M. AHMET KARABAY | HABER İNCELEME
Bugün yaşananların siyasi tartışmalarını bırakıp ekonomide olup bitene bakma zamanı. “Hasar tespiti” yapmak için vakit erken. Bunu yapmak için fırtınanın geçmesi gerekiyor. Ama fırtınanın nelere yol açtığına bakabiliriz. Geçen hafta yaşanan sözde adli ama özde siyasi hamlelerle ekonomide oturtulmaya çalışılan dengeler temelden sarsıldı. Hem de bundan sonra bir daha kolay kolay yerine oturtulamayacak gibi.
Ekonomi çevreleri iki hafta önce neleri konuşuyordu?
- Ekonominin rayına oturtulduğu,
- TL’nin istikrar kazandığı,
- Dövizin stabil hale geldiği,
- Yabancı yatırımcıların ülkeye yeniden döndüğü…
Bir haftada yaşananlar, Türkiye’yi risk ve belirsizlik sarmalına sürükledi. Tıpkı Rus devrimci lider Lenin’in dediği gibi: “Hiçbir şeyin olmadığı on yıllar vardır. On yılların yaşandığı haftalar vardır.”
Ekonomi için “belirsizlik”, riskten daha kötü. Bir mala/ürüne yatırım yaparken bunun değerinin ne olacağı konusunda fiyat değişimleri hesap edilip “risk” üstlenilerek buna yatırım yapılabilir. Belirsizlik bundan daha farklı bir şey. Belirsizlik demek ölçülebilir olmamak demek. Erdoğan’ın karşısında en güçlü aday olan Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla belirsizlik kalktı mı dersiniz? Kalkmadı. Hâlâ orta yerde cevaplanmayı bekleyen deve dişi gibi sorular, belirsizlikler var.
- İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına kayyım atanacak mı, atanmayacak mı? (Terörden tutuklanmamış olması, bu suçtan vareste tutulduğu anlamına gelmiyor. Yarın dosyayı yeniden eşeleyip tutuklama kararı çıkarabilirler. Sonraki adım kayyım demektir)
- Yeni dalga/dalgalar gelecek mi? Soruşturma ve görevden almalarda sıra kimlerde?
- Olağanüstü kurultay kararına rağmen CHP’ye kayyım atanacak mı? Partide Genel Başkan değişecek mi?
- İktidar tarafı aksini söylese de ülke bir erken seçime sürüklenecek mi?
Ortada bu kadar bilinmez varken, bir ülkede istikrardan söz edilemez. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) aldığı önlemlerin tek başına kötü gidişi durdurabilmesi kolay olmadığı gibi, mümkün de görünmüyor.
Eğer TCMB, dolara 38 TL’de kurduğu barajı gelen yoğun satın alma talebine rağmen devam ettirmede diretirse, tefeci faiziyle iki yıldan bu yana biriktirilen rezervler bir koltuk korkusu uğruna eritilmiş olacak.
FATURAYI YİNE DAR GELİRLİLER ÖDEYECEK
TCMB, rezervlerini yakma pahasına dizginlenemeyecek, belirsizliğin sürmesi halinde dolar bir yolunu bulup yine patlayacak. Günün sonunda fiyatlar hızla yukarı yönlü hareketlenecek. Fiyat hareketleri enflasyonu tekrar yüzde 40’lardan yüzde 50’lere tırmanacak. Belirsizliğin önüne geçilemezse, yeniden “Nas ekonomisi” döneminde olduğu gibi üç haneli rakamlara doğru tırmanır.
Bozulan dengelerin yeniden rayına oturtulması için yük kimin sırtına yüklenecek diye bir soru sormak abes olur. “Nas ekonomisi” ile ortalık toz duman edildiğinde kim ödediyse bunda da aynı kesimler ödeyecek. Yani dar gelir grubundaki insanlar.
2024’te enflasyon TÜİK’e göre bile yüzde 44,38 olarak hesaplanmışken, bu sene emeklilere yüzde 15,75 oranında yapılarak emekli maaşları harçlığa dönüştürüldü. Memur ve memur emeklilerinin durumu da aynı. 2025’in ilk 6 ayı için yüzde 6, ikinci 6 ayı için yüzde 5 zam yapıldı. Yılın ilk yarısı için verilen zam ilk iki ayda (Ocak yüzde 5,03, Şubat yüzde 2,27) erimiş oldu. Özel sektör işçilerinin aldığı yeni yıl zammı da memur ve emeklilerden farklı değil maalesef.
Bu yıl erken seçim olmadığı sürece, dar gelirlilerin aylık gelirlerine telafi zammı yapılması söz konusu olmayacağı kesin.
YANGININ SÜRDÜĞÜ ALAN TAHVİLLER
- Piyasaya dolar sürerek dövizin ateşi söndürülmeye çalışılıyor,
- Borsayı terk eden yabancı yatırımcının yerini kamu ve şirketlerin geri alım çabaları ayakta tutuyor,
- Merkez Bankası, politika faizini artırmadan faizleri artırma yoluna gitti,
- Bu çerçevede Nisan ayında faizin düşmesi gündemden kalkmış gibi. Duruma göre yükseltmek bile gündeme gelebilir.
Bunlarla piyasanın ateşi söndürülmeye çalışılırken yangının bütün şiddetiyle sürdüğü bir alan var o da tahviller. 2 yıllık devlet faizlerinde oran yüzde 40’ın altına gidiş yönündeydi. Şu saat itibariyle yüzde 51’i bulmuş durumda.
Hasar tespiti yapılmaya başlandığında ilk atılacak adımlardan birisi, bozulan dengeleri düzeltme gerekçesiyle yeni vergiler salmak olacak. Yeni vergiler yeni zamlar demek. Sermaye sahiplerine daha yüksek faiz ödemek demek.
Türkiye, Merkez Bankası Başkanı Naci Ağbal’ın Cumhurbaşkanı Kararnamesi ile görevden alınmasından bu yana (20 Mart 2021) yani 4 yıldan bu yana bir daha yüzde 20’nin altında enflasyonu görmedi. Bu sene için belirlenen yüzde 30’un altındaki enflasyonun da şimdiden uzak bir ihtimal olduğunu söylemeye gerek yok.
Şunu unutmayın, enflasyonu hükümetler, “parasal yükümlülüklerden kurtulmak için” yaratır. Çünkü enflasyon dar gelirlilerden alınan en ağır vergi türüdür. Amerikalı ekonomist Milton Friedman (1912-2006) enflasyonun asıl nedeninin hükümetlerin dizginlenemeyen harcamaları olduğunu anlatırken, “Enflasyon her zaman ve her yerde parasal bir olgudur.” tespitini yapar.
Hükümetler, bu doymak bilmeyen iştahlarını gizlemek için bunu çoğu zaman arz talep dengesinin bozulması ambalajıyla halka sunarlar.
Seçimi kazanma peşinde koşan popülist iktidarlar vergi oranlarını artırarak vergi tahsilatı yoluna gitmezler. Bunun yerine banknot matbaasını çalıştırıp para genişlemesi yoluna gider. Enflasyon da bunun sonucunda alevlenir.
Şunu unutmayın, enflasyon gemi azıya aldığında bundan sadece hükümetler yararlanmaz. TL cinsinden sabit faizle borçlananlar yükümlülüklerini çok daha kolay yerine getirirler. Bu avantaj, vadeli mal alanlar için de aynen geçerli.
Şu bir gerçek ki enflasyon sadece ekonomiyi değil, toplumları da içten içe kemirir bitirir. Birileri bundan yararlansa da toplumların çöküşünü hızlandırır.
Süleyman Demirel’in 1991 seçim döneminde TV’de liderlerle katıldığı oturumda yaptığı tespite katılmamak mümkün değil.