NECİP F. BAHADIR | YORUM
Bülent Arınç’sız yazı yazamayacak mıyız yahu? İbrahim Tatlıses’in “ne yapayım, Urfa’da Oxford vardı da ben mi okumadım?” dediği gibi… Sözde aktif siyasetten koptu Arınç, fakat bir şekilde manşetlere çıkmayı başarıyor. Birkaç gün önce AKP’ye geçen Hasan Ufuk Çakır’a verdi veriştirdi. Doğrudan cesaret edemedi ama sözlerinin bir ucu Erdoğan’a dokundu.
Çakır’ın 2026 model Zübük olarak AKP’ye geçmesi de sorunlu… Arınç’ın her türlü eleştiri ve itiraza rağmen AKP’de çakılı kalması da… Öyle bir profil ki Arınç, AKP politikalarına karşı ama Erdoğan’a tutku derecesinde bağlı. Bu nasıl bir siyasi çizgidir anlamak zor. Arınç’tan başka hangi bünye böyle bir çelişkiyi kaldırabilir? Bozuk saatin günde iki defa doğruyu göstermesi gibi Arınç’ın da ‘vicdanlı çıkışları’ eksik olmuyor.
En son ‘Sözcü TV’ye çıktı. Bunun bile aslında AKP’ye meydan okumaktan başka anlamı olamaz. Sözcü’yü anlatmaya gerek yok. İflah olmaz bir AKP ve Erdoğan karşıtı… Basit ve sıradan bir muhalif değil. Bir karşı cephe ekranı Sözcü TV… Bir savaşın sahası… Arınç’ın bile isteye Sözcü’ye çıktığını söylemek yanlış olmaz.
Peki neden?
Bu hareketinin ‘Erdoğan’ın müminleri’ ile AKP fanatiklerini ‘çıldırtacağını’ bilmiyor muydu? Bilmez mi? Şuurlu ve bilinçli bir tercih…
Bülent Arınç’ın özgül ağırlığının kalmadığı doğru… İtibarı da gücü de çok aşındı, yıprandı. Ve fakat; Arınç yerine bir başka AKP’li Sözcü TV’ye çıkıp iktidarın politikalarına eleştiriler yöneltseydi anında kapının önüne konmaz mıydı? Disiplin işlemleri o gün başlardı. Demek ki Arınç özgül ağırlığını tümüyle yitirmedi. Erdoğan’ın canını sıksa da, AKP’liler burnundan solusa da Arınç’ın parti içinde dokunulmazlığı söz konusu…
Abdullah Gül’ü harcayan Erdoğan, Arınç’a dokunmadı, dokunamadı. Siyasi bedelini göze alamadı. Üstelik Arınç’ın oğlunu milletvekili yaptı.
Bülent Arınç ekrana çıkarken soruları az çok tahmin etmiştir. Buna rağmen galiba ‘Bilal Erdoğan meselesine’ hazırlıksız yakalandı. Onca tecrübe ve siyasi deneyime rağmen su gibi akar üslubuyla cevap vermekte zorlandı. Bocaladı biraz… ‘Konunun zorluğu’ gerekçe olamaz. Arınç nice çetrefilli meselelere dalmaktan geri durmaz. Yine de söyleyeceğini söyledi, mesajını verdi.
Bilal Erdoğan’ın Ankara yürüyüşünün başladığına ben de inanıyorum. Aile damatları bir kenara attı, ‘Bilal Erdoğan’ isminde karar kıldı. Ve birkaç aydır Bilal Erdoğan medyada daha görünür hale geldi. Aile derken daha çok anne Emine Erdoğan’ı kastediyorum. Baba Recep Tayyip Erdoğan’ın ne kadar istekli olduğu konusunda tereddütlerim var. ‘Olamayacağının görünmesi için’ sessiz ve gönülsüzce ‘evet’ demiş olabilir. Ne de olsa oğlu… Nasıl karşı çıksın? Ama o yolun taşlarını döşemek yanlısı değil.
Habertürk, bahis ve şöhretli isimlere dönük operasyonlarının ‘Bilal Erdoğan temizliği’ olarak yorumlanması bana pek inandırıcı ve gerçekçi gelmiyor. İlla da temizlik yapılacaksa bu İstanbul’da olmaz, Ankara’da ve siyasette yapılır. Ben siyasi sahada henüz Bilal Erdoğan’ın yolunun açılmakta olduğunu düşünmüyorum. Bir alametini de görmüyorum. ‘Fotoğraf vermek’ bir siyasi hamle olamaz. Bu konuyu ayrıca yazmak isterim. Arınç’tan kopmayalım.
Arınç, Bilal Erdoğan sorusuyla karşılaşınca önce bocaladı, ‘kem küm etti’ ama sonunda biraz ürkek bir dille mesajını verdi; “Avrupa’da babadan oğula görüntüsünü göremezsiniz. Burası bir Azerbaycan değil… Irak, İran, Libya… Bu ülkelerde geçerli olabilir ama bizim ülkemizde kabul görmez diye düşünüyorum.”
Bilal Erdoğan’a açık bir tavır bu… Bir meydan okuma, bir bayrak açma… Parti içinden itiraz. Bunu ancak Arınç gibi bir isim yapabilirdi. Başkası asla cesaret edemezdi.
Batıda hiç olmadı değil. Oğul Bush ABD’de başkan oldu. Yunanistan’da oğullar Papandreu ve Miçotakis babalarının izinden gitti ve halkın desteğiyle koltuklarına oturdu. Ama hanedan ve saltanat modellerine daha çok Ortadoğu ve üçüncü dünyada tanık oluyoruz. Modern dünyada ancak istisnası mevcut… Arınç’ın itirazını parti ve tabanın hissiyatı ve görüşü olarak yorumlamak mümkün mü? Değil. Çünkü AKP bir klasik parti değil.
Bir kadro hareketi olarak kurulan AK Parti yok artık… Erdoğan’ın AKP’si var. Bir partiden çok, çete veya aile şirketi niteliği daha fazla. Ailenin Bilal Erdoğan’a sahneye çıkarmasını siyasi veliahtlıktan ziyade bir şirket mirasçısı gibi değerlendirmek lazım.
Arınç’ın çıkışı siyasi ve politikti. Fakat siyaset AKP’de kalmadı. Onun için sağlıklı bir yorumda bulunmak zor.
Ülke aylardan beri taht kavgası, Hakan Fidan’a operasyon ve Bilal Erdoğan haberleriyle yatıp kalkıyor. AKP’den ‘çıt’ çıkmadı. Parti olsaydı böyle sessiz kalır mıydı? Herkes susar mıydı? Hakan Fidan bile konuşmadı, konuşamadı.
AKP’de konuşmak demek Erdoğan’ın söylediklerini papağan gibi tekrar etmek demek… Erdoğan susarsa herkes susar.
Mehmet Metiner, “Bilal Erdoğan niye olmasın?” demiş. Buna ne demeli? Metiner’in derdi Bilal Erdoğan falan değil, onun kavgası Bülent Arınç’la… Aralarında kan davası var. Amacı Arınç’ı ailenin önüne atmak… Başka bir hedefi yok. Metiner’e göre Bülent Arınç’ın oğlu milletvekili oluyorsa, Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlu neden cumhurbaşkanı olmasın?
Düz mantık bu önermenin doğru olduğunu söyler. Ama siyasette düz mantık işlemez. Hele Bizans’tan miras Türk siyasetinde… Başka hangi ülkede ‘erken öten horozun’ başı kesilir? Hani erken kalkan yol alırdı? Hayat başka, siyaset başka…
Arınç’ın şu cümlesinin altında çok şey gizli; “Tayyip Bey’i biliyorum, seçimler yaklaştığı zaman “Kardeşim falandır” diyebilir. Bunu yabana atmayın…”
Ben öteden beri Arınç’ın düşüncesinin ve beklentisinin bu yönde olduğunu tahmin ediyorum. Bütün rüya ve hayali de ‘falanın kendisi olacağı’ yönünde… Bir üçlü söz konusuydu. Gül ve Erdoğan sırasını savdı. ‘Sıra bana geldi’ diye yanıp tutuştuğunun işaretlerini alıyorum. Yaş mı? Siyasetçi son nefesine kadar hırsından bir şey yitirmez. AKP’den kopmamasının nedeni de bu. Erdoğan’a övgü dizmesi de bundan…
AKP’de Bülent Arınç’a ekmek yok. AKP, Erdoğan’la birlikte tarihe karışır. Arınç, AKP saflarından koparak bir adalet, ahlak, demokrasi ve özgürlük cephesi açsa bir umut yolculuğu başlatabilir. Siyasete ve topluma da borcunu öder. Yoksa ‘Bilal Erdoğan olmaz’ deyip AKP çatısı altında siyasi varlığını sürdürmeye çalışmak ‘kumda oynamaktan’ veya ‘dostlar alışverişte görsün’ demekten farklı değil. Bu yol çıkmaz sokak… Bunu illa görmek için sonuna kadar yürümeye gerek var mı?
Hayır, yazarınızın kafası o kadar da karışık değil mesele çok karmaşık, siyaset sis ve pusla kaplı…

Birini Hitler’e diğerini Himmler’e benzetiyorum. İkisinin de sonu felâket.