HABER İNCELEME | Suriye yol ayrımında; üniter yapı mümkün mü?

SDG Komutanı Mazlum Abdi, konferansta yaptığı konuşmada adeta gelecek tepkilere bir cevap gibi, şu mesajı verdi: “Kürtlerin birliği, Suriye’nin de birliğidir. Biz herkesi kucaklayan bir Suriye istiyoruz.” 

AHMET KEMAL GENÇ | HABER İNCELEME

Suriye’deki son gelişmeler, ülkedeki karmaşık dengeleri bir kez daha gözler önüne serdi. Özellikle Kürt siyasi hareketlerinin Kamışlı’da düzenlediği konferans ve ardından yayımlanan “Ortak Tutum Belgesi”, Suriye içinde yeni bir tartışmanın fitilini ateşledi.

Kürtlerin sunduğu belge, sadece Kürt halkının değil, Suriye’deki diğer etnik ve dini grupların da haklarını güvence altına almayı amaçlıyor. Kadın hakları, dil ve inanç özgürlüğü gibi konular da belgede yer alıyor. Ancak bu önerilerin uygulanabilirliği, Suriye içindeki siyasi yapı ve dış aktörlerin tutumuna bağlı.

Bu konferans, Kürtlerin kendi bölgeleri için siyasi ve idari bir statü talep ettiği, kültürel ve dilsel haklarını öne çıkardığı bir dizi öneri içeriyor. Ancak Suriye yönetimi ve bazı muhalif gruplar, bu belgede yer alan “federal yapı” önerisine sert tepki gösterdi.

Sorunun merkezinde, 26 Nisan’da düzenlenen Kürt Ulusal Konferansı ve buradan çıkan belge yer alıyor. Belge, Suriye’nin genel yapısını ilgilendiren 14 temel ilke ve Kürtlere özel 11 maddelik bir öneri listesi sunuyor. En çok dikkat çeken madde ise, Kürt bölgelerinin Suriye içinde federal bir yapı olarak birleştirilmesi önerisi.

Taraflar ne diyor?

Suriye geçici yönetimi, konferanstan çıkan sonucu “bölücü” bir girişim olarak değerlendiriyor. Yapılan açıklamalarda, SDG’nin 10 Mart anlaşmasını ihlal ettiği ve ülkenin birliğini tehdit ettiği ifade ediliyor. HTŞ lideri Colani de benzer şekilde, federatif yapı taleplerine karşı çıkarak, “Suriye’nin halk ve toprak bütünlüğü kırmızı çizgimizdir.” dedi.

Öte yandan, SDG cephesi bu suçlamaları kabul etmiyor. SDG Komutanı Mazlum Abdi, konferansta yaptığı konuşmada adeta gelecek tepkilere bir cevap gibi, şu mesajı verdi: “Kürtlerin birliği, Suriye’nin de birliğidir. Biz herkesi kucaklayan bir Suriye istiyoruz.”

Bu sözler, Kürtlerin niyetinin ayrılmak değil, daha demokratik ve eşitlikçi bir yapı kurmak olduğunu anlatmaya çalıştıklarını gösteriyor. Bu konferans ile Kürtler 10 yıllık kazanımlarını ve geleceklerini HTŞ çetesine teslim etmeyeceklerine dair irade ortaya koydular.

HTŞ ile SDG gerilimin arka planı

HTŞ ile Kürt siyasi yapılar arasındaki gerilim aslında uzun süredir var. İki tarafın ideolojik yaklaşımları taban tabana zıt.

HTŞ, Sünni İslamcı Arap üniter bir yönetim kurmak isterken; Kürtler daha seküler, çok kültürlü ve yerinden yönetim esasına dayalı bir sistem hedefliyor.

Ayrıca HTŞ, kendi ilan ettiği “hükümetin” dışında hiçbir siyasi yapıyı tanımıyor. Kürtler ise yıllardır fiili olarak yönettikleri bölgelerde kendi yönetim yapısını koruma çabasında. Bu karşılıklı güvensizlik ve çıkar çatışması, son konferansla birlikte yeniden yüzeye çıktı.

ABD, hem SDG’yi destekliyor hem de Kürt siyasi birliğini önemseyen bir tutum sergiliyor. Amerikalılar, Kürtlerin Suriye’de kalıcı bir çözümün parçası olmasını istiyor. Bu nedenle hem 10 Mart Anlaşması’nı hem de Kürtler arası diyalog girişimlerini destekliyor.

Türkiye’nin tutumu nedir?

Türkiye ise bu konuda daha net bir tutum sergiliyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Katar’da yaptığı açıklamada, Suriye’nin toprak bütünlüğüne zarar verecek hiçbir girişimi kabul etmeyeceklerini belirtti. Türkiye, federal yapıya veya özerk yönetime açıkça karşı çıkıyor ve bunu bir “bölünme” olarak görüyor.

Uzmanlar çatışma riskinden endişe ediyor. Taraflar arasında anlaşmazlık yeni olmasa da, Kürt konferansından sonra bu farklar daha görünür hale geldi. Şimdilik doğrudan bir çatışma ihtimali zayıf görünüyor. Çünkü sahadaki dengeler, özellikle ABD’nin varlığı, büyük bir çatışmanın önüne geçiyor. Ancak gerilim sürerse, bu durum daha büyük bir krizin kapısını aralayabilir.

Bugün Suriye’de barışa giden yol hâlâ belirsiz. Kürtler kendi haklarını güvence altına almak istiyor, rejim ve bazı muhalif gruplar ise ülkenin parçalanmasından endişeli. Bu denklemde dış güçlerin – özellikle ABD ve Türkiye’nin – tutumu belirleyici olacak gibi görünüyor.

Kürtlerin ortak belgesi bir “bölünme planı” mı, yoksa birlikte yaşamanın yeni formülü mü? Bu sorunun cevabı önümüzdeki haftalarda, belki de aylarda daha da netleşecek..

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin