AİHM’nin ‘Arınma Hakkı’na yaklaşımı; devlet ispat edecek!

AVUKAT DR. YAŞAR DEMİRCİOĞLU | YORUM

Komünist Bloğun yıkılmasının ardından, yeni demokratikleşme sürecinde ‘Demir Perde’ sisteminden kopan ülkeler, temel insan hakları ve özgürlüklerine dayalı yeni bir anayasal düzen kurmaya yöneldiler. KGB ajanlarının ve eski komünist devlet yöneticilerinin bütün ‘Demir Perde’ bloğu ülkelerinde sahip oldukları hakimiyet göz önüne alındığında, demokratik değerlere dayanan bir anayasal sistemin kurulmasındaki zorluklar anlaşılabiliyordu. Komünist ideolojiye sahip devlet memurlarının varlığını devam ettirmesi halinde temel insan hak ve özgürlüklerine dayanan bir demokratik devlet sisteminin kurulamayacağına inanılıyordu.

Bu çerçevede öncelikle Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi ve daha sonra Venedik Komisyonu, bu yeni demokrasi rüzgarında kamu kurumlarının yeniden yapılandırılmaları ile ilgili pekçok temel ilke ve görüş yayınladılar. Polonya, Romanya, Arnavutluk, Çek Cumhuriyeti, Eski Yugoslavya Cumhuriyeti, Bulgaristan, Litvanya, Letonya gibi ülkerde eski kamu çalışanları görevlerinden tasfiye edilirken bu üst düzey memur kişiler için 5 veya 10 yıllık kamu kurumlarından arındırma süreçleri devreye sokuldu.

Hiç şüphesiz bu arındırma süreçlerinde yaşanan suistimaller, siyasi rekabet ve çekişmeler, arınma rüzgarının kötüye kullanılması ve rakipleri tasfiye amacı taşıması gibi olumsuz pek çok durum da ortaya çıktı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önüne, bu arınma süreçleri ile ilgili sayısız uyuşmazlık geldi ve Yüksek Mahkeme de, gerek Venedik Komisyonu inceleme raporları ve görüşleri ve gerekse Avrupa Komisyonu’nun arınma süreçleri ile ilgili temel ilkelerini göz önünde bulundurarak bu uyuşmazlıklar hakkında kararlar verdi.

AİHM’nin, arındırma süreçleri ile ilgili vermiş olduğu kararlar incelendiğinde ortaya çıkan sonuçlar, Türk devletinin 15 Temmuz süreci sonrası çıkarılan KHK’lar yolu ile yapmış olduğu tasfiyeler nedeniyle AİHM önüne gelen davalarla ilgili de önemli ipuçları içeriyor. Bu nedenle AİHM’nin, ‘devletin arınma hakkı’ kapsamında önüne gelen davalar hakkında bu zamana kadar vermiş olduğu kararlar, yakın gelecekte Türkiye’den gelen ve binlerce KHK’lıyı ilgilendiren göreve iade davaları ile ilgili de emsal bazı sonuçlar doğuracağa benziyor.

Masumiyet karinesi ihlal edilemez

Avrupa Komisyonu ilkelerine göre arındırma prosedürü, geçmişin karanlık dönemlerinde insanlığa karşı suç işleyen üst düzey kamu görevlilerine yönelik olarak belli bir süre ile sınırlı olarak uygulanabilir. İstihbarat (KGB veya Stasi) görevlileri, üst düzey asker ve emniyet görevlileri, hakim ve savcılardan bu şekilde suçlara iştirak eden kişiler, demokrasiye geçiş sürecinde belli bir süre, demokrasinin yerleşmesine imkan sağlamak amacıyla kamu kurumlarından uzaklaştırılabilir. Suçlar bireysellestirilmeden, kollektif suçluluk esasına göre ve masumiyet ilkesine aykırı olacak şekilde kişilerin lekelenmesine izin verilemez. Ancak yeni kurulacak demokratik rejime tehdit olabilecek kişilere karşı arınma süreci işletilebilir. Özellikle olağanüstü dönem süresince anayasal değerlere sadakatle hizmet etmiş kişilerin, olağanüstü koşullar ortadan kalktıktan uzun yıllar sonra ‘tehdit ve tehlike’ olarak görülüp arındırmaya tabi tutulması kabul edilemez.

Seçimle iş başına gelen kişilerle, kamu görevlisi niteliğinde olmayan özel sektör çalışanlarına yönelik arındırma tedbirleri uygulanamaz. Ayrıca ulusun tehdit ve tehlike altında olduğu olağanüstü dönemi aşacak şekilde, bu dönem ortadan kalktıktan çok sonra ve bu dönem boyunca anayasal değerlere sadakatle hizmet etmiş kişilerin sonradan arındırmaya tabi tutulması kabul edilemez.

AİHM ve Venedik Komisyonu’na göre arındırma ilkelerinin uygulanmasından önce devletlerin yolsuzluk göstergelerine, gelişmişlik durumlarına, hukukun üstünlüğü ve diğer uluslararası karşılaştırmalı istatistiklerdeki derece ve konumlarına, bu devleti yöneten üst düzey bürokrasinin arındırmaya tabi tutulmasında vurgu yapılmaktadır. Bu çerçevede Türkiye’nin 15 Temmuz 2016 tarihinden önceki gelişmişlik, adalet, şeffaflık, yolsuzluk verileri ile bu tarihten sonra yapmış olduğu tasfiyeler sonucu içinde bulunduğu mevcut durum önem taşımaktadır.

Türkiye gerçekten ‘arındı’ mı?

Avrupa standartlarına adalet ve şeffaflık ilkelerine uygun bir devlet yönetimi, buna uygun bir bürokrasinin inşa edilmesini gerekli kılmaktadır. Ülkelerin sosyo ekonomik ve politik durumları göz önüne alındığında, aklanma süreci, faaliyetleri demokratik bir rejim kurmayı geciktirebilecek veya imkansız hale getirebilecek kişileri görevlerinden almayı haklı kılmaktadır. Bu çerçevede arındırmaya tabi tutulan kişilerin dürüstlük ve mesleki performansları hakkında somut delillendirmelerin mutlaka yapılması gerekmektedir. Sonuç olarak arındırma işlemlerinin meşru bir amaç gütmesi, hukuka uygun/mevzuatlara uygun olması ve demokratik toplum için vazgeçilemez/gerekli nitelikte olmaları şarttır.  

AİHM’ye göre arındırmayla ulaşılmak istenilen amaca; arındırmaya tabi tutulan kişileri, devlet güvenliği için hassas konumlarından uzaklaştırmak ve mümkün olduğunda daha az hassas pozisyonlara transfer etmek gibi daha az müdahaleci yollara başvurma imkanı varken, doğrudan tasfiye ve arındırmaya tabi tutmak, bu tedbirlerin uygulanmasında kişilere karşı intikam duygusuyla motive edilmiş olunabileceği ihtimalini artırmaktadır.

Yine AİHM’ye göre bu ilkelere uygun olmayan lustration/arınma önlemleri, demokratik yönetimi koruma amacını gütmek yerine kamu hizmetinin siyasallaştırılması yoluyla demokratik yönetimin altının oyulması sonucunu doğuracaktır.

AİHM, Venedik Komisyonu’nun 2012 tarihli eski Yugoslavya Cumhuriyet hakkındaki raporuna atıf yaparak Aklama Komisyonu bulgularının bir mahkeme tarafından incelenmeden önce arındırmaya tabi tutulan bireylerin kişisel bilgilerin yayınlanmasının sözleşmenin 8. Maddesi ile bağdaşmaz olduğuna ve meşru bir amaç da gütmediğine hükmetmiştir.

Demokrasiye zarar verdikleri somut olarak ispatlanmalı

AİHM’ye göre ulusal mahkemelerin arındırma kapsamındaki tedbirlere başvurulmasında kişilerin geçmiş davranışlarına ilişkin bireysel değerlendirmeler yapmaları gerekir. Arındırmaya tabi tutulanların; demokratik yönetime, hukukun üstünlüğüne, ulusal güvenliğe, savunmaya veya insan haklarına zarar veren eylemleri ispat edilmelidir. Bu şekilde somut bir ispat yapılmadan, varsayımsal olarak devlet örgütlenmesinin demokratik ilkelerine sadakatten yoksun oldukları veya yolsuzluğa bulaştıkları yönünde iddialarla, kişisel davranışlarına ilişkin herhangi bir bireysel değerlendirmenin yokluğunda arındırma tedbirleri uygulanamaz.

Her halükarda, arındırmaya tabi tutulan kişilerle, ulusun yaşamını tehdit eden olaylar arasında somut bağlantıların ortaya konulması gerekmektedir. 

Aynı şekilde AİHM’ye göre devletin suç ve yolsuzlukla anıldığı dönemde arındırmaya tabi tutulan kişilerin atanmalarında veya görevde kalmalarında herhangi bir usulsüzlük ya da kariyerlerinde alışılmadık derecede olumlu bir şekilde gelişmenin somut delillerle ispat edilebilmesi halinde bu kişiler arındırmaya tabi tutulabileceklerdir.

Yine AİHM’ye göre arındırmaya tabi tutulacak kişilerin; siyasi muhaliflere veya demokratik protesto eylemlerinde protestocularına yönelik siyasi güdümlü zulüm veya insan hak ve temel özgürlüklerine müdahale oluşturan işlem ve eylemlerin de somut olarak ispatlanması gerekmektedir. Bu konularda görevlerinden uzaklaştırılan kişilerin bağımsız bir incelemeye tabi tutulması ve olaylardaki kişisel rolünün ayrıntılı ve belirli şekilde gösterilmesi gerekir.

Hükümetin, ulusun varlığını tehdit eden acil durum karşısında olağanüstü yollara başvurarak temel hak ve özgürlükleri askıya alma bildiriminde (deregasyon bildirimi) bazı personel değişikliklerinin acil bir mesele olduğu varsayılsa bile, bu sürede her bir yetkilinin rolünün ayrıntılı bir şekilde gözden geçirilmesi ve bu incelemeye dayalı olarak daha sonraki bir aşamada ilk acil önlemlerin aşamalı olarak kaldırılması gerekir.

AİHM, ulusun karşılaştığı tehdit karşısında ciddi bir kısıtlayıcı tedbirin uygulanmasının “demokratik bir toplumda gerekliliği” ve orantılılığı konularını da ayrıca incelemeye tabi tutmaktadır.

Orantısız cezalandırma olamaz

Bu aşamada özellikle olağanüstü dönemin sona ermesine rağmen halen kısıtlayıcı tedbirlerin uygulanmaya devam etmesini, geçici olması gereken arındırma tedbirlerinin kalıcı ve sürekli bir hal almasını, hiç bitmek bilmeyen bir prosedür haline getirilmesini bir ihlal olarak kabul etmektedir. Demir Perde’nin yıkılması, Sovyetler Birliği’nin çökmesi ve KGB’nin dağıtılmasından onlarca yıl sonra hala olağanüstü hal durumunu devam ettirecek şekilde kısıtlayıcı tedbirlerin devam ettirilmesinin gerekliliği konusunda ciddi şüpheler bulunmaktadır. Aradan uzun bir süre geçtikten sonra, demokratik anayasal değerlere aykırı davrandıkları konusunda herhangi bir somut bulgu olmaksızın kişiler hakkında ciddi kısıtlayıcı önlemlerin uygulanması çok güçlü bir gerekçeye muhtaçtır.

Aynı şekilde devletin güvenliği ve ulusun tehdit altındaki durumu ile ilgili kısıtlayıcı tedbirlerin uygulanmasında görevi ile ilgili hiçbir mantıklı ilişki kurulmaksızın ‘tarım alanında’ çalışan bir kamu görevlisi hakkında, yeni kurulan demokratik rejim için ne tür bir ciddi tehdit oluşturabileceğine yönelik de dikkat çekilmekte ve uygulanan arındırma tedbiri orantısız/hukuka aykırı olarak kabul edilmektedir.

Bu ilkeler göz önünde bulundurulduğunda AKP iktidarı tarafından 15 Temmuz sonrası süreçte çıkarılan KHK’lar yolu ile kamu kurumlarından yapılan ihraçların hukuki gerekçelerden yoksun oldukları açıkça anlaşılmaktadır.

Not: Bu makale AIHM’nin Polyakh and Others v. Ukraine, Karajanov v. The Former Yugoslav Republic of Macedonia, Adamsons v. Latvia, Sidabras v.Lithuanina, Rainys and Gasparavičius v. Lithuania davaları esas alınarak yazılmıştır.

(Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun 15 Temmuz olaylarından sonra vermiş olduğu Arındırma/Lustration kararının AIHM içtihatlari çerçevesinde değerlendirilmesi bir sonraki makalede işlenecektir)

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin