Erdoğan rejiminin yeni kumpası: İmamoğlu dosyası

YORUM | Av. OSMAN ZEREY

Türkiye, AKP iktidarında yalnızca ekonomik olarak değil, siyasal ve toplumsal açıdan da derin bir çöküş yaşıyor. Halk, yaşanan bu çok boyutlu krizde bir “kurtarıcı” arayışında. İktidarın başındaki Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan ile çevresi de bu arayışı çok iyi okuyor.

Ekrem İmamoğlu’nun, 2019’da İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerini tüm baskılara rağmen kazanması, Erdoğan’ın siyasi dengelerini sarstı. Bu zafer, Erdoğan’ın uzun yıllardır kurduğu hegemonik siyasetin en ciddi meydan okumalarından biri oldu.

O andan itibaren İmamoğlu, Erdoğan ve kurduğu rejim açısından “yok edilmesi gereken” bir siyasi rakip haline geldi. Zira bu rejim, varlığını yalnızca rakipsizlik üzerine inşa edebiliyor.

Tek adam düzeni: Yargı, medya, bürokrasi tek merkeze bağlı

15 Temmuz sonrası oluşan siyasi atmosfer, Erdoğan’a mutlak bir güç alanı sundu. “F.TÖ ile mücadele” söylemi, rejimin en etkili aracı haline getirildi. Bu süreçte, yargıdan medyaya, bürokrasiden kolluk güçlerine kadar tüm devlet kurumları tek bir merkeze bağlandı.

15 Temmuz sonrası inşa edilen “Yeni Türkiye” düzeni, aslında bir kişi etrafında şekillenen otoriter bir yapıya dönüştü.

Bu yapıda:

  • Yargı bağımsız değil, tamamen siyasi talimatla karar veriyor.
  • Medya özgür değil, gerçekleri değil Rejimin istediği algıları yayıyor.
  • Bürokrasi tarafsız değil, sadece iktidarın çıkarlarına hizmet ediyor.

Erdoğan, bu sistem içinde tek karar verici konumunda. Onun kararları sorgulanamıyor, eleştirilemiyor. Artık yargı kararları siyasetin talimatıyla alınıyor, medya gerçekleri değil iktidarın algı operasyonlarını yayıyor, dürüst kamu görevlileri ise “iftira kampanyalarıyla” tasfiye ediliyor.

Hukukun yerini algı operasyonları aldı

İmamoğlu hakkında hazırlanan son iddianame, bu otoriter düzenin en güncel örneği.

Somut delillerden yoksun, çelişkilerle dolu bu dosya, aslında bir “hukuk belgesi” değil, bir siyasi operasyon metni.

Önce medya aracılığıyla algı yaratılıyor, ardından yargı o algıya uygun karar üretiyor.

Sonuç: Yargılama başlamadan hüküm verilmiş oluyor. Ve sonuçlanmış bir yargılama olmadan bu hüküm peşinen infaz ediliyor.

Bu tablo, Türkiye’de hukukun tamamen siyasetin kontrolüne girdiğini, “bağımsız yargı” kavramının kâğıt üzerinde kaldığını gösteriyor.

Muhalefetin sessizliği rejimin sigortası

Ancak trajik olan şu ki, bu otoriter düzen yalnızca iktidarın baskısıyla ayakta kalmıyor. “Muhalefet” olarak adlandırılan bazı kişi ve partiler de görünürde eleştiri yaparken fiilen bu rejime destek veriyor.

Erdoğan’ın kurduğu düzen, kimi hedef alırsa alsın aynı yöntemleri kullanıyor: suçsuz insanlara iftira, medya linci, yargı eliyle itibarsızlaştırma… Bugün bu mekanizma İmamoğlu için çalışıyor; dün başka kesimlere karşı çalışıyordu. Sessiz kalan herkes, yarın aynı hukuksuzluğun mağduru olma riskiyle karşı karşıya.

Gerçek muhalefet; herkes için hukuk

CHP ve diğer muhalif çevrelerin anlaması gereken temel gerçek şudur:

Erdoğan’ın dilini, “F.TÖ”, “terörist”, “dış mihrak” gibi ithamları benimseyerek kimseyi kurtaramazlar. Bu söylem, sadece iktidarın suçlamalarını meşrulaştırır ve hukuksuzluğu kalıcı hale getirir.

Gerçek bir muhalefet, herkes için hukuk ilkesini savunmak zorundadır. İdeolojik farklılıklar, adalet mücadelesine engel olmamalıdır. Çünkü hukuksuzluğa göz yumuldukça, rejimin iftira mekanizması daha da güçlenir. 

Bazı CHP’lilerin, İmamoğlu’na yapılan Kumpas’a cevap verirken, ‘bunlar f.tö yöntemleri’ diyerek hukuksuzluğu yapan gerçek suçluyu gizleyip hedef saptırmaları da bilerek yada bilmeyerek Rejime hizmet eder.

Ekrem İmamoğlu’nu kurtarmak istediğini iddia eden CHP’lilerin, AKP rejiminin, Ekrem beyi suçlu göstermek için irtibatlı gösterdikleri, iftira atılan suçsuz kesimlere, Erdoğan’ın ağzıyla ‘f.tö’ diyerek iftira atması ve suçlu göstermesi, Ekrem beyi kurtarmaz tersine ceza almasına yardım eder. CHP’liler ve diğer muhalifler için tek yol, her kesim için hukuku savunmak ve gerçekleri açıklamaktır.

Aynı adaletsizliğin farklı kurbanları

Bugün hedefte İmamoğlu var, dün KHK’lılar ve Gülen Hareketi vardı, yarın kim olacağını kimse bilemez. Bu rejimin mantığı, farklı düşünen, kendisine biat etmeyen herkesi “tehdit” olarak görmektir. 

Eğer muhalefet, Hukuku öncelemez ve rejimin diskurlarıyla hareket etmeye devam ederse, sonunda kendisi de büyük zarar görür.

Gerçek çıkış yolu; korkmadan gerçeği söylemek, iftiralarla değil hukukla mücadele etmektir. Türkiye ancak o zaman yeniden nefes alabilir.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin