Akıbetleri benzerdir; yaşattıklarını yaşamadan ölmezler!

İDRİS GÜRSOY | YORUM

1905’te Harbiye’yi bitirdi. Suriye’de görev yaptı. Trablusgarp, Balkan ve 1. Dünya savaşlarına katıldı. 1919’da Urfa Jandarma Komutanlığı’na atandı. Aşiretlerle görüşerek onların Kuvayı Milliye saflarına katılmalarını sağladı.

Ali Saip Ursavaş, Cumhuriyet döneminin tartışmalı isimlerinden biridir. Askerlik döneminde Fransızlara karşı verilen direnişi iyi yönetemediği gerekçesiyle Siverek’te bulunan 2. Fırka Komutanı Yarbay Akif beye şikayet edilmiştir. 1920-1939 yılları arasında beş dönem Urfa milketvekilliği yapan Ursavaş, eleştirilerin odağındadır. Yolsuzluk yapmak, kaçakçıları kendi menfaati için himaye etmek, tarım arazilerini yasal olmayan yollarla üzerine geçirmekle suçlanmıştır.

Halit Paşa’nın Meclis’te öldürülmesi ve Vakit gazetesi muhabiri Hüseyin Necati’nin dövülmesi olaylarına da adı karışmıştır. Ali Saip, Şeyh Said’i yargılayan şark İstiklal Mahkemesi’nin üyesidir. Hukukun dışına kolayca çıkabilen Ursavaş burada da önplandadır. Mahkeme, 15 gazeteciyi tutuklar. Ursavaş, Şeyh Said’e telkinler yaparak ifadesini alır.

Rüşvetle dosyaları kapattığı iddiası

Görevi sırasında Ursavaş’ın adı başka iddialarla da gündeme gelir; kendisine verilen yetkiyi kötüye kullandığı ve kin beslediği insanları yargıladığı ileri sürülür. Önemli iddialardan biri de rüşvet karşılığı bazı sanıkların dosyasını kapatmasıdır. Ankara’ya döndüğünde mal varlığındaki artış dikkatlerden kaçmaz.

1935’de Türkiye’nin gündeminde, “Atatürk’e suikast” vardır. Sulkast davası soruşturmasındaki en önemli isim ise Ali Saiptir.

Çerkes Ethem Suriye’den bazı kişileri Türkiye’ye göndermiş, Atatürk’e İngilizlerin bildirmesi ile suikast timi yakalanmıştır. Sanıklar sorgularında Ali Saip ismini vermiştir. İddialarına göre nüfuzlu bir kişi olan Ali Saip’in Adana’daki çiftliğinde suikast eğitimi alacak ve Ankara’ya sevk edileceklerdir.

Önce gözaltı, sonra tutuklama

Ali Saip ile ilgili iddiaları önce bir komisyon inceler. Ciddi bulur. Peşine hafiyeler takılır. Kısa süre sonra Meclis dokunulmazlığını kaldırılır. Ardından gözaltına alınan Ali Saip, tutuklanarak cezaevine gönderilir. Bir zamanların kudretli ismi artık bir şüphelidir. Bir anda etrafı boşalır.

Mahkemede Ali Saip iddiaları reddeder. Diğer sanıklar da emniyetteki ifadelerin işkence altında alındığını söyleyerek suçlamaları kabul etmez. Mahkemenin elinde delil yoktur. Sanıklar salıverilir. Atatürk, mahkemeyi yakından takip eder. Sanıkların neden ifade değiştirdiklerinin araştırılmasını ister. Ali Saip ile arasına mesafe koyar. Bir daha görüşmez.

Ali Saip, son savunmasında yaşadıklarını özetle şöyle anlatır;
-Savcı, bana Kürt diyor ben kürt değilim. Benim Kürtlüğümü emniyet raporlarına istinad ederek söyledi.
-Rica ederim Vatana hizmet edenlerin akıbeti bu mudur?
-Ben Haydaranlı aşıretinden imişim! Bu aşireti hiç tanımam.
-Bir kaç dostum müstesna hiç kimse gelip kapımı çalmadı. Kapımın önünden geçenler, “Buraya bomba atalım, yakalım yıkalım!” diyorlardı.
-Ben ölsem de Atatürk’ün sevgisine muhtacım. Ona aşkım vardır. Söz verdim.
-Savcı, Cumhuriyet Oteli’nde niçin 2 saat kaldığımı soruyor. Bir kadın meselesi herkesin başına gelebilir.
-Ben tam istirahat edecek yaşta Çerkez Ethem gibi bir adama intisap ettiğimi iddia edecek olana hayret ederim. Çok elem, sıkıntı ve ızdırap çektim.

Ursavaş, 1939’ da beklenmedik bir kalp krizi geçirerek hayatını kaybeder. Demokratikleşemeyen rejim ise kendine kullanışlı eleman bulmakta zorlanmaz. Hukukun dışına çıkmaya ihtiyaç duyulduğunda Ursavaşlar göreve çağrılır. Akıbetleri ise benzerdir. Kullanılıp atılırlar. Çoğu Ali Saip Ursavaş gibi yaşattıklarını yaşamadan ölmez!

1 Yorum

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin