorların tavsiyelerine uygun bir şekilde yaşamak. Yakın çevresine düşen onun maddi ve manevi sağlığı adına yapılması gerekenleri yapmak. Uzak çevrede sevenlerine düşen görev ise kavli dua etmek.
Yeter sanırım.
Allah sağlık, sıhhat, afiyet içinde uzun ömürler versin.

Ahmet abi ilk defa bu sefer kısa yazmışsın okudum hemen bitti hem sevindim hemde düşündüm. Normalde maşallah oku oku bitmez bu sefer neden böyle oldu merak ettim de.
Rabbim sağlık sıhhat ve afiyetini artırsın. Hizmetimizin muradını göstersin. Ektiği tohumlar başağa yürüyecek, asrın saadeti milletimize yedi cihanda gülecek. Canım hocam seninle birlikte hakikata hizmet edip, Hakka yürümek büyük bir nimet. Seni çok seviyorum. Senin hizmet sancağın altında haşr olmak istiyorum. Mevlam lutfeder İnşaallah 🤲❤️😭🇹🇷🇵🇸
amin🤲❤️😭🇹🇷🇵🇸
Boyle bisey var mi kardes, hizmet sancagi diye? Element uydurmasak keske. Peygamberimizin livaul hamd sancag altinda hasrolmak nasip etsin Mevla
Hoca efendi (Ehlibeyt’tir.) kimin varisi ise, hizmet sancağı da, O mübarek sancaktır. 🇹🇷
Hocaefendi’nin ehlibeyt olduğunu nereden biliyorsunuz ve bu konunun Türk bayrağı ile alakası nedir?
Amin inşallah
Amin…! Sonsuz kere amin.
Allah hastalıklarına şifa versin. Kamptan ayrılışını karşı şerefsiz medyadan öğreniyoruz. Sonra arkadaşlardan birisi açıklamak için yazı yazmak zorunda kalıyor. Haberin sağlık boyutu tamamda. HE ‘nin yeğeninin attığı tweetlerin doğruluğu yada yanlışlığı hakkında da bir yazı yazsanızda bizde öğrensek
Allah hocamızı başımızdan eksik etmesin. Sağlılklı, Hayırlı uzun ömürler versin.
Son demde hiç olmazsa gurûbum tulû olsun
Gönlüm ufkunun en taze renkleriyle dolsun:
Her yanda tamburlar çalınsın, neyler duyulsun..
Ne olur, hiç olmazsa gurûbum tulû olsun…!
1400 yıl önce buzu nereden elde etmis olabilirler.
Esas konuya hiç girmeden, Yalçın bey çöllerde gündüzleri kavurucu sıcak akşamları dondurucu soğuk meydana gelir .. buz üretme teknikleri çöl insanları tarafından binlerce yıldır bilinir youtube tan çölde bir kab suyla nasıl buz üretiliri gösteren videolar var..muhtemelen buzdolabı son 100 150 yıldır var..geri kalan 1300 yılda kimse bu hadis ne diyor buzu nasıl üretmişler deyip sahihliğinden şüphe etmiyor çünkü binlerce yıldır buz üretme teknolojisine sahipler..
Buz dünyanın varoluşundan beri var, insanlar tarafından sonradan elde edilen bir şey değil. Suyun donmuş hali işte. “1400 yıl önce suyu nasıl elde etmişler” diye sormak gibi bir şey sizinkisi. Ha eğer niyetiniz “1400 yıl önce çöl ikliminde buzu nasıl bulmuşlar” diye sormaksa o zaman da bilin ki çöl iklimi dediğimiz iklim gece ile gündüz arasında büyük sıcaklık farklarının olduğu iklimdir. Mevsimine göre geceleri dondurucu olabilir.
Allah razı olsun Ahmet Abi. Sizden HE hakkında daha sık makaleler bekliyoruz.
Allah Hocamıza sağlık afiyet versin, başımızdan eksik etmesin. Dualarını tastamam kabul etsin.
Abi, bütün gelişmiş demokrasilerde kişinin sağlık bilgileri kişiye ait alandır ve mahremdir. Bunun rıza dışı paylaşımı etik ve ahlaki değildir, hatta suçtur. Şu anda cevap verilmesinin sebebi de ortalarda dolaşan dezenformasyon ve iftiralara cevap niteliğinde.
Maaş konusunda bildiğiniz net birşey yoksa eğer suizan yapıyorsunuz ve bu vebaldir. Yaşadığım bölge kampa 1 saat mesafede ve 60 yaş üstü bir sürü abi tanıyorum geçinmek için ağır işlerde çalışan.
Keşke konuşurken yazarken biraz daha dikkat etsek, hakkında kesin bilgimiz olmayan konularda hüsnüzanda bulunsak.
Allah HE‘ye hayırlı uzun ömürler versin. Cami penceresinin avlusunda yaşamının bir bölümünü geçiren bir insanın kocaman koltuklarda (son derece rahat görünen) otururken fotoğrafını yayınlamak nedir? Gelecek nesillere HE’nin temsili adına bir şey bırakmadınız.
Ahmet Hocam her şeyi mükemmel bir şekilde izah etmiş. Allah ondan razı olsun. “İki elini kaldırarak” uğurlamasını bile atlamamış. Bu hassasiyetinden dolayı kendisine medyun-u şükranız.
İnşallah diğer yazarlarımız da ziyaret edip “ariz ve amik” bir şekilde bizleri aydınlatır.
Tr 724 bu yönüyle çok önemli bir misyon ifa ediyor. İnşallah Ekrem, Abdülhamit, Tarık, Adem Yavuz beyler de bu konuda öncülük ederler.
Fitne, fesat peşinde koşanlara karşı en güzel cevap elbette bu tür şeffaf yazılar. Her zamandan daha çok birlik ve beraberliğe ihtiyaç duyduğumuz bu günlerde fitneye fesada meydan vermeyen değerli yazarları bir kez daha tebrik ediyor, yazılarının devamını niyaz ediyorum.
Allah yar ve yardımcınız olsun, vifak ve ittifakımızı bozmasın.
Hepimiz, hüzün içinde yaşanması gereken hayatımızla yolumuza devam ediyoruz. Ne isyanlardayız ne de umutların sağanak sağanak yazdığı bir dönemdeyiz. Hüznümüz ve kederimiz arttıkça artıyor. Umut beklediğimiz zamanlar çoktan geçti. Bir ömür geçti ama ömrümüzün son on senesi hep keder ve üzüntü oldu. Bazen niye hayattayız diye kendime çok sordum. Sonra derdimi ve yürüyerek katettiğim yolumu derinden sevdiğimi anladım. Bu yolda bize rehber olan büyüğümün hastalığını ve bedeninin acılara dayanamadığını öğrenince içim daha da yandı. Onun gidişine hazır olmadığımı veya olmadığımızı bir kere daha ikrar ettim. Nasıl ifade edilir bilemiyorum ama her şeyi çok özledim. Onun bizi yeniden bir arada tutabildiği ve umutlarımızın tekrar canlandığı günleri özledim. Bu belki olmayacak ama umutlu olmak için hayata tutunmaya devam etmeliyiz.
Norwey
Yazınız için teşekkür ederim. Bu şekilde birincil kaynaklardan bilgilenmek çok iyi oluyor. Üstünüze düşeni en iyi şekilde yaptığınız için tekrardan teşekkür ederim.
Rabbim hocamıza sağlık, sıhhat, afiyet içinde uzun ömürler versin.
Abilerim, doğru ve güncel bilgiye erişmek kolay olmuyor. Hizmet’in çatısı altında olan veya olmayan bir sürü internet sitesi, youtube kanalı, … ve sair kaynaklar var. Bunlardan hangilerinin doğru bilgi sağladığından her daim emin olamıyorum. Başlıca siteler olan tr724 ve Hizmetten ise günceli ve birçok şeyi aktarmada yeterli gelmiyor. Beslenmek için Wise instute, Raindrops, …, Ahmet Kurucan hocamın ve diğer abilerin yayınlarını ayrıca takip etmem gerekiyor. Kaynak çokluğu ve kaynakların genelde bağımsız olmasından dolayı birçok önemli şeyi kaçırıyorum. Yüzeysel bağımsızlık ise kümülatif bilgi edinmeyi ve haber almayı aksatıyor. Bu sebeple önemli kaynakların linklerini ve isimlerini içeren bir liste paylaşımı yapmanız ve kaynakları mümkün olduğunca toparlamanız faydalı olabilir, veya sizin alternatif bir fikriniz var ise saygı duyarım. Allah razı olsun, selam ederim.
Çok teşekkürler Kurucan Abi. Yeni nesil sizin açtığınız bu yolda ilerleyecektir. Siz değerli abilerimiz her zaman doğrunun yanında oldunuz. Hep beklentisiz yaşadınız. Bu dünyada dikili bir ağacınız, taşla çevrili bir evlek yeriniz, tahtadan bir eviniz bile olmadı.
Ahmet Abi başta olmak üzere çok değerli büyük abiler, hep örnek insan oldular. Hocamızın dediği gibi “örnekleri kendinden bir hareket” olduğumuzu asrın idrakine söylentiler. Onlar ne kitap telifi beklediler ne de uçak paralarının başkaları tarafından ödenmesine razı oldular. Çünkü onlar Hocamızın 17 Aralık’ta dediği gibi “güce kul olmaktansa çarşıya çıkıp limon satmayi” tercih ettiler.
O abiler ki içtikleri çorbanın, verilen bir hediyenin bile karşılığını tereddüt etmeden ödediler. Çünkü onlar kutsal yolun “kutsi” yolcuları idiler.
Ben de şahsen bu değerli abileri görmekten ve onların en azından bir kısmını tanımaktan bahtiyar oldum.
Allah onların ayaklarına taş değdirmesin.
Günlerini gecelerini hakkı söylemekle geçirmeyi nasip etsin.