NECİP F. BAHADIR | YORUM
Her şeye rağmen AKP’li Bülent Arınç’ın konuşmasını önemsiyorum. Akıl ve vicdanını tümüyle yitirmedi. Ama derin çelişkiler içinde…
KHK TV’den Ahmet Erkan’a verdiği mülakatı dikkatle dinledim. Notlar aldım… Satır aralarını anlamaya çalıştım. Ve bir ‘kırıntı’ şeklinde kalan vicdanının kendisini terk etmekte olduğunu fark ettim.
Üzüldüm. Bu finali hak etmemişti. Yoksa hak etmiş miydi?
Ne kötü bir son…
Yıllar önce Necmettin Erbakan’ın Arınç hakkında çarpıcı bir uyarısını dinlemiştim. Milli Görüş Hareketinin en parlak bir isimlerinden biriydi Arınç… Hitabet ustasıydı. Kendisine ‘Küçük Erbakan’ denirdi. Erbakan’ın böyle birini neden Ankara’dan uzak tuttuğunu anlamakta zorlanmıştım.
Sordum, soruşturdum ve Erbakan’ın ‘güven sorunu’ yaşadığını öğrendim.
Erbakan’ın, “Bülent Bey’e dikkat edin… Çalışkandır, samimidir, hasbidir. Dava yolunda dağ tepe dolaşır… Fakat sonunda gelir halının üstüne pisletir…” dediği söylendi.
Belli ki o yüzden Arınç, ‘çekirdek kadroda’ yer alamadı. Hep ana çeperin dışında tutuldu. Ancak 1995 Aralık’ında milletvekili olabildi.
Bülent Arınç’ı KHK TV’de dinlerken geçmişe daldım.
Yarını olmayan bir siyasetçi Arınç… Ömrünün sonbaharında tarihe ve kadere oynamak varken niye siyasi hesaplar peşinde koşar bir insan? Erdoğan sonrası AKP’de bir beklentisi mi var acaba? Erdoğan’la birlikte AKP’nin de tarihe karışacağını göremiyor mu? Siyaset ve hırs insanın gözünü bu kadar mı kör eder?
Siyasetçinin hırsı teneşir tahtasına kadar gidermiş. Çevresinde kendisini uyaracak, ikaz edecek bir seveni de mi kalmadı? O kadar mı yalnızlaştı?
Her konuşmasında Arınç’ın kafa karışıklığını, bir çelişkiler yumağı ve vicdan yarılması içinde olduğunu fark etmemek mümkün mü? Hem mazluma, masuma ağlamanın, hem de Erdoğan’a övgüler dizmenin izahını yapabilecek bir Allah’ın kulu var mı?
‘KHK bir facia’ imiş. Doğru… Peki kim bu facianın müsebbibi? Bu tablo kimin eseri? “Adamın profesörlüğüne bir ay kalmış, önce ihraç ediyorsun, sonra cezaevine atıyorsun. Sonra beraat ediyor, ‘Seni tekrar göreve veremeyiz’ diyorsun. Böyle bir anlayış olamaz…”.
KHK, AKP iktidarının, Erdoğan politikalarının ürünü değil mi? Bir doğal afet mi söz konusu? Son konuşmasında, “Ben masum insanların tarafındayım…” dedi.
Nasıl? Göster o zaman? Arınç sıradan bir isim mi? Özgül ağırlığını yitirmiş olsa da iyi kötü Ankara’da bütün kapıları açacak bir adı var.
Torunlarının babasız kalmaması için çok çabaladı. Yetti mi yani? O cümlenin eylem planına dönüşmesi gerekmez mi? Bir adalet ve ahlak mücadelesi başlatamaz mı? Saray ona çok uzakta değil, hemen yanı başında. Arınç gibi bir ismin söz olarak masumun yanında olduğunu söylemesinin pek kıymeti harbiyesi yok. ‘Eliyle düzeltmesi’ gerekir.
Arınç, masumların, mazlumların mı yanında yoksa Erdoğan’ın mı; artık bir karar vermesi gerekmez mi? İkisi bir arada olmaz. Kusura bakmasın ama durumu ‘kurtla bir olup kuzuyu yedikten sonra çobanla oturup ağlamaktan…’ farksız. Kurda tavır koyabiliyor musun? Maalesef… Tavrın bedeli var çünkü… Oğlunun milletvekilliği ne olacak? Peki oğul Arınç, milletvekili olarak hangi yaraya merhem oldu? Var mı bir cevabı? Hal tam da “Ali haklı ama Muaviye’nin bazlaması yağlı!” vaziyeti değil mi?

Konuşmasında üzerime alındığım bir bölüm var. Yukarıdaki satırlar bu alınganlığın sonucu değil ama… Arınç’ın çelişkileri öteden beri dikkat çekiciydi. Fırsat buldukça da burada değinmeye çalıştım.
“Maalesef yurt dışından yayın yapan…” dedi Arınç; ve ekledi: “Yurt dışından Türkiye’dekileri tahrik eden, yurtdışından Türkiye’dekileri korkutan, tehdit eden yayınlar oldukça…”
Sanırsın ki yeri göğü inleten yayınlar yapılmakta dışarıdan? Derdi olan bir avuç insan kalemi ve diliyle zulme tavır almaktan, mazlumu sahiplenmekten başka ne yapıyor? Bunu da çok görüyor Arınç! Oysa mesele yayınlar falan değil. Erdoğan kendisine biat etmeyen kim varsa onun yaptıklarını, ettiklerini değil ‘varlığını’ düşman olarak bellemekte ve kavgasını vermekte… Okulun tabelasından bile rahatsız olan bir karakter var ortada. Arınç bunu bilmiyor mu?
Evet, benim de yazılarımda zulmün mimarı AKP ve Erdoğan’ın politikalarına eleştiri, itiraz ve hatta yer yer isyan var. Bu da mı olmasın?
Arınç’ın şu hüküm cümlesine bakın; “Ben çok iyi biliyorum ki onlar sebebiyle “Ya bunlara biz merhamet edersek bunlar gelip burada bizi asarlar, keserler, bizi yok ederler” düşüncesi hâkim oluyor. Belki onlar da bu ateşin sürekli yanmasını istiyorlar…”
Kimmiş o ‘asacak, kesecek’ olan? Bunu inanarak mı söyledi, merak ediyorum. Ha, zalim sürekli korkuyla yaşar. Ne yaptığının farkındadır çünkü. Geceleri kabusa dönüşür, uykuları karabasanlarla bölünür. Korku, endişe ve kaygı, zulmün doğasında var.
Bu yüzden sürecin mimarları da korku içinde… Haksızlık, hukuksuzluk yaptıklarını çok iyi biliyorlar. Bile isteye de sürdürüyorlar. Korku ve endişeleri bundan… ‘Yurt dışındaki yayınlarmış’ falan, hikaye… Basit ve sıradan bir yaklaşım bu…
Çaresizlik içinde insanların sızlanırken benzer şeyler söylemesi ayrı, Arınç gibi bir ismin gerçeği bükerek böyle bir bahanenin arkasına saklanması ayrı…
Yayınların özü zulme zulüm demekten ve mazluma kol kanat germekten ibaret… Ve çok dikkatli bir üslupla…
“Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytan” değil miydi? Arınç’ın ‘fitne cümlesi’ millete ‘şeytanlık’ önermekten başka şey değil. Hz. Ali’nin “Hiçbir şey yapamıyorsanız zulmü duyurun…” dediğini de mi duymadı Arınç?
Ben eleştirilerin çok sert ve ağır olduğunu da sanmıyorum. Tut ki öyle… “Allah çirkin sözün, açıkça söylenmesinden asla hoşlanmaz. Ancak zulme uğrayan kimsenin durumu başkadır.”
Sürgün bir zulüm değil mi? İnsanlar vatanlarını, memleketlerini isteyerek mi terk etti? Zorla çıkarılmadı mı? Ben neden yurt dışında yaşamak zorunda kaldım?
Bülent Arınç haksız… Yaptığı bir zulüm aslında… Ve de fitne… Zulmün ‘Arınççası’ bu. Ayıp ve günah aynı zamanda. Mesele bir avuç insanın ‘mazlumun sesi’ olma çabası falan değil. Tablo çok net… Zalim belli, mazlum belli…
Sezai Karakoç şu sözleri tam da bugün için söylemiş sanki;
“Onlar sanıyorlar ki, biz sussak mesele kalmayacak. Halbuki biz sussak tarih susmayacak. Tarih sussa hakikat susmayacak. Onlar sanıyorlar ki, bizden kurtulsalar mesele kalmayacak. Halbuki bizden kurtulsalar vicdan azabından kurtulamayacaklar, Vicdan azabından kurtulsalar tarihin azabından kurtulamayacaklar. Tarihin azabından kurtulsalar, Allah’ın gazabından kurtulamayacaklar…”
