HASAN CÜCÜK |HABER-ANALİZ
Chelsea’de işler tamamen kontrolden çıkmış durumda. Bournemouth ile Stamford Bridge’de alınan 2-2’lik beraberlik zaten alarm zillerini çaldırmıştı. Ancak Enzo Maresca’nın yılbaşında sürpriz şekilde görevden alınması, kulübün sözde “uzun vadeli projesinin” aslında ne kadar yönsüz ve plansız olduğunu gözler önüne serdi.
Kasım sonunda Barcelona karşısında gelen 3-0’lık Şampiyonlar Ligi galibiyeti, “yeni Chelsea geliyor” yorumlarını yaptırmıştı. Arsenal ile 10 kişi kalan rakibe karşı alınan 1-1’lik beraberlik de bu görüşü güçlendirdi. Ancak bu sadece bir başka sahte umut çıktı.
Felaket geçen aralık ayının ardından Chelsea, Premier Lig’de 5. sırada bulunuyor. Kağıt üzerinde kötü değil ama bu kadro ve harcanan paralar düşünüldüğünde son derece yetersiz. Üstelik Şampiyonlar Ligi’nde de düşüş başladı; Atalanta yenilgisi sonrası Chelsea, Tottenham ve Newcastle’ın gerisine düştü.
Chelsea son 8 lig maçında yalnızca 1 galibiyet alabildi. Arsenal ile aradaki fark 17 puana çıktı. Bir dönem “onlarla aynı seviyedeyiz” diyen taraftarlar için sert bir gerçekle yüzleşti. Bournemouth maçları, Chelsea’nin sorunlarını net biçimde ortaya koydu. Deplasmandaki 0-0 tamamen hiçbir varlık gösteremeyen silik, iç sahadaki 2-2 ise kontrolsüz ve kaotikti. Bu kadar pahalı bir kadronun hâlâ maçtan maça savrulması kabul edilebilir bir durum değildi.
Chelsea, ligde fair-play sıralamasının dibinde. 37 sarı, 4 kırmızı kart… Genç kadro hâlâ liderlikten çok uzak. Jackson gitti ama sorun bitmedi. Bu kez Caicedo ön planda. Sezon başında yılın oyuncusu adayı gibi oynayan Ekvadorlu, artık kartlarıyla konuşuluyor.
Bu tablo Chelsea için yeni değil. Geçen sezon da benzer bir düşüş yaşadılar. Zirveye yaklaşmışken söylemler değişti, baskıdan kaçıldı ve sonuç: 10 maçta 2 galibiyet. Bu Chelsea, kış aylarında umut verip sonra hayal kırıklığı olmayı alışkanlık hâline getirdi.
Bir de çözüm bulunamayan duran top faciası var. Özel departman kurulmasına rağmen Chelsea, özellikle uzun taçlarda ligin en kırılgan takımı olmaya devam ediyor. Öne geçtiği maçlarda en fazla puan kaybeden ekip olmaları da “yumuşak karınlı” imajını pekiştiriyor.
Futbolun önemli bir gerçeği; büyük takımlar, büyük oyuncularla kazanır. Chelsea ise milyarlar harcamasına rağmen yeterince elit futbolcuya sahip değil. Palmer ve Caicedo fark ediliyor, Estevao Willian gelecek vaat ediyor, Reece James ve Cucurella sağlıklıyken üst seviye. Geriye kalanlar mı? Ortalama bir kalabalık. Delap ve Joao Pedro, Jackson’dan ne kadar iyi? Neto, Garnacho ve Gittens gerçekten fark oluşturan isimler mi? Madueke neden kolayca gözden çıkarıldı? En önemlisi: Chelsea’nin net bir ”en iyi 11’i” var mı?
Maresca döneminde bu soruların hiçbiri cevap bulamadı. Sürekli değişen kadrolar, erken hamleler ve kararsızlık, sahaya da yansıdı.Maresca’yı göndermek kolay çözümdü. Ama asıl problem yukarıda. Chelsea’de sportif direktörler transfer politikalarıyla övülüyor, ancak kötü gidişatta ortada yoklar. Almanya’daki gibi yöneticilerin de sorumluluk alması gerekirken, tüm fatura hocaya kesildi.
Eğer Maresca başarısızsa, onu bu kadroyla baş başa bırakanların da sorgulanması gerekir. Tuchel, Potter, Pochettino, Maresca… İsimler değişti, sonuç değişmedi. 2007’den sonra göreve gelen hiçbir teknik adam takımın başında 1000 günü tamamlayamadı.
Yeni teknik direktör kim olursa olsun, Chelsea için hâlâ umut var. Şampiyonlar Ligi yarışı o kadar karışık ki, bu kötü seri bile hedefi tamamen bitirmiş değil. Arsenal ile oynanacak Lig Kupası yarı finali ise bu takım için gerçek bir stres testi olacak.
Kazanmak Chelsea’nin DNA’sında var. Taraftarın sabrı da bu yüzden tükendi. Eğer yönetim hem kısa hem uzun vadede başarı istiyorsa, ocak ayında takıma hazır, lider karakterli oyuncular eklemek zorunda.
Kağıt üzerinde her şey mümkün. Ama şu an sorulması gereken soru şu:Taraftarlar bu Chelsea’ye gerçekten güvenebilir mi?
