Dijital yetimler

İLHAN YILDIRIM | YORUM

Hz. Peygamber (sas) 4 yıl Beni Sa’d kabilesinde kaldıktan sonra Mekke’ye annesine döndü. Hz. Muhammed (sas) altı yaşındayken, annesi onu babasının mezarını ziyaret etmek ve babasının akrabalarıyla tanıştırmak için Medine’ye götürmeye karar verdi. Orada bir ay kaldılar. Ne yazık ki dönüş yolunda annesi hastalandı ve kollarında vefat etti. Amine validemiz Mekke ile Medine ortasında el Ebva denilen bir köye defnedildi.

Bu köy, Hz. Peygamber’in hayatının sonuna kadar ziyaret edeceği bir yer oldu. Ayrıca Hz. Peygamber (sas) için büyük acı taşıyan bu yer, 45 sene sonra bir sığınak olacaktı.

Annesine olan sevgisi, zorlu hayatı boyunca Hz. Peygamber’in (sas) sadık dostu olarak kaldı. Onun hatırasını ne salgın hastalık ne de ölüm koparamadı. Ümmü Eymen, Hz. Muhammed’i (s.a.s.) bir kervanla (208 km) Mekke’ye getirdi ve dedesi Abdulmuttalib’e teslim etti.

Gelininin vefat haberi Abdulmuttalib’i yıldırım gibi çarptı. Yaşlı dede, torununun bu kadar erken yaşta babasını daha sonra annesini kaybetmesine derinden üzüldü. Bu yüzden hem babasının hem de annesinin kaybını telafi etmek için O’nu (sas) himayesine aldı. Ancak bu şefkatli himaye uzun sürmedi.

Hz. Peygamber (sas) bu saygın ve bilge dede ile 8 yaşına kadar birlikte yaşadı. Ümmü Eymen’den rivayet edildiğine göre Peygamberimiz (sas) dedesinin cenaze alayının arkasından ağlayarak yürümüş, Mekke’deki Hacûn kabristanına (Cennetü’l Muallaya) defnedilene kadar eşlik etmiştir.

Elli bir yıl sonra Huneyn savaşında Müslümanların düşman karşısında bozguna uğradıkları bir hengamede etrafında yapayalnız kalan Allah Resulü (sas), “Ben Allah’ın resulüyüm bunda yalan yok. Ben Abdulmuttalib’in torunuyum; bunda da yalan yok!” diyerek haykırmış, kendisini dedesine nispet etmiş, Allah’ın inayeti ile hezimeti zafere çevirmişti.

Üçüncü defa yetim kalan Hz. Peygamber (sas) için ölüm, ömür boyu süren bir temaydı. Daha önce anne babasını ve dedesini kaybetmenin acısını tattığı gibi, 5 evladını kaybetmenin acısını da tadacaktı. Peygamberliğinin en zor zamanlarında ve teselliye en çok muhtaç olduğu anda eşinin ve amcasının ölüm acılarını da…

Hz. Peygamber (sas) acı çeken herkesi anlayabilirdi, ancak kendi acısından asla bahsetmezdi. Bir gün mezarlıkta ağlayan bir kadını gördü ve ona sabırlı olmasını söyledi. Kadın O’nu (sas) tanımadı ve “Siz sabır hakkında ne biliyorsunuz ki?” dedi. Efendiler Efendisi’ne (sas) çok kızdı. “Sanki benim neler yaşadığımı, şu anda neler çektiğimi biliyor musun?” der gibiydi. Hz. Peygamber (sas) ona, “Baba, anne, dedeler, amcalar, çocuklar, eşler, nereden başlayayım?” demedi! Hiç birinden bahsetmedi, sadece uzaklaştı. Çünkü Hz. Peygamber (sas), kalbini sadece Allah ile teselli ederdi.

Burada Hz. Muhammed’in (sas) küçük bedeninin ölüm acılarını büyük bedenlerden daha iyi nasıl kucakladığına dair bir bakış atabiliriz.

Çocukken başlangıçları ve bitişleri, yaşamı ve ölümü sorgularız. Yani en temel, en ontolojik soruları çocukken sorarız. Bu sadece doğum ve ölüm ile ilgili bir soru mudur? Yoksa insanın varoluş amacını öğrenmek ve bu dünyada hayatını sürdürecek gücü bulma isteği midir?

Yani başlangıçlar ve bitişler sorusu aynı zamanda ilişkide güçlü bağ kurma arzusuyla da bağlantılıdır. Bu da, dünyaya doğru adım adım ilerlemenin getirdiği kaygının ortasında, zayıf bir varlık olarak kimin güçlü bir destek olacağı sorusunu içerir. “Zira çocuklar merhamet ister ve şefkat beklerler. Zaaf ve iktidarsızlık noktasında, merhametkâr, kudretli bir Halikı bilmekler ruhları inbisat edebilir, iktidarları mesudane inkişaf edebilir.” (Bediüzzaman)

Bu durumda çocuk sadece ölümü kucaklamakla kalmaz aynı zamanda ölümün öğrencisi de olur. Ölümle bu karşılaşma ve özdeşleşme çocuğu, omuzlarını dikleştirmeye ve ileri doğru hareket etmeye yönlendirir. Onun Rabbine güvenme azmini güçlendirir; böylece zor bir durumla karşılaştığında “babam” veya “annem” demek yerine “Rabbim” der. “Rabbim beni terbiye etti. O ne güzel terbiye edicidir.”

Bebeklik döneminde, anne veya birincil bakıcı bizim için en önemli kişidir. Ağladığımızda veya acıktığımızda, hemen yanıt verir, sevilme ve bakılma ihtiyacımızı karşılar ve güvenli bir bağlanma kurmamızı sağlar. Ancak, anne ve baba çocukla istikrarlı, olumlu bir duygusal bağ kuramazsa, çocuğun kalbinde yetimlik kompleksi gelişir; bu da yalnızlık, çaresizlik ve korku duygularına, annesinin ve babasının her zaman orada olup olmayacağına veya bir gün tekrar ortadan kaybolup kaybolmayacağına dair belirsizliğe yol açar. Bu, kaygılı bir bağlanma ilişkisidir.

Son yıllarda dijital yetimlik olarak adlandırılan bu olgu, Hz. Peygamber’in (sas) yetimliği ve O’nu (sas) yetiştirenlerin değerlerine dair beni yeniden düşünmeye sevk etti. Hemen hemen dünyanın her yerinde dijital yetimlikte gerçek bir artış olduğu gözleniyor. Ve bu gizli kriz “insanlığın son kutsal kalesi evi” yok ediyor.

Yani ebeveynler fiziksel olarak evdeler, ancak zihinsel olarak akıllı telefondalar. Ekrana bakan bir ebeveyn, çocuğun bağlantı aradığı ve karşılık alamadığı için çocuğu derinden yaralıyor. Yapılan anketlere göre her üç çocuktan biri ebeveynlere yaklaşıp “Telefonu bırak! Bana bak!” diye büyüklerin ilgisi için yalvarıyorlar. Çocukluktan itibaren en yakın sevdikleriyle aynı odada yalnız kalmaya alışan bir nesil ile karşı karşıyayız.

5 YORUMLAR

  1. Digital dünya.
    Digital insan.
    Sistemi getirenler bu problemi kendilerince çözmüşler.

    insanlar laboratuvar da üretilecek, ihtiyaca göre. Sentetik biyoloji

    • Bu konuda sorunu anlamak ve tanımlamak için daha fazla fikir ve yazı üretmeye ihtiyacımız var. Bu sorunun da diğer sorunlar gibi ancak kolektif şuur ve birliktelikle üstesinden gelinebilir. İşimizin zor mu kolay mı olduğunu bizim sorunlar hakkındaki tavır ve davranışlarımız belirliyor.

  2. Elimizden gelen tekrar sorgulama ve hatırlamaya çalışma. Aslında başka bir zikir. Sizin gibi güzel yazarlar hep işte bu güzel hatırlatmalarla farkındalık oluşturuyor. Allah sizlerden razı olsun. Putlaştırdığımız veya normalleşen o kadar çok şey var. İçerde ve dışarıda putları tek tek kırmak zor ama tabii ki Efendimiz(sav) “kardeşlerim” diye hitap ediyor bu dönemlerde yaşayacak olan müminlere. İnşallah o kardeşlerden oluruz. O yüzden geriye içerde ve dışarda farkındalığımızı arttırmak, dertlerden bıkmamak ve onları sevmek ve devamında acizliğimizi sonuna kadar hissetmek. Sevdircek olan da o.

    Düşünsenize , farkındalık ve hatırlamalar olmasa acizliğimizi nasıl anlayacağız. Aslında otomatik olarak başkasının ve kendi dertlerinin farkında varmak ve bunlarla ilgilenmek demek daha çok acizlik hissetmek ve daha çok dua gerektirmeyecek mi?
    “Duanız olmasa ne ehemmiyetiniz var?”
    Kardeş olmak kolay mı?
    İlhan hocam Rabbim size daha çok ilham versin. Hatırlatmalara devam edin inşallah. Ama yazılarınızdan sadeliği de öğreniyoruz. Sanırım son yazınızda sadece “.” olacak. Ama o zaman anlayamayız. Ramazanınız mübarek olsun. Rabbim gönlünüze ordan da bize akıtsın inşallah.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin