Altın çağ mı, kaos çağı mı?

ADEM YAVUZ ARSLAN | YORUM

Dünya, ABD Başkanı Donald Trump’ın Davos konuşmasını ve Grönland’a yönelik tehditlerini konuşuyor. Ancak ortada, bunların çok ötesinde bir sorun var. Şuradan başlayalım: Bir müttefik, diğerini askerî güç kullanmakla tehdit ediyorsa buna hâlâ ittifak denebilir mi? Ya da bir müttefik, ortaklarına karşı gümrük duvarları örüyorsa bu nasıl bir ortaklıktır?

Bir ülke, açık açık “Ülkelerinizdeki siyasi ve kültürel fay hatlarını destekleyeceğim!” diyorsa, o ilişkinin ayakta kalma şansı var mıdır?

Avrupa şu sıralar tam olarak bu sorularla boğuşuyor. İlk kez, uzun yıllar boyunca fısıltıyla bile dile getirilmeyen bir ihtimal masanın tam ortasında duruyor: Amerika Birleşik Devletleri ile kurulan 80 yıllık ittifak sona mı eriyor?

Başkan Trump’ın Danimarka’ya Grönland’ı ABD’ye devretmesi yönündeki baskısı — aksi hâlde ticaret savaşı, hatta askerî adımlar ima etmesi — Avrupa’yı “düşünülemez” olanla yüz yüze getirdi. 70 yılı aşkın süredir güvenlik mimarisinin merkezinde yer alan ülke, artık birçok Avrupalı için potansiyel bir tehdit olarak algılanıyor.

Son bir yıl içinde Avrupa kamuoyunda ve başkentlerde ABD’ye duyulan güven adeta çöktü. Güvenlikten ticarete kadar pek çok alanda, Avrupa’ya karşı açık bir antipati sergileyen ve şimdi bir müttefikinin toprağını talep eden öngörülemez bir Washington yönetimine bağımlı kalmanın bedeli ciddi biçimde sorgulanıyor.

Çoğu Avrupa hükümeti tansiyonu düşürmeye çalışıyor. Güvenlik ve ekonomi alanlarında ABD’den kopmak zorunda kalacakları günü mümkün olduğunca ertelemek istiyorlar. Çünkü bu kopuşun faturası ağır. ABD’nin askerî rolünü ikame etmek, aynı anda ticaret ve yatırımları kısmak; zaten düşük büyüme ve zorlanan kamu maliyeleriyle mücadele eden Avrupa için neredeyse altından kalkılamaz bir yük.

Avrupa uzun süredir kendi güvenliği için daha fazlasını yapması gerektiğinin farkında. Washington’un baskısı ve Rusya’nın Ukrayna’yı işgali kıtayı yeniden silahlanmaya itti. Ancak geçen yıla kadar hedef, NATO içinde ABD ile daha dengeli bir ortaklıktı. Şimdi ise birçok başkent, bu ortaklığın gözlerinin önünde çözülüşünü izliyor.

Avrupa, Trump’la çatışmaktan kaçınıyor

Bu kopuş Amerika için de maliyetsiz olmayacak. NATO, Washington’a Avrupa genelinde siyasi nüfuz ve küresel güç projeksiyonu sağlayan eşsiz bir üs ağı sundu. Avrupa ülkeleri aynı zamanda ABD savunma sanayisinin en büyük müşterileri arasında. Ticaret ve yatırım ilişkileri de cabası. Ancak Avrupa yeniden silahlanırken, artık kendi savunma sanayisine daha fazla yaslanma eğilimi güçleniyor.

ABD–Avrupa ilişkisi, ekonomi ve güvenlik alanlarında dünyanın gördüğü en derin ve en karmaşık ilişkilerden biri. Bu nedenle çözülmesi de ani olmayacak. Ancak çözülme başladıysa, geri dönüş de kolay değil.

Avrupalı diplomatlar, Beyaz Saray’la ilişkinin giderek “alışverişe dayalı” bir yapıya büründüğünü söylüyor. Grönland konusunda teorik olarak yaratıcı çözümler mümkün olabilir; ancak Trump’ın tehditkâr dili, taleplerinin dozu ve adayı neden istediğine dair belirsizlik, bu ihtimali şimdilik rafa kaldırmış durumda. Birçok başkentte şu kanaat hâkim: Trump’la çatışmadan kaçınmak artık işe yaramıyor; sınırlı da olsa bir Avrupa tepkisi kaçınılmaz.

Grönland meselesi bir şekilde çözüme kavuşsa bile, Avrupa’da yaygınlaşan bir duygu var: “Batı” diye adlandırılan o tarihsel ve benzersiz bağ bir daha eskisi gibi olmayacak.

Trump’la yaşanan bu yüzleşme, önceki krizlerin üzerine eklenerek ilişkiyi zehirli bir noktaya taşıdı. Avrupa için asıl zor olan ise şu: Küresel jeopolitik, güvenli bir alternatif de sunmuyor. Çin artık sadece kârlı bir pazar değil; otomotivden makine sanayisine kadar birçok sektörü baskı altına alan güçlü bir rakip. Vladimir Putin yönetimindeki Rusya ise yalnızca Ukrayna’yı boyun eğdirmeye çalışmıyor; Soğuk Savaş’ın sonucunu tersine çevirme ve Avrupa’nın doğusunda yeniden nüfuz alanı kurma peşinde.

Ham güç siyaseti yükseliyor

Dolayısıyla ABD’den kopmanın bedeli yalnızca ekonomik değil. Avrupa, güçle — özellikle askerî güçle — kurduğu ilişkiyi baştan sona yeniden düşünmek zorunda. İki dünya savaşının yıkımını yaşamış bir kıta olarak Avrupa, kimliğini kaba kuvvetten ziyade kurallar ve uzlaşı üzerine inşa etmişti. Avrupa Birliği’nin ağır işleyen karar mekanizmaları ve uzlaşmacı kültürü de bunun ürünüydü.

Şimdi ise dünya hızla yeniden ham güç siyasetinin alanına kayıyor.

Bu sıkışmışlık içinde Avrupa, Latin Amerika ve Asya’daki demokratik ülkelerle ticari bağlarını derinleştirerek denge kurmaya çalışıyor. ABD ile açılan makas ise Ukrayna’nın hayatta kalma şansını da doğrudan etkiliyor. Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşünden bu yana Washington’un Kiev’e yardımı ciddi biçimde azaldı; kritik istihbarat ve sınırlı askerî destek sürse de belirsizlik büyüyor.

Avrupalı yetkililer arasında, Trump’ın Grönland baskısını artırırken Ukrayna’yı tamamen yüzüstü bırakabileceği endişesi giderek derinleşiyor. Diplomatlara göre, son haftalarda Grönland tehditleri tırmandıkça Ukrayna için ABD güvenlik garantileri konusunda ilerleme neredeyse durdu. Trump, bir kez daha savaşı bitirememenin sorumluluğunu Kiev’e yüklüyor.

Putin gelişmelerden memnun

Atlantik ittifakının deneyimli isimleri, Moskova’nın bu gerilimden memnuniyet duyduğunu söylüyor. Avrupa’da artık sıkça duyulan bir cümle var: “Mesele Grönland değil.” Asıl soru şu: Trump’ın dayatmalarına direnmenin bedeli, ABD ile bağların kopması mı olacak?

Bazı liderler bu riski almaya hazır görünüyor. Paris ve Berlin’den yükselen sesler, Trump’ın gümrük tehditlerine karşı Avrupa’nın elindeki ekonomik araçları kullanması gerektiğini savunuyor. Brüksel’deki zirvede ortak bir duruş sergilenmesi bekleniyor. Ancak şu artık inkâr edilemiyor: İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan transatlantik ittifak, eski ittifak değil.

Ortak değerler askıda

Bu ilişki artık “ortak değerler” ya da “demokratik dayanışma” üzerinden yürümüyor. Gücün kimde olduğu ve nasıl kullanıldığı belirleyici. Trump, Amerikan gücünü pazarlık için değil, baskı aracı olarak kullanmayı tercih ediyor. Avrupa’da giderek yaygınlaşan kanaat şu: ABD’ye bu ölçüde bağımlı kalmak sürdürülebilir değil.

Ama bunun da sert bir gerçekliği var. Yeni bir askerî ve ekonomik kapasite bir gecede inşa edilmiyor. Yıllar, belki on yıllar alıyor. Bu arada Avrupa ekonomisi hâlâ Amerikan pazarına bağlı. Ukrayna ise Amerikan silahları olmadan Rusya’ya direnmekte zorlanıyor. Aylar süren ateşkes görüşmeleri şunu açıkça gösterdi: ABD olmadan NATO’nun caydırıcılığı ciddi biçimde zayıflıyor.

Bu nedenle Avrupa’da başlayan arayış temkinli ama kararlı. Trump son tarife tehdidini savurduğu gün, Avrupa Birliği liderleri Latin Amerika’daydı; 25 yıldır müzakere edilen bir ticaret anlaşmasını imzalamakla meşguldüler. Avrupa, ABD dışındaki seçeneklerini sessiz sedasız büyütüyor.

Trump ise bildiğimiz Trump. Bir yandan Avrupalıların Amerikan silahları almasını istiyor, diğer yandan müttefiklerini köşeye sıkıştırmaktan çekinmiyor. Grönland satılmazsa, Britanya dâhil bazı Avrupa ülkelerine gümrük tarifeleri uygulanacağı tehdidi bunun son örneği.

Avrupa yol ayrımında

Avrupa şimdi zor bir denklemle karşı karşıya: Ne kadar sert karşılık verilmeli? Nerede durulmalı? En kritik soru ise şu: Trump bir sonraki hamlede ne yapacak?

Son yayımlanan Ulusal Güvenlik Stratejisi belgesinde kullanılan dil, Avrupa’da dikkatle okundu. “Vatansever Avrupalı partiler” vurgusu ve “medeniyet” söylemi, birçok başkentte aşırı sağa açık destek olarak yorumlandı. Grönland’ı “kolay ya da zor yoldan” alma tehdidiyle birleşince, onlarca yıldır bu ittifakı ayakta tutan güven hızla aşınıyor.

Avrupa’da ton değişiyor. Daha net, daha sert cümleler duyuluyor. Yine de herkes aynı noktada değil. Bazıları diplomasi çağrısı yapıyor, bazıları ise taviz vermenin sorunu çözmediğini, aksine daha fazla talep doğurduğunu düşünüyor.

Ama ortak bir his giderek güçleniyor: Bu dönem “idare ederek” geçmeyecek. Henüz herkes bunu yüksek sesle söylemiyor olabilir. Avrupa, belki de ilk kez, kendine şu soruyu gerçekten sormaya başladı:

Bu ittifak, bu haliyle devam edebilir mi?

Avrupa yol ayrımına gelirse; öngörülebilir zorba Pekin’i mi seçecek, yoksa öngörülemez Washington’u mu?

2 YORUMLAR

  1. Avrupa acilen ABD ile askeri alan başta olmak üzere her türlü ortaklığı rafa kaldırmalı. Avrupasız ABD, belki Rusya ile başa çıkabilir ama Çin ile başa çıkması imkansız. ABD’siz Avrupa’nın mümkün olduğunu gösterebilirlerse, Trump’ın ve neo-con’ların ayakları suya erer.

  2. DeFacto Devlet Başkanı : Hakan FİDAN

    Malum Tayyip sağlık sorunları nedeniyle Yurtdışı zirvelere, toplantılara, görüşmelere az katılıyor.

    Bu boşluğu Fidan dolduruyor, muktedir Devlet Başkanlarını hoş etme işini de iyi yapıyor, puan topluyor. Artık Türkiyeyle bir iş yapacaklarında doğal olarak, Fidanı gözleri arayacaktır.

    “Gözden ırak, gönülden de ırak” Tayyip iyice kenara itilmiş olacak, gün geçtikçe,

    Gülem mi, ağlayam mı?!

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin