İLHAN YILDIRIM | YORUM
Hz. Peygamber’in (sallallahu aleyhi vesellem) erken çocukluğunun ilk sekiz yılı çok dokunaklıydı. Bir önceki yazımızda anne babasını ve dedesini kaybettiğini ve sürekli değişimlerle karşı karşıya kaldığını görmüştük. Eğer Peygamber’in (sas) hayatını çocukluktan itibaren değil de ilerleyen dönemlerinden okumaya başlarsak O’nu (sas) ve taşıdığı sancıları tam olarak anlamayabiliriz. Bütün bunlar güçlü bir kişiliğin oluşmasına katkıda bulunan şeylerdi. Ağacın altındaki kökler düzgün bir şekilde bakılıp beslendiğinde, ağaç kendi benzersiz yaşamını sürdürebilir, ormandaki her şeyle barış içinde birarada var olabilir. Hz. Peygamber (sas) çocukken etrafı böyle düzgün insanlarla çevriliydi.
Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem), Hz. İsmail, Hz. Musa, Hz. İsa ve bazı peygamberler gibi çocukluğunu annesiyle geçirdi. Sonra hayatına Halime bin Sad süt annesi olarak girdi. Bu ismin anlamında güzel bir tevafuk var. Halime, sabırlı, yumuşak ve tahammüllü manasında el-hilm’den geliyor. İsminde dahi sabır ve sevgi dolu bir özellik bulunuyor.
Bebeklik döneminde şefkatli ve sabırlı bakım alan çocuklar daha güvende olur ve yetişkinlikte sevgi vermeye ve almaya daha yatkındırlar. Kimse bu deneyimleri gerçekten hatırlamaz. Ama yine de kalıcı bir etki bırakırlar. Çocukluk anıları kaybolsa dahi kişiyi her zaman etkilemeye devam eder.
Halime’den önce Hz. Peygamber’in hayatında bambaşka bir figür daha var. Hz. Peygamber doğduğunda kucağına ilk alan kişi. Peygamber’i doğurmayan ama çocukluğunu kucaklayan bir kadın. Onun için bir bakıcıdan daha fazlası. Annesinin yaşayan hatırası ve Hz. Peygamber’i çocukluk günlerine bağlayan bir ses.
Kaynaklara göre, Hz. Peygamber’in anne karnından son nefesine kadar onunla beraber yaşayan ve ona eşlik eden tek kişi. Doğumundan bebekliğine, çocukluğundan gençliğine, olgunluğundan yaşlılığına kadar. Adı Bereke Bint-i Sa’lebe ama tarih onu başka bir isimle tanıdı: Ümmü Eymen. Bu nedenle, Hz. Peygamber’in onun hakkında, “Annemden sonra benim annemdir!” demesi şaşırtıcı değil.
Bu Habeşli siyahinin hikayesi, dışlanmış bir kadının hikayesi değil, kader tarafından yetim olarak hayata başlayan bir peygambere destek olmak üzere seçilmiş bir annenin hikayesidir. Hz. Peygamber (sas) çok küçük yaşta mahrum kaldığı annelik sevgisini Bereke’den aldı. Peygamberimiz’in (sas) vesayeti 18 yıl sürdü. O yıllarda ve sonrasında Hz. Peygamber (sas) ona “Anacığım!” diye seslenir ve ona her baktığında “Bu (kadın) benim ailemin kalıntısıdır!” derdi.
Allah Resulü’nün (sas) evlenmesinin ardından Bereke, Neccaroğullarından Ubeyd b. Amr ile evlendi. Bu birliktelikten bir oğulları oldu. “Eymen” ismi verilen bu çocuğun doğumuyla, Ümmü Eymen künyesi yaygınlaştı. Eşi Yesrib’de vefat edince oğlu Eymen’i de yanına aldı, kalbinin ait olduğu yere, Hz. Peygamber’in (sas) yanına döndü.
Tekrar yuva kurmasını arzu eden Allah Resulü, “Her kim cennetlik bir kadın görmek isterse Ümmü Eymen’e baksın.” dedi. Bu sözü duyan Zeyd b. Harise yaşı Ümmü Eymen’den yirmi yaş küçük olmasına rağmen ona talip oldu.
Tertemiz bu iki gönlün beraberliğinden Üsame dünyaya geldi. Ümmü Eymen’in onu yetiştirme tarzı ve yol gösterici öğretilerinin ışığıyla ve Allah’ın lütfuyla harikulade bir şahsiyet ortaya çıktı. Öyle ki, Huneyn Savaşı’nda Allah Resulüne (sas) eşlik etme ve onunla birlikte savaşma şerefine nail oldu. Ve bu oğul, Hz. Peygamber’i bir an bile yalnız bırakmayan on kişiden biriydi.
Ümmü Eymen hicret günü geldiğinde, binek hayvanı, erzak ve yol arkadaşı olmadan, tek başına Mekke’den Medine’ye gitti. Sürekli, “Allah’ın Resulünü Medine’de yalnız bırakmayacağım!” diyordu. Yüzlerce kilometre yürüdü. Ara sıra tökezlese de, her zaman ayağa kalktı, ta ki bitkin bir halde Medine’ye ulaşana kadar. Onu sevinçle karşılayan Allah Resulü “Ey Ümmü Eymen, sen cennet ehli arasındasın!” diye müjdeledi.
Ümmü Eymen bu dünyada 85 yıl yaşadı ve Hz. Peygamber’in (sas) irtihalinden beş ay sonra Medine’de vefat etti. Cennetü’l Baki’ye defnedildi.
Ümmü Eymen’in hayatı bize, kendi çocuklarımız olmasalar bile çocuklara sahip çıkmamız gerektiğini hatırlatıyor. Tıpkı isimsiz yabani otların bile beslendiğinde güzel olabilmesi gibi, belki de her birey, doğumdan itibaren çevresindekilerin sevgisi ve ilgisiyle beslenerek asil bir insanlığı somutlaştırabilir. Bu, acıma, güzellik veya çirkinlikle ilgili değil, yaşamı ve ölümü aşan asil bir insan dünyasıyla ilgilidir.
“Seni yetim bulup barındırmadı mı?” (Duhâ, 6).
Bu yetim asla terk edilmiş değildir; aksine en başından beri Allah’ın himayesi altındadır. Bu da dedesi Abdulmuutalib, amcası Ebu Talib ve dadısı Ümmü Eymen’in Allah Resulünü koruma ve gözetme görevlerini en iyi ve en mükemmel şekilde yerine getirmeleri sayesinde gerçekleşti.
Yetimliğin Allah Resulüne (sas) bıraktığı en önemli miras başkalarının acılarına duyduğu ilgiydi. Vahyin gelişinden 5 sene evvel sık sık Hira Mağarasına çekilmeye başladı. “Yeryüzünün” sert gerçekleri ve “insanlığın” ortak kaderi üzerinde giderek daha fazla ızdırap çekti.
Hz. Peygamber’in (sas) çölde münacat ve tefekkür için kumları değil, bir dağı (Hira Dağı) seçmesini ayrıca düşünmek gerekir…
Peygamberimize (sas) ve ehline yer ve gökler dolusu en mükemmel selâmlar olsun.

Belki de bu dertler silsilesiyle başlayan hayatta Allah cc sıkça hatırlatmış Efendimize sav derdi, dertlileri, dert vereni ve dert sahibi olunca müracaat edilecek olanı.
Dert çekmeyen dertliyi asla anlayamaz. Hatta dertleri gecmiste kalıp rahata huzura kavuşan da pek hatrina getiremez dertlilerin o anda dertlilerin neler yaşadığını. Kendine basit, değersiz seyleri dert edinir iş ev araba mülk edinmek ve çoğaltmak gibi. Unutur hemen lezzetleri acilastiran, ölümü yaşamaya tercih ettirebilecek geçmiş dertlerini. Huzurdan, özgürlükten, bedeniz ve zihinse sağlıktan, sevdikleriyle birliktelikten yoksun olmanın getirdiği ızdırabi.
Mecburi hicret ve ayrılıklarla yaşadığım ağır sıkıntıların da bana en büyük faydalarından biri; içinde yaşadığım konfor ve huzur kulelerinden zemine inmek, varlığından haberdar bile olmadigim dertlere sahip her çeşitten dertliyle beraber diz üstü oturup aynı sofrayı , onlari farkedebilmek oldu diyebilirim.
Şimdi dönüp de o dertleri yine istiyorum diyemem ama tekrar rahatı ve konforu bulmanın unutturduğu şeylerin vicdan azabını ara ara duyuyorum.
Ya bu vicdan azabını da yitirirsem..
Derinden dokunan bir yazı kaleminize sağlık… Allah bir şeyi alıyorsa, yerine daha derin bir şey koyuyor. Mesele onu görebilmek Rabbim bizlere görmeyi nasip etsin inşallah selam ve dua ile
Güzel bir yazı olmuş. Yazılarınızı heyecanla okuyorum. Sizden bu konuda daha fazla yazı bekliyoruz. Her sorunda olduğu gibi bu çağda da çok önemli olan sorunların çözümleri yine O’nun Efendimiz(sav)’in hayatında ve tavsiyelerinde