Amaç ne; Öcalan, ‘Atakürt’ mü yapılacak?

MAHMUT AKPINAR | YORUM

1980 öncesi dönemde örgüt “Apocular” olarak ortaya çıktığında, bölge halkı tarafından “dinsiz” ve “anarşist” marjinal bir grup olarak görülüyordu. 1980 darbecilerinin Diyarbakır Cezaevi’nde insanlara sadece Kürt oldukları, Kürtçe konuştukları için ağır işkenceler yapmasıyla PKK taban bulmaya, kolay militan devşirmeye başladı. Zira devleti temsil ettiğini düşündüğü kişilerce işkenceye uğratılan, onuru incinen Kürt gençleri PKK’ya yöneldi, yoğun şekilde dağa çıktılar.

1990’lı yıllar boyunca güya “Ayrılıkçı terörle mücadele ediyoruz!” diye Kürtlere yapılan baskılar, köy boşaltmalar, beyaz Toroslar, faili meçhuller, kireç kuyuları adım adım Kürtleri Öcalan’ın ve PKK’nın kucağına itti. 

TSK, yıllarca PKK’yı toplum ve siyaset üzerinde vesayet aracı olarak kullandı. “Terörle mücadele” gerekçesiyle hukuksuz ve ölçüsüzce Kürtlerin en temel insani hakları yok sayıldı, suçlu-masum ayrımı yapmayan operasyonlarla bölge yaşanmaz hale getirildi. Kemalistler ve askeri elitler Kürtlerin tamamını inciten, aşağılayan açıklamalar yaptılar.

Kürtlere alandaki muamele medyaya yansıyanın çok ötesinde ağır ve onur kırıcıydı.

Herşeye rağmen 1990’ların ortalarına kadar bölgede dini duyarlılığı olan partiler, demokratik sağ partiler yüzde 60 ve üzeri oylar alıyordu. Zira Kürtler tarih boyunca medreselerden beslenen, dini/İslami duyarlılığı yüksek bir halktı. PKK ve Öcalan Marksist, positivist olmaları nedeniyle başlarda halkta karşılık bulmadı. Ama hukuk ve demokrasi zemininde samimi çözüm arayışının olmaması, basiretsiz politikalar, dışlayıcı tutumlar nedeniyle Kürtler adım adım PKK’ya ve Öcalan’a mahkûm edildi. Bölge halkına Öcalan dışında lider, PKK dışında sığınak, dayanak bırakılmadı. 

Marksist ve Stalinist örgütün bölgedeki etkisine paralel Kürtlerde sekülerleşme, İslami değerlerden uzaklaşma yaşandı. Dindar, muhafazakâr Kürtler hala PKK ve Öcalan’a mesafeli bakıyorsa da ortada Kürtlerin hakkını savunacak başka aktör kalmadığı veya bırakılmadığı için Öcalan’a mecburiyet hissediyorlar.

Arşivler dahi yok edildiğinden artık ulaşamıyoruz ama sanırım 2011 yılıydı Zaman Yorum sayfasında “Kürt sorununda itenler ve çekenler” başlıklı yazımızda PKK Kürtleri kendine çekerken, devletin içinden bazı odakların da Kürtleri PKK’ya ittiğini yazmıştık. Kuruluşundan bu tarafa devlet namına hareket eden bir kısım kişiler, kurumlar ince bir işçilikle ve planlı bir süreçle Kürtleri PKK’ya ve siyasal organizasyonlarına doğru itiyor, Kürtleri PKK ve Öcalan’a mecbur ve mahkum ediyor. Bugünlerde bu konuda yeni bir evreye geçildiğine şahit oluyoruz.

Son dönemde, muhtevadan bağımsız hoşa gidecek bir söylemle “Terörsüz Türkiye” diye adlandırılan süreç MHP lideri Devlet Bahçeli’nin ısrarlı çabalarıyla sürüyor. Türkçü-milliyetçi çizgisiyle tanınan Bahçeli’nin bu girişimi, giderek bambaşka bir mecraya evriliyor. Aslında Bahçeli’nin çabaları yukarıda bahsettiğimiz süreçle tamamen uyumlu. Bu defa daha ileri bir safhaya geçilerek Öcalan “Ata Kürt”, “Orta Doğu’daki bütün Kürtlerin halk önderi” hatta ‘dünya Kürtlerinin lideri’ haline getirilmek isteniyor.

1930’ların otoriter liderlerine benzer şekilde, Türkiye’ye ve Kürtlere ‘Kürtler hakkında tek karar verici’ otorite olarak takdim ediliyor. Kürtler homojen ve tekdüze, hepsi de Öcalan’ın arkasında gibi bir tablo oluşturuluyor. HDP ve siyasi organları Öcalan için etkisiz bir vagona dönüştürülüyor.

Selahattin Demirtaş hapiste tutuluyor, sürece ve Öcalan’a mutlak tabi olması bekleniyor. Farklı seslerin çıkmasına müsaade edilmiyor. Zaten MHP-AKP koalisyonu tarafından başka sesle dikkate alınmıyor. Öcalan, bütün Kürtlere adeta bir ‘Atakürt’, tek yönetici, tek muhatap, ‘her şeyi çözecek kurtarıcı!’ gibi sunuluyor.

Kürtlerin ve diğer toplum kesimlerinin temel hak ve özgürlüklerinde bir düzelmeye, Kürtçenin önündeki engellerin kaldırılmasına dair konular konuşulmuyor. Problemin temelde bir demokrasi ve hukuk sorunu olduğunu, bunlarda gelişme olmaksızın Kürt sorununda kalıcı iyileşmeler olmayacağını herkes biliyor. Ama ilginç şekilde her cenah susmayı, sadece Öcalan’ı konuşmayı tercih ediyor. Süreç Öcalan’ı bütün Kürtler için tek ve karizmatik önder, kurtarıcı yapmaya teksif edilmiş halde. Bahçeli bunun için canhıraş mücadele veriyor.

Kürt sorununu demokrasi zemininde çözmek varken neden konu Öcalan’a ve onun liderliğine indirgeniyor? Bu, Kürtleri otoriter bir yapıya, kişiye mahkûm etmek değilse nedir? Yoksa demokratik talepleri ve tabanlarını dikkate almaksızın siyaset yapan iktidar cephesine Erdoğan ve Bahçeli’den sonra üçüncü otoriter kişilik olarak Abdullah Öcalan mı eklemleniyor? Böylece Kürtlerin iktidara desteğini mi kazanmak istiyorlar? 

İmralı ziyareti sonrası DEM Parti heyeti üyesi Gülistan Kılıç Koçyiğit’in Mezopotamya Ajansı’na anlattığı ifadeler de tezlerimizi destekler mahiyette. Heyet –AKP’li Hüseyin Yayman, MHP’li Feti Yıldız ve Koçyiğit’ten oluşuyor– Öcalan’a Suriye entegrasyonu, YPG’nin silah bırakması, petrol gelirleri gibi sorular yöneltti. Öcalan, ismiyle hitap ettiği heyet üyelerine ‘Siz’ diye sesleniyor ve CHP’nin imralı ziyaret ekibine katılmamasından yakınıyor.

Öcalan bu süreçte kendisinin vazgeçilmez olmasından, bütün kürtlerin ‘halk önderi’ ‘kurucu lideri’ olmaktan oldukça memnun görünüyor. Görüşmede sürecin başarısız olması durumunda darbe mekaniğinin devreye gireceğini ifade ederek bir gözdağı, korku da veriyor. Bu sözler ve yaklaşım, Öcalan’ın kendini süreçte vazgeçilmez gördüğünü gösteriyor. Öcalan’ın yaklaşımı ve tutumu da Öcalan’ı ‘Atakürt’ yapma hedefiyle örtüşüyor. Zira o da sürecin tamamen şahsının etrafında döndüğünün bilincinde.

 

Anketler de gösteriyor ki çekilen onca acıdan, akan onca kandan sonra toplumun çok büyük bir kesimi bu sorunun çözümünü istiyor. Ama Öcalan’ı tek lidere indirgeyen bir proje, Kürtlerin demokratik çabalarına, taleplerine de darbe vurmaktır. Öcalan elbette muhatap alınmalı, konuşulmalı ama çözüm, Öcalan merkezli değil, haklar ve demokrasi odaklı olmalıdır.

Sivil siyaset yapan Selahattin Demirtaş 9 yılı aşkın süredir hapiste tutulurken, ‘çıkamasın’ diye yeni bir dava daha açılmışken, seçilmiş belediye başkanları hapse atılıp yerlerine kayımlar atanırken, Kürtlerin ve toplumun sorunlarının demokrasi ve hukuk zemininde çözülmesine dair en küçük adım atılmazken Devlet Bahçeli eliyle Öcalan’ın bir ‘Atakürt’ haline getirilme çabası sadece bana mı tuhaf geliyor? Bahçeli kalıcı ve genel kabul görecek demokratik çözümler varken neden ve niçin Öcalan’ı Ortadoğu’da ve dünyada Kürtlerin tek önderi, vazgeçilmez lideri haline getirmeye çalışır?

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin