Artık yeni şeyler söylemek lazım

YORUM | PROF. MEHMET EFE ÇAMAN

Kronik bir sorun olan Filistin-İsrail ya da Arap-İsrail çatışması gibi sorunlara mükemmel çözümler bulabileceğimizden emin değilim. Genelde bu sorunlara ilgimiz akut bir tırmanış yaşandığında artıyor, sonrasında herkes kendi küçük hayatlarına geri dönüyor, oradaki irili ufaklı problemlere odaklanıyor.

Özellikle Türkiye’de 2016’dan beri korkunç seviyelere ulaşan hukuksuzluklar, bu sorunların şüphesiz ki en önemlisini oluşturuyor. Maalesef yine öyle olacağından şüphem yok. Hamas saldırıları sonrası yaşanan süreç büyüyen bir şiddet sarmalını tetikledi. Arap/Müslüman uygarlık havzası ve anlaşılır bir şekilde ortaya çıkan yıkıcı savaşla yakından ilgileniyor. Batı dünyası – Yudeo-Hristiyan uygarlık havzası – da aynı şekilde. Her iki taraf da sorunu kendi gözlükleriyle, kendi tarihsel bagajlarıyla, kendi sosyal ve kültürel gerçekliklerine uygun olarak “okuyor”. Her iki tarafta da Filistin-İsrail ve Arap-İsrail çatışmasına ilgi, yükselen şiddet ve akut gerilime paralel biçimde artıyor.

Küreselleşen dünyada algılarla ilgili olarak aidiyetlerin/kimliklerin ne kadar etkili olduğunu gözlemliyoruz. Medeniyetler arası farklılıkların iyi bir iletişimle ve karşılıklı yaratılacak iyi niyet ortamıyla yumuşatılması gerektiğini düşünüyorum. Tarih, geçmişe ilişkin olan yaşanmışlıklar ve deneyimler toplamı olarak mutlaka bugünkü hayata dair kararlarda bir referans noktası. Buna karşın, geçmiş birikim, bugüne birebir uygulanabilir mi, bundan emin değilim.

“Dün dünle gitti cancağızım, artık yeni şeyler söylemek lazım diyen Rumi’nin gösterdiği yoldan, yeni ufuklara ulaşmak mümkün mü? Geçmişin reçetelerinin bugüne yararlı olduğunu söyleyebiliyor muyuz? Geçmişte olan her şeyin bir sabite haline geldiğini, geçmişi değiştiremeyeceğimizi unutmalalım. Oysa bugün henüz inşaa ediliyor, edilebilir. Gelecek, çok farklı olabilir.

Geleceğin şekillendirilmesinde tarihi bagaja takılmak, tarihi önyargılardan, peşin hükümlerden, husumetlerden, çatışma ve savaşlardan, olumsuz her tür deneyimden olumsuz olarak etkilenmek anlamına geliyor. Kültürlere, medeniyetlere ve dinlere ilişkin kimlikler, ötekiler üzerine oluşturulur.

Ötekileştirme olgusu, evrenseldir. Eğer kendinizi bir kimlik üzerinden tanımlamıyorsanız, bir daire çizer ve “o dairenin içi ben, dışı da ötekiler” dersiniz. Kültürler, medeniyetler, dinler, aralarındaki farklılıklarla kendilerini tanımlar ve o farklılıkların altını çizerek, ötekileri baz alıp kendisinin kimliksel profilini oluşturur. Bu nedenle etnik, uygarlıksal, dinsel temellere oturan kimlikler olumsuz-statik kimliklerdir.

Ötekilerin sabite olduğu statik durum, tarihi çatışma potansiyelini de derin dondurucuda muhafaza eder. Günlük hayatın akışında kronik problemler bu çatışma potansiyellerini gün ışığına çıkarmasa da, çatışma potansiyelinin çatışmaya dönüştüğü – akut hale geldiği – momentumda mutlaka tarihsel bagaj devreye girer. Bu durumda, inşa edilmeye çalışılan köprüler birer birer çöker. Çatışma kendisini yeniden üretir. Alevlenir. Barışa ve kardeşliğe yönelik tüm emekler boşa gider.

Bu nedenle civic kimliklerin üretilmesi ve çocuklara/gençlere öğretilmesi en doğrusudur. 

Tarihi önyargıların, olumsuz deneyimlerin, negatif enerjili, toksik o bagajın elden geçirilmesi, ayık otlarının ayıklanması, bir “bakım yapılması” zaruridir. Elbette eğer gerçekten barışla ilgiliyseniz.

Barışın/sulhun iki tarafı olmak zorundadır.

Karşı tarafın yok edildiği ya da ezildiği/baskılandığı bir çözüm barış olamaz. Hamas’ın da İsrail’in de bunu anlaması gerekir. Maksimalist beklentiler, sıfır toplamlı stratejiler, karşı tarafın varlığını ve hayat hakkını teslim etmeyen yaklaşımlar, çatışmayı yeniden üretir/alevlendirir.

Bugünün üretilmesine şans tanınması gerekiyor. Geçmişin bugünü domine etmesi, bugünü dünün aynısı yapar. Diğer bir ifadeyle, geçmişte yaşanan olumsuzlukların ve kötü deneyimlerin bugünü belirlemesi, bugünün de en az dün kadar kötü olması sonucundan başka bir şey üretemez.

***

Fransa ve Almanya örneğindeki gibi, tarihsel bagaj inanılmaz önyargılarla, savaşlarla, karşılıklı fetihlerle/işgallerle, yerinden yurdundan etmelerle ve diğer acılarla dolu da olsa, karşılıklı barış ve beraber var olma arzusuyla bu zorlukların üstesinden gelinebiliyor.

1950’lerden itibaren ortak tarih komisyonları kurarak tarih diskurundaki önyargıları ayıklayan Almanya ve Fransa arasındaki işbirliği ve entegrasyonun bugün her iki ülkeyi de nerelere getirdiğini görmeyelim mi? Genç nesillere düşmanlığı öğreterek, onları savaş ve çatışmaya koşullamanın olumlu bir şey olduğunu söyleyebilenimiz var mı? Karşı tarafın canavarlaştırıldığı bir ortamda yetişen çocukların barışçıl bir gelecek inşa etme şansları ne kadar olur sizce?

Üzerinde durduğumuz konu, üstelik salt iki ulus arasında yaşanmıyor. Etkiler küresel düzeyde olan bir çatışmadan bahsediyorum. İsrail ve Filistin ya da İsrail-Arap meselesi, Yudeo-Hristiyan ve Müslüman medeniyet havzalarının küresel ilişkilerini etkileyen, çok büyük bir sorundur. Dünya barışından daha önemli ne olabilir? Bu sorunun çözülmemesi, dünya barışını tehdit ediyor. Çözüm, sıfır toplamlı olmayacak. Yani diğer bir ifadeyle, “ya onlar, ya biz” türü bir zihin yapısıyla bu mevcut sürtüşmenin barışla çözümü olanaklı değil. Hiçbir taraf kendi istediğini tam olarak elde etmeyecek. Siyah-beyaz türü bir netlik söz konusu değil. Gri tonlarında bir gerçeklik, rasyonel beklenti olabilir ancak. O halde ona uygun bir çözüm arayışı evresine zaman yitirmeden geçmekte yarar yok mudur?

Savaş mutlaka derhal durmalı.

Hamas’ın olmadığı bir ortamda Gazze’den masa başında çözüm rasyonel aklına geri dönecek bir aktör mutlaka çıkacaktır. Hamas’ın olmadığı ve barışa yönelik adımların atıldığı bir ortamda, İsrail’deki aşırı sağ yönelim zayıflayacak, şahinlerin yerine güvercinler işbaşına geçebilecektir. Hamas’ın silah bırakması çok önemli. İsrail’de Netanyahu gibi şahin politikacıların iktidara gelmemesi, yerlerini olumlu ve yapıcı politikalar izleyecek yeni liderlere bırakması da öyle.

İki devletli bir çözüm ve yeterince güven arttırıcı önlemler, uluslararası toplumun desteği, ortak eğitim ve kültür girişimleri, yaraların sarılması, geçmişin geçmişte kalması, her iki tarafta yeni nesillerin yeni değerlerle, karşılıklı “birarada varoluş zorunluluğunu” kabul edecek ve bunun için çalışacak ortamı beraberinde getirebilir.

Bu savaşın sonunda böyle bir atmosferin olanağının tanınmasının, uluslararası toplumun bu yönde çalışmasının yararlı olacağını düşünüyorum.

6 YORUMLAR

  1. Evet hadi gel savaşı durduralım, açık cezaevi haline gelmiş gettovari küçücük alanlarda birbiri üzerine yerleştirilmiş tikis tikis edilmiş milyonlarca insana üzerinde çifte vatandaşliga sahip Yahudi dini ile hiç alakasi bile olmayıp Yahudi IRKI’ndan olmak nedeniyle doğal haklara sahip demokrasi modernizm ve medeniyet getirmiş insanlarin köpük partileri konserler düzenleyebildikleri topraklarını evlerini iade edelim, herkes gerçekten kendisine ait evine arazisine dönsün, kim hırsızlık yaptıysa caldiklarini geri versin, çalınan organlar falan verilemez de, hadi en azından çalınan evleri insanlara iade edilsin, yeni hirsizliklarin arazi gasplarinin da önüne geçildi sonra da kardeş kardeş yaşansın.

    Böylelikle kendi ülke sınırları içinde mülteci haline düşmüş, hem de Avrupa Amerika şartlarındaki bir multecilikle uzaktan yakından alakası bile olmayan bir mültecilik, insanlarin da hakları bir ölçüde iade edilmiş olabilir di mi…

    Demokratik, laik, modern, çağdaş, sosyal bir hukuk devleti olsun. Adı Filistin olursa olmaz ama. İlle de İsrail olsun. Bu devletin anayasasinda dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın, ne kadar zenginliğe sahip olursa olsun sadece bir IRK’a annesinden aldığı kan üzerinden doğuştan vatandaşlik ve yerleşim hakkı veren yasası da hiçbir şeye zarar vermez ne de olsa. Hala uygulanmaya da devam etsin bu yasa. Gelsinler. Kimsenin evini arazisini zorla gasp etmeye çalmaya devam etmedikleri sürece kardeş kardeş yaşarlar. Bişey olmaz. De mi..

    Dünyada bir sürü adalet anlayışı var ama, eleştirilerden münezzeh her daim haklı unique brain MEC hazretleri nasıl bir adalet öngörüyorlar bunu da tanimlayarak bizleri aydınlativerse lütfen…

  2. Dünya savaşları sonrasında Ortadoğu haritasını sürekli savaşmaya müsait olacak tarzda şekillendirip, ortasına da İsrail gibi bir projeyi hançer gibi saplayan Anglosakson liderliğindeki oyun kurucularin bu projesine sürekli kullandığınız “civic kimlik” kavramı üzerinden bir alternatif üretmekten neden imtina ediyorsunuz?
    İsrail yasal olarak sadece bir “IRK”a benzeri görülmemiş hak ve ayrıcalıklar tanıyan bir devletken nasıl bir barış tesis edilebilir? Söz konusu İsrail olunca ırkçılık denen kavram başka bir anlama mi sahip oluyor?
    Alternatif olarak başka bir proje üretenseniz ya madem barış için? Ütopyada sınır yok. Hadi buyrun size bir proje.
    İsrail devletini Lübnan ile birleştirip adına İbrahim devleti ya da başka bir isim koyun, Doğu Akdeniz birliği, vs vs. Sadece bir ırkı öne çıkarmayan her isim olabilir. Bu devlette “civic” bir üst kimlik oluşturun. O topraklarin yerlisi bütün milletlere eşit hakların tanındığı civic bir üst kimlik. Şu an sadece Yahudi “IRK”ına verilen doğal vatandaşlik hakkını ya “toptan iptal edin” ya da dünyanın neresinde olursa olsun o topraklardan göçe sürülmüş kendilerini İbrahim(as) soyundan tanımlayan bütün Yahudi, Arap, Maruni, Arami, Sabii, Durzi, Asuri, Süryani, Keldani her insana da verin. Bu devleti ABD, Kanada, Avustralya gibi tamamen her dinden bağımsız, multikulturel, tam demokratik bir devlet haline getirin. Resmi dili herkesin anlayabileceği İbranice ve Arapça olan, diğer bütün dil ve lehcelerin de yaşatıldığı çok kültürlü bir dil havuzu olsun. Devlet hiçbir dini veya “IRK”ı öncelemesin, ilave ayrıcalık tanimasin, İbrahim(as) soyundan olan ve birbirine çok yakın diller konuşan tüm Ortadoğu ırk ve dinlerini korumayı amaclasin. Bütün ibadethanelerin statükosunu koruyun, son 80 yılda bombalarla yıkılan bütün kilise, cami ve havralari aslına uygun inşa edin. Mescid-i Aksa’nin statükosunu muhafaza edin. Yıkılmasının önüne yasal engeller koyun. İnsanlar sadece o topraklarda yaşadığı sürece vatandaş ve oy kullanma hakkına sahip olsunlar, ülkede ikamet etmeyenler oy kullanamasinlar. Zorunlu askerlik asla olmasın, tamamen profesyonel bir ordu ve iç güvenlik sistemi olsun. İbrahim’in(as) çocukları huzur içinde kardeş kardeş yaşasınlar.

    Anglosaksonlar kendileri buna benzer bir sitemi uygularlarken Ortadoğu’da neden böyle bir proje çizmek yerine gidip de bir “IRK”a, “Yahudi ırkına” sadece “KAN”a dayalı doğuştan gelen hakların olduğu bir proje çizdiler kısmı hiç mi sorgulanmayacak? Savaşları bitirmeyi istemeyen İslam mi yoksa silahları üreten, küresel ekonominin tüm iplerini elinde tutan başka birileri mi? Siyonist ideoloji ile çocukların daha ilkokul çağından itibaren “üstün insan” oldukları, savaşarak Süleyman mabedini yeniden inşa edecekleri şekilde endoktrine edildiği “İsrail” hakkında da tavsiyeleriniz olacak mı acaba?

  3. https://x.com/MehmetEfe_Caman/status/1716115916453245370?s=20

    İkiyüzlülüğe level atlatmış bu insan her ülkeye “civic” üst kimlik tavsiyelerinde bulunurken neden söz konusu İsrail olunca tek bir kelime dahi edemez? Bu insanin süslü laflarina aldanan hipnotize olmuş insanlar gerçeklere nasıl ve ne zaman uyanacaklar anlamış değilim.

    İfade aynen şöyle:

    “İslamcıların İsrail konusundaki bilgisi inanılmaz zayıf. İsrail nüfusunun %20’si Arap. İsrail ordusunda birçok Arap asker var. Üst rütbe subaylar dahil. 120 sandalyeli İsrail parlamentosunda 11 Müslüman Arap, 4 anadili Arapça olan Dürzi, 2 Hristiyan milletvekili bulunuyor.”

    İsrail nüfusunun yüzde yirmisi Arap olup da 120 MV’nin toplamda 17’si gayri Yahudi olunca İsrail “civic” kimliği yakalamış demokratik bir devlet mi oluyor? (Matematik bilmeyen için bu 17 kişi yaklaşık yüzde 14’e tekabül ediyor). Bu mantıkla HDP mecliste o zaman TC süper bir ülke. Şapka çıkartılır buna.

    MEC İsrail ile ilgili içerisinde “siyonizm” ifadesi geçen bir cümle kuramıyor hadi bunu anladık, peki neden hiç “civic” üst kimlik, “soykırım”, “terör”, “nasyonalizm”, “faşizm”, “ayrımcılık” kelimelerinden herhangi birisi geçen bir beyanatta bulunamıyor? Nedir bu İsrail’in elestirilemezligi, dokunulmazlığı?

    Ya arkadaş bir insan açıklayabilir mi, sadece Yahudilere özgü doğal vatandaşlik yasasının nasıl bir adalet olduğunu? Diğer diller zorluk olmasın hadi buyrun İsrail başkonsolosluğu kendi sayfası:

    https://www.israilkonsoloslugu.com/israil-vatandasligi#:~:text=4A%20Yahudi%20k%C3%B6kenli%20d%C3%B6n%C3%BC%C5%9F%20yasas%C4%B1na,kapsayacak%20halde%20yeniden%20d%C3%BCzenlenerek%20uygulanmaktad%C4%B1r.

    Neden bu hak sadece “Yahudi kani” taşıyana var? Bunun adı ırkçılık olmuyor mu şimdi? Demokratik bir hukuk devleti mi oldu şimdi İsrail? Kaldırsın bu yasayı, Filistin ile İsrail birlikte tek bir devlet olsun, herkese Kanada standarlarinda haklar sağlasın, Yahudi Arap Müslüman Hristiyan hiçbir ayrım yapmasın, eğitim sistemini tamamen multikulturel hale getirsin. Çocuklara zorla sadece siyonist anlayışla Yahudi dini eğitimi vermesin. Tamamen kaldırılsın din dersi. Olur mu MEC bey?

    Yukarıdaki ütopya hoşuna gitmedi madem, al başka bir ütopya.

    İsrail, Lübnan, Filistin komple AB üyesi yapılsın, Kıbrıs’in yani basindalar sonuçta. Çok uzak sayılmaz. AB yasaları çerçevesinde çözülsün her şey madem. Balkanlar için planlanan proje İsrail Filistin ve Lübnan’ı da kapsayacak şekilde genisletilsin, hukuk yüzde yüz AB uyumlu hale getirilsin. Buyur? Bu ütopya da mı olmadı?

    Adama evi elinden zorla alınıp yerine siyonist yerlesimci yerleştirilen insanların durumu ne olacak diye soruyorsun, tek bir kelime dahi yok, tek bir kelime. Barakalarda yaşamak zorunda bırakılan bu insanlar hayvan mi afedersin?
    Neden bu konularda bile tek bir eleştirin yok İsrail’e karşı? Dünyadaki her ülke eleştirilebilir, her toplum eleştirilebilir de neden İsrail elestirilemez arkadaş, neden? Bu nasıl bir tabu? Söyleyebildigin tek şey neden ya İslamcı, ya terör propagandacisi yaftalamalari?

    İşgal ettiği Batı Seriadaki insanları bile göz altına alan bir ülke var yaa. Bir insanda hiç mi insaf, hiç mi adalet duygusu olmaz arkadaş? Hadi yetişkinleri Batı Seriali sanatçıları doktorları falan hepsini geçelim, İsrail’in ceza evlerinde zindanlarında kaç tane Filistinli (çoğu yine Batı Seriadan) çocuk var bunları da yazsana MEC? İsrail’in cezaevi şartlarını da bir kere olsun yaz, ne kadar Avrupa standartlarında olduklarını madem?
    Tıpkı TC zindanlarında binlerce bebek olduğu gibi, buyrun İsrail’in çocuk tutsakları. Bir kere olsun okuyun lütfen:

    https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-49571811

    https://www.indyturk.com/node/265251/d%C3%BCnya/filistinli-%C3%A7ocuklar-i%CC%87srail-cezaevlerinde-g%C3%B6rd%C3%BCkleri-i%C5%9Fkenceyi-anlatt%C4%B1-bize-hayvan

    Hukuksuzlukta TC sisteminden hiçbir aşağı kalır yanı olmayan İsrail’e tek bir kelime dahi eleştiri yapamamanin adı nedir, birisi izah edebilir mi lütfen?

    Bir siz akillisiniz, alem salak, alem deli, alem aptal, alem terörist, alem soykırımcı. Millet size laf edince siz mağdur, siz millete her türlü hakareti yaftalamayi yapınca sorun yok. Bravo. Adaletiniz bu işte.

    İki yüzlülük ruhlarına işlemiş insanlar, batıda İsrail’in yaptıklarını eleştiren üç beş insana bile olmadık mahalle baskısını, olmadık asagilamayi yapıyorlar, sonra da bunların görmezden gelinmesini bekliyorlar. Buyrun size batı ikiyüzlülüğü:

    https://www.nytimes.com/2023/10/21/business/web-summit-paddy-cosgrave-israel.html

    “War crimes are war crimes even when committed by allies, and should be called out for what they are”

    Bu cümlesi yüzünden başına gelmedik kalmayan, üstüne özür bile dileyen bir İrlandalinin hali.

    Gerçek diyorsun ya hani.. İşte gerçekler.. İsrail yıllardır soykırım yapıyor. İsrail yıllardır terör yapıyor. İsrail yıllardır insanların evini arazisini çalıyor. İsrail yıllardır antisiyonist Yahudilere, Hristiyanlara, Müslümanlara eziyet ediyor.

    https://x.com/TorahJudaism/status/1714881209812099399?s=20

    https://x.com/wallacemick/status/1712838189566644511?s=20

    Bu insanlar her ne kadar MEC tarafından terör propagandasi yapmakla yaftalansalar bile, gerçek şu ki İsrail sadece siyonisti üstün gören ırkçı bir devlet. MEC tarafından kabul edilse de edilmese de bunlar somut gerçekler.

    Her şeyin yalan MEC, her şeyin sahte. Bir İsrail’e gelince tel tel döküldün iste. İnsan hakları savunuculuğu, civic kimlik, hukuk, adalet, soykırım, türkofon… Daha bir sürü süslü sözlerle yazdığın makalelerine bir İsrail ile ihanet ettin. Yazdığın yazilarda sadece ülke veya toplum isimlerini değiştirsen birebir uyacak tablolarda bu sağlamayı yapabilmekten aciz haldesin. Süleyman Soylunun metin yazarligindan sonra epey de güzel bir rüzgar da yakalamistin halbuki. Parmakla gösterilen bir insan hakları savunucusu olarak görünüyordun. Söz konusu İsrail dışındaki herhangi bir ülke olunca yapmadigin hiçbir eleştiri yokken, sıra İsrail’e gelince gösterdin kendini. Herkese ikiyüzlü sucmalasi yaparken yaptığın tek şey sadece bir yansitma. Ben bir Aspergerliyim ama sen de bir Hubris sendromlusun.

    Birileri silah satıyor, birileri ölüyor. Dünyanın bir sistemi var, oynayanlar oynuyor. Olan sadece gariban halklara oluyor. Onlar da güya haklarını savunan MEC gibi bir takım insanlar tarafından uyutulup aldatilmaya devam ediyor. Kendini müslüman olarak tanımlayan insanlar komavari uykularindan uyanmadikca da bu zulümler artarak devam edecek.

  4. Yazarı okudukça acıma duygum daha da derinleşiyor. Neden? Son 10 gün içinde 5 yazı yazan yazarımız hala İsrail’i kınamadı. Evet İsrail’in bazı hatalarından bahsetti, bunların hepsi İsrail’e bu hataları yaptıran, olaylara tek başına yön veren Hamas’tı.
    Yazarımıza çifte standart yapma dedik, hemen bir dahaki yazısında bize çifte standart hakkında felsefe yaptı. Haklılık payları olan şeylerle gelme bize dedik, bir sonraki yazısında bizi gerçekler hakkında aydınlattı.

    Şimdi de Türkiye’de ilk defa farklı mezhepleri, dinleri, etnisiteleri diğer cemaatler tarafından dışlanma pahasına bir araya getiren, şöyle-böyle 25 yıldır sadece Türkiye’de değil, dünyanın hemen her yerine diyalog faaliyetleri yürüten bir cemaatin mensuplarına ‘Şimdi yeni şeyler söylemek lazım’ diyor.

    Bize ne diyor biliyor musunuz? ‘Medeniyetler arası farklılıkların iyi bir iletişimle ve karşılıklı yaratılacak iyi niyet ortamıyla yumuşatılması gerektiğini düşünüyorum.’ Böyle diyor. Bize diyor bunu. Ve bunu yazan kişi aynı zamanda Müslüman ülkeler matah bir şey olsaydı, Batı ülkelerine kaçmazdınız diye yazan kişi. Bunu 30 yılı aşkın bir süredir kendisinin haritada yerini bile gösteremeyeceği yerlere ya kendisi gitmiş, ya oğlunu kızını göndermiş insanlara söylüyor.

    Yazarımız işine gelse bu konulara sosyolojik açıdan bakar ama Müslüman ülkelere çakma şehveti onu bundan alıkoyuyor. İzah edeyim: İnsanlar Batı’ya sadece ve sadece çılgınlar gibi medeni olduğu için kaçmıyor. Bunun daha belirleyici sebepleri var:
    – Batı ülkelerinin nüfusu yaşlanıyor. Hem devletlerin bekası hem de emekliler ordusunun finanse edilmesi için taze nüfus gerekiyor. Bu nüfusu en iyi şekilde mülteciler karşılar. Mülteciler hem minnettardır sadık olur. Evet Batı dünyasının nüfusun yaşlanmasına karşı bulduğu en dahiyane çözüm maalesef bu.
    İslam ülkelerinin ise nüfusu bol ve daha fazla insan istemiyor. Dolayısıyla oturum izni almak ayrı bir dert, çalışma izni almak ayrı bir dert. Batı çok uzun yıllardır mülteci kabul ediyor, gelin diyor, kiranız, yeme-içmeniz, dil kurslarınıza varana kadar hepsi bedava, ve bunu insanların kara kaşı kara gözü için yapmıyor. Kara kaş kara gözün bir değeri olsaydı bugün bir halkı etnik temizliğe maruz bırakan bir devlete diyecekleri iki çift lafları olurdu.

    -Batıya iltica eden insanların çoğunun buralarda akrabaları ve onbinlerce Hizmet mensupları var. Bu akrabalar sayesinde insanlar her şeyden önce dil problemini daha kolay aşıyorlar, bürokrasiyi daha kolay hallediyorlar. Bu imkan Müslüman ülkelerde bu derece büyük değil.

    -Batı ile Erdoğan arasında örtülü bir anlaşma olduğu besbelli. Bu anlaşmaya göre Erdoğan Suriyeli mültecileri ülkede tutacak ve bu sayede Türkiye’deki iktidarını devam ettirecek. Batı da ona bunun karşılığında dokunmayacak. Ama dışardan bakıldığında birbirlerinden nefret ediyorlarmış gibi görünecekler. Batı cemaat mensuplarına da iltica hakkı verecek vs. Erdoğan’ın Müslüman ülkelerle yaptığı anlaşma ise örtülü değil açıktan. Bu anlaşma kapsamında okullarımız kapatılacak, iltica edenler icabında MIT tarafından kaçırılabilecek. Yoksa insanlar icabında Pakistan’a akın akın niye gitmesinler. Zaten gitmişler.

    -Cemaat yönetiminin 15 Temmuz öncesinde olacakları tahmin etmemesi veya umursamaması sebebiyle hangi ülkelere iltica edilmesi gerektiği konusunda bir organizasyonunun olmaması.Hala da yoktur. Bugün Almanya’da bir muhacir haksız yerered alsa ona yol gösterecek cemaat avukatları tarafından kurulmuş bir Flüchtlingsrat benzeri kurumlar o kadar sene sonra hala yoktur. Bu sebeple her defasında insanlar Amerikayı yeniden keşfetmek zorunda kalıyorlar.

    Şİmdi bi de bunun konuyla ne alakası var. Hepimiz biliyoruz ki, Müslüman ülkelerde demokrasi yok, hepimiz biliyoruz ki Batı ülkeleri insan hak ve özgürlükleri bakımından ‘en azından kendi sınırları dahilinde’ çok daha iyi. Fakat kendi içinde bu kadar iyi olan Batı’nın kendi sınırları dışında cereyan eden katliamlar, soykırımlar karşısında bu derece hukuksuz davranıyorsa bu benim suçum mu?

    Ayrıca bunun İsrail konusuyla ne alakası var. Senin İsrail dediğin devletin Arap dünyasının ortasına ziplenmiş bir Çin gibi, iki kişinin zaten oturduğu afedersin düdük kadar banka yine afedersin koca poposuyla yerleşen ve oturanlardan birini yere düşüren, bununla da kalmayıp ahlaksızca burası 2 bin sene önce benimdi diyen bir psikopattan farkı nedir?

  5. Yazar üçtür Yudeo-Hristiyan uygarlık havzasından bahsediyor. Sanırım amacı, Bahtiyar Yahudilerle Hristiyanları bir tarafa, Müslümanları da bir tarafa koyarak bir karşılaştırma yapmamızı istiyor. Bu kavram bundan 10-15 sene evvel Almanya’da ‘Jüdisch-christliches Abendland’ muhafazakar CDU tarafından bir parlatılsa da sonradan bundan vazgeçildi. Ha vazgeçilmiş olsa da o hengamede CDU’lu olmasına rağmen ‘İslam Almanya’nın bir parçasıdır’ diyen bir cumhurbaşkanının başına neler geldiğini de unutmamak lazım.

    Yahudi-Hristiyan Batı kavramını ilk ortaya atan Bassam Tibiydi ve bunun AB ülkeleri kapsamında Leitkultur’un (öncü kültür) bir açılımı olarak yerleşmesini istiyordu. Fakat bu kavramı en başta Yahudiler sevmediler. Berlin Antisemitizm Araştırmaları Merkezi’nin eski müdürü bu kavramın Müslümanlardan kendini ayrı bir tarafa koymak için uydurulduğunu söylemişti mesela.

    Yazar da gördüğüm kadarıyla aynı amacın peşinde. Batı, Yahudilerle Hristiyanların birlikte oluşturduğu bir medeniyet, Müslümanlar ise işte gördüğünüz şu sefil coğrafyanın sakinleri demek istiyor. Bu kavram çok elverişli bir kavram olmalı ki, Müslümanlarla bir derdi olan herkes için çok kullanışlı olabiliyor. İcabında dinle alakası olmayan bir ateist de kullanabiliyor, Yahudi düşmanı olduğu besbelli aşırı sağcı AfD de kullanabiliyor.

    Peki Yahudilik ve Hristiyanlık gerçekten Batı’ya el ele kol kola damgasını vurmuş mu, var mı böyle bir şey? Tarih bize bunun tam tersini söylüyor. Öyle ki, bugünün Filistin sorununun kronikleşmesinin temelinde Batı’da yüzyıllarca süren Hristiyan-Yahudi anlaşmazlığı yatıyor. Hatta bugün Yahudilerin Batı medyasını tümüyle kukla gibi oynatacak maddi güce sahip olmasının arkasında da bu Hristiyanların Yahudileri dışlaması duruyor.

    Hristiyanlar, Yahudileri içlerine almadılar, belli mesleklerde hayat tanımadılar ve böylelikle onların kimliklerini korumalarını, zenginleşmelerinin önünü açtılar. Bilselerdi böyle yapmazlardı elbet. Sonra pogromlar, pogromlar, göz açtırmadılar ve iş taa holokosta kadar uzandı.
    Hatta bilirsiniz, Osmanlı da çok boğuşmuştur Rumların Yahudi düşmanlığıyla. Kaç defa Yahudiler çocuklarımızı kaçırdı diye çıkardıkları ayaklanmalarla uğraşmak zorun kalmıştır Osmanlı. Binlerce yıllık bir hikayesi var bu çocuk kaçırma ve yeme iftirasının.

    Şimdi yazar tabi diyecektir, Batı’da şu kadar Yahudi bilimadamı, siyasi yetişti, onlar damgasını vurmadı mı diye. Vurmadı efendim. O adamlar asimile olmaya karar vermişlerdi ve fakat olmadı, büyük bir hayal kırıklığı uğradılar ve siyonizm zaten bundan doğdu.

    Şöyle bir örnek vereyim bizden: Osmanlı için bir Türk-Ermeni-Rum medeniyeti diyebiliriz. Ne de olsa mimarideki, müzikteki ortak miras ortadadır. Fakat biz İstiklal Marşının düzenlemesini yapan Ermeninin, Atatürkün imzasını tasarlayan Ermeninin veya Nubar Terziyan’ın, Kenan Pars’ın, Onno Tunç’un kültürümüze bir Ermeni katkısında bulunduklarından bahsedebilir miyiz? Bahsedemeyiz.

    Dolayısıyla yazarın Almanya’da ve Avrupa genelinde hükmünü kaybetmiş, Yahudilerin bile tepkisini çekmiş bu kavramın bu bağlamda kullanılması pek de iyi bir niyet taşıyor diyemeyiz. İnsanları din veya etnik aidiyetinden dolayı daha düşük bir kümeye koyamayız. Öyle olsaydı Müslümanlar bir Endülüs ortaya çıkaramazdı.

    Nasıl Yahudilerin mağduriyetlerden, mazlumiyetlerden zalimliğe uzanan geçmişlerinde türlü amiller vardıysa, Müslümanların da bilimden cehalete uzanan geçmişlerinde türlü amiller var. Elmalar armutlardan daha önce olgunlaşıyor gibi bir saçma öneri olamaz mesela. Armudun yanına belki bir bina diktiler ve güneş ışığı almıyor. Armudun sahibi belki susuz kaldı, sulayamadı.

    Meselelere bu şekilde bakmadıkça yeni bir şeyler söylemek imkansız. Öyle bir bünyeden yeni şeyler çıkmaz ve sapla saman hep birbirine karışır.

  6. Yorum yazan arkadaslardaki milliyetci, irkci, siyasal islamci dusunce yapisinin ortaya doktugu pislikler, kelimelerden adeta akiyor. Anlasilir gibi degil ama Israil gibi herkesin tanidigi (Turkiye ve arap ulkeleri dahil) bir ulkeyi hic sayip sanki sadece kucuk bir grubu temsil eden orgut muamelesi yapma istegini anlamiyorum. Madem ulkenize ve izlenen siyasal islamci politikalara asiksiniz, o zaman neden Hristiyan ve Yahudilerin kurdugu ve cogunlukta oldugu yerlere kactiniz. Ulkenizde kalsaydiniz veya sizin gibilerin cogunlukta oldugu ulkelere gitseydiniz.
    Yazar, belki yuzlerce kez tum sivil olumleri kimden gelirse gelsin kategorik olarak kinadigini belirtti. Ya anlamak istemiyorsunuz ya da baska bir ajandaniz var.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin