Başbuğ da Komisyon’a konuştu: MİT’ten cemaat konusunda tek bir rapor gelmedi

Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, 15 Temmuz’u araştırmak için kurulan fakat gelenlerin Hizmet Hareketi’ne yönelik duyduklarını anlattğı platforma dönüşen Meclis Araştırma Komisyonu’nda milletvekillerinin sorularını cevapladı.

Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, “Fethullah Gülen cemaati hakkında en çok konuşma hakkı olan isim benim. Biz bunları söylerken çok kimse bize kızdılar, belki de bunun… Neyse o noktalara girmeyelim.” dedi.

Başbuğ’un açıklamalarından bazı bölümler:

-15 Temmuz darbe kalkışması, bu konulara ilişkin görüşümü ifade edeyim. Bir gün sonra bu darbe girişiminde Bodrum’daydım. Dedim ki; ’15 Temmuz gecesi Cumhuriyet’in yaşadığı en korkunç gecelerden biridir. Yapanlar teröristtir, yapılanları lanetliyorum’ Bunu 16 Temmuz günü söyledik.

-Türkiye o gece felaketin eşiğinden dönmüştür Allah korusun başarılı olsalardı bugün Türkiye’nin nerede olduğunu düşünmek bile istemiyorum herhal de sizler de istemezdiniz. Ama inaniyorum ki onlar başarılı olsaydı ne demokrasi ne laik devlet sistemi ne hukuk devleti, zerresi ortada kalmazdı. Ben o düşüncedeyim. Dolayısıyla 15 Temmuz darbe teşebbüsü ile Türkiye ciddi bir olayla karşı karşıya kaldı. İleride umarım bu darbecilerin darbe planı ortaya çıkarız o zaman bakalım bu planlamaları doğru muymuş, değil miymiş. Bazı büyük planlar küçük hatalar nedeniyle başarısızlıkla sonuçlanabilir. Ben o yüzden bu tür yorumlar için kesin yorumlar yapılmasını sakıncalı buluyorum.

-Darbe girişimi neden başarısız oldu?’ derseniz. Ben derim ki TSK’nın komuta kademesinin bu darbe girişimine karşı durmasıdır ve bu darbe girişimine direnmesidir. Şimdi 15 Temmuz nedir? Nasıl isimlendirilebilir? Bu da kanaatimce önemli bir konu. Daha evvel de ifade ettiğim gibi 15 Temmuz darbe girişimini feto’nün silahlı bir darbe girişimi olarak isimlendiriyorum”

-Bir Adil Öksüz olayı var bu yetmez gibi bir de Kemal Batmaz diye bir adam çıktı. İkisi de Akıncı Üssü’nde bu iki isminde Gülen cemaatinin üst düzey elemanı olduğu aşikar.

-TSK’nın sorumluluğu nedir? TSK ne yapmıştır, ne yapmamıştır. Benim bu konuyla ilgili değerlendirmelerin 30 Ağustos 2010’a kadardır. Ben emekli oldum ve bir sivil vatandaş olarak kenara çekildim. 2010’dan sonra bu konuya ilişkin soruların muhatabı da ben değilim. O sürecin sorumluluğunu zaten taşımıyorum”

-TSK’nın bu biraz evvel sorduğum “TSK’ya bu sızmalar nasıl oldu, cunta nasıl oluştu, neden tespit edilemedi” soruları üzerinde beni ilgilendiren durum. Bunlarla ilgili değerlendirmelerimi söyleyeceğim.

-Bakınız 1992 yılı bu konuyu değerlendirirken, 1992 öncesi ve sonrası olarak bakmak zorundayız. 1992’de MİT Müsteşarlığı’na bir sivil kişi getirilmiştir. Bu olağan mıdır? Demokrasilerde gayet olağan. Elbette bir sivil de getirilebilir ama önemli olan şudur 1992’den itibaren maalesef MİT Müsteşarlığı’ndaki askeri kadrolar azaltıldı ve neredeyse sıfır noktasına getirildi. Bu doğru değil. MİT Müsteşarlığı yasasına göre 3 kişi Türkiye’de talep edemez. Biz Cumhurbaşkanı, iki Başbakan, üç Genelkurmay Başkanı. Ve MİT bir noktada Genelkurmay’a hizmet veren bir yer, e siz tamamen arındırıyorsunuz bunu. Dünyadaki örneklere baktığınızda en tepe noktasıdaki adam sivilse birinci yardımcısı askerdir. Şimdi MİT’ten tamamen askeri atarsanız bu tamamen yanlıştır. Ve bu yanlış 1992’de başladı. Ben 2004’tü diye hatırlıyorum Genelkurmay İkinci Başkanı oldum, Hilmi Özkök’e dedim ki “Bizim en azından bir kadro almamız lazım. Bizim için önemli olan silahlı kuvvetleri ilgilendiren konular var. Sonra da bu konunun Genelkurmay Başkanı tarafından Başbakan’a götürüldü diye biliyorum ama sonuç alamadık. Özellikle bu silahlı kuvvetlere sızma konusunda TSK’yı uyandıracak kim derseniz MİT’tir. Bakın söylüyorum, MİT’ten bize cemaat konusunda tek bir rapor gelmedi!

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin