TR724 HABER MERKEZİ
İstanbul’da Kürt davaları kapsamında 22 Haziran’da gözaltına alınan ve tutuklu kaldığı Silivri’deki Marmara Ceza İnfaz Kurumu’ndan 14 gün sonra cenazesi çıkan Özcan Aksu’nun, defnedilmeden önce ailesi tarafından tabutta çekilen video fotoğrafları cezaevinlerindeki hak ihlalleri ve işkenceyi bir kez daha gözler önüne serdi.
22 Haziran 2026’da gözaltına alınan, bir gün sonra tutuklanan Aksu, 5 Temmuz’da kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti.
Ablası Melek Aksu, İlke TV’den Ahmet Ayva’ya yaptığı açıklamada, kardeşini 26 Haziran’daki kapalı görüşte ağır darp edilmiş, bilinci bulanık ve kendisini tanımayacak halde gördüğünü anlattı. Aile, cezaevinde ne yaşandığının, hastane sevklerinin neden yapıldığının ve tıbbi müdahalenin neden geciktiğinin ortaya çıkarılmasını istiyor.
“TUTUKLANDIĞINI RESMİ KURUMLARDAN ÖĞRENMEDİK”
Melek Aksu, kardeşinin gözaltına alındığı ve tutuklandığı bilgisinin aileye hiçbir resmî makam tarafından verilmediğini söyledi.
“Bana kesinlikle emniyet ya da resmî hiçbir kurum bilgi vermedi. Arkadaşı aradı, kardeşimin tutuklandığını söyledi. Nezarette kaldığı geceden bile haberimiz olmadı.”
24 Haziran’da avukatın Özcan Aksu’nun Metris Cezaevi’nde olduğunu söylediğini belirten Aksu, Metris’e gittiğinde kardeşinin Silivri’de olduğunu öğrendiğini, avukatın da bunu kendisinden öğrendiğini ifade etti.
“HANGİ HASTANEDE OLDUĞUNU SÖYLEMEDİLER”
25 Haziran’da Silivri Cezaevi’ne giden Melek Aksu, kardeşiyle görüştürülmediğini, görevlilerden yalnızca hastanede olduğu bilgisini aldığını anlattı.
“Kardeşimin hastanede olduğunu söylediler ama hangi hastanede olduğunu söylemediler. Ben de bunun rutin sağlık kontrolü olduğunu sandım.”
“Onu görmemle şok geçirmem aynı anda oldu”
Melek Aksu, 26 Haziran’daki kapalı görüşte kardeşini tanınmayacak halde gördüğünü söyledi.
“Kardeşimi feci şekilde dövmüşlerdi. Kaşını, gözünü, yüzünü patlatmışlardı.”
Aksu, kardeşinin sağ kaşında çok sayıda dikiş bulunduğunu, sağ gözünün tamamen şiştiğini, yüzünün morardığını, ensesinde ve saçlarında kan olduğunu anlattı. Kolundaki derinin sıyrıldığını, ellerinin şiş olduğunu, ayakta durmakta güçlük çektiğini ve sürekli titrediğini söyledi.
“BENİ TANIMADI”
Melek Aksu, kardeşinin görüş sırasında kendisini tanımadığını ve bilincinin yerinde olmadığını belirtti.
“Cama vuruyorum, ‘Özcan ben geldim’ diyorum. Beni tanımıyor. Nerede olduğunun bile farkında değildi.”
Kapalı görüş telefonunu kullanamadığını, infaz koruma memurlarının zaman zaman yanına giderek telefonu nasıl kullanacağını gösterdiğini anlatan Aksu, bir görevlinin kendisine, “Kardeşin seni tanıdı mı?” diye sorduğunu, kendisinin de “Siz bunu ne hale getirmişsiniz” diye tepki verdiğini söyledi.
“GARDİYANLARI İŞARET ETTİ”
Melek Aksu, kardeşine kendisini kimin bu hale getirdiğini sorduğunu belirterek, “Seni kim dövdü?” dediğinde arkasındaki gardiyanları işaret ettiğini öne sürdü.
“Gardiyanlar sürekli yanı başımızdaydı. Hem tehdit hem baskı altındaydı. Hiçbir şey söyleyemiyordu.”
“O GÜN BURNU KIRIK DEĞİLDİ”
Aksu, 26 Haziran’daki görüşte kardeşinin burnunda kırık olmadığını özellikle hatırladığını, ancak cenazeyi teslim aldıklarında burnunun kırık, sol kaşında ise yeni bir yara bulunduğunu söyledi. Bunun kendi gözlemlerine dayandığını belirten Aksu, yaralanmaların ne zaman meydana geldiğinin soruşturulmasını istedi.
“YOĞUN BAKIMDA OLSAYDI ÖLMEYECEKTİ”
29 Haziran’da avukatın da kardeşiyle görüştürülmediğini, 30 Haziran’da ise aileye önce “koğuşunda”, daha sonra “hastanede” denildiğini aktaran Melek Aksu, 2 Temmuz’da Metris Cezaevi’ne sevk edildiği bilgisinin verildiğini, ancak Metris’e hiç giriş yapmadığının söylendiğini ifade etti.
Kardeşinin sağlık durumunun çok daha önce ağırlaştığını savunan Aksu, şöyle konuştu:
“Beni tanımadı. Yürüyemiyordu, dengesini koruyamıyordu. O çocuk cezaevinde değil de yoğun bakımda olsaydı, ilk anda müdahale edilseydi benim kardeşim ölmeyecekti.”
“ONU ÖLÜME TERK ETTİLER”
Melek Aksu, görevlilerin kardeşinin ağır durumunu gördükleri halde gerekli müdahaleyi yapmadıklarını iddia etti.
“Onu ölüme terk ettiler. Ölümünü izlediler. Artık geri dönüş olmadığını anlayınca hastaneye gönderdiler.”
“FOTOĞRAFLAR ELİMİZDE, İŞKENCE VAR”
Cenazeyle Muş’a giderken fotoğraf çekmediklerini fark ettiğini belirten Aksu, köye ulaştıklarında bütün engellemelere ve kalabalığa rağmen kefeni açarak görüntü aldıklarını söyledi:
“Babama, ‘Ne olursa olsun bunun fotoğrafını çekmemiz lazım’ dedim. Kefeni açarken bir video ve birkaç fotoğraf çektik. Morlukları, dikişleri, burnundaki izler net şekilde görünüyordu.”
AİLE KAMERA KAYITLARININ İNCELENMESİNİ İSTİYOR
5 Temmuz’da hastanede yaşamını yitiren Özcan Aksu’nun kesin ölüm nedeni henüz açıklanmadı. Aile, otopsi raporunu beklerken soruşturmanın kapsamı hakkında bilgi verilmediğini belirtiyor.
Melek Aksu, gözaltı merkezi, sevk araçları, Silivri ve Metris cezaevleri ile hastanelerdeki tüm kamera kayıtlarının incelenmesini, sağlık kayıtları ve sevk belgelerinin dosyaya alınmasını istediklerini söyledi.
Aile, Özcan Aksu’nun yaralarının ne zaman ve nerede oluştuğunun, hastaneye hangi sağlık durumunda ulaştırıldığının ve tıbbi müdahalenin neden geciktiğinin adli soruşturmayla ortaya çıkarılmasını talep ediyor.

Devlet zırhı giymiş bu korkAK çAKalların Allah belasını versin tez zamanda.
Burada bir devlet yok. Devleti AKP-MHP suç ortaklığı yok etti. Burada geri zekâlı hırsız faşistlerin zora dayalı hükümranlığı var. En başta Adalet Bakanlığına bağlı her türden itler olmak üzere herkes bu enkazın altında kalacak.
amin