AİHM’den yeni karar: 231 KHK’lı haksız yere tutuklandı, 44 milyon TL tazminat ödenecek

Avukat Ali Odabaşı, halen Sincan Yüksek Güvenlikli Cezaevinde tek kişilik hücrede tutuluyor.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), aralarında avukat Ali Odabaşı, gazeteci Bayram Kaya, Emre Soncan ve Vahit Yazgan gibi isimlerin de bulunduğu KHK’lıların haksız yere tutuklandığına karar verdi ve Türkiye’yi tazminata mahkum etti.

Bugün açıklanan iki ayrı kararda, toplam 231 başvurucunun haklarının ihlal edildiği tespit edildi. Türkiye mağdurlara yaklaşık 44 milyon Türk Lirası tazminat ödeyecek.

AİHM, Çetin ve diğerleri (137 başvurucu) ile Budak ve diğerleri (94 başvurucu) davalarında, başvurucuların haksız yere tutuklandıklarına hükmetti.

Mahkeme, Türkiye’nin Çetin davasındaki her başvurucuya 3.000 Euro, Budak davasındaki her başvurucuya ise 5.000 Euro tazminat ödemesine karar verdi.

Bu karar doğrultusunda Türkiye, toplamda 881.000 Euro tazminat ödeyecek. Güncel döviz kuru üzerinden hesaplandığında bu miktar yaklaşık 43 milyon 938 bin Türk Lirasına karşılık geliyor. Tazminat, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının vergileriyle karşılanacak.

TÜM HAKLARI GASP EDİLDİ, REHİN TUTULUYOR

KHK ile kapatılan Zaman gazetesinin sorumlu eski yazı işleri müdürü olan ve Gülen cemaatine yönelik soruşturmalar kapsamında 9 yıl önce tutuklanan avukat Ali Odabaşı, tahliye edilmesi gerektiği halde Sincan T Tipi Cezaevi Gözlem ve Denetleme Kurulu tarafından keyfi olarak hapis tutuluyor.

Cezaevi yönetimi, Odabaşı’na Kasım 2022’de kazandığı denetimli serbestlik hakkından sonra Şubat 2024’de elde ettiği şartlı tahliye hakkını da “iyi halli olmadığı” gerekçesiyle gasp etmişti.

“HAPİSTE 4 AMELİYAT GEÇİRDİ”

Ali Odabaşı’nın denetimli serbestlik hakkının “dış ortama ayak uyduramayacağı” gerekçesiyle 1,5 yıl önce reddedildiğini belirten eşi H. Odabaşı, “20 Şubat 2024’te şartlı tahliye edilecek diye beklerken, bir gün arayla yazdıkları iki farklı rapor nedeniyle bu hakkını da vermediler. 20 Şubat’ta eşime iyi halli raporu verdiler. 21 Şubat’ta ise “iyi halli değildir” dediler. Eşimin yaşam hakkıyla, sağlığıyla oynuyorlar” demişti.

Hapiste kaldığı süre içinde böbreklerindeki rahatsızlık ve karın zarında meydana gelen yırtılmadan dolayı eşinin 4 ameliyat geçirdiğini söyleyen H. Odabaşı, DEM Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’na mektup yazarak sesinin duyurulmasını istemişti.

BU KARARLAR NE İŞE YARIYOR? 

Hukukçu Ufuk Yeşil’in değerlendirmesine göre, AİHM’in bugün açıkladığı Budak ve diğerleri/Türkiye ile Çetin ve diğerleri/Türkiye başvurularında hak ihlali kararı verdiği 231 kişiyle birlikte, 15 Temmuz sonrası haksız şekilde tutuklandıklarına karar verilen kişi sayısı 3.734’e yükseldi. Bu kararlar, sadece tazminat miktarının az olduğu ve ihlal sonrası kimsenin işine yaramayan ihlaller olarak görülmemesi gerekiyor.

Yeşil’in değerlendirmesi şöyle: “Bu kararlar, 9 yıldır işlenen ve insanlığa karşı suç kapsamında ileride yapılacak soruşturma ve kovuşturmaların en önemli delilleridir. Zira, bu kararlar haksız tutuklulukla ilgili olsalar da, AİHM, insanların asgari 6 yıl 3 ay cezalandırılmasına gerekçe yapılan hususların, aslında tutuklanma için makul şüphe sebebi dahi olmadığını 3.734 kez söylediği ve söylemeye devam edeceği hukuk garabetidir.

Ayrıca, yaşanan hukuksuzluğun boyutunu göstermesi adına Yalçınkaya benzeri 4.800 dosyanın bu ay içinde hükümete bildirilmiş olması çok önemlidir. Bu bildirimle birlikte, önümüzdeki bir kaç yıl içinde 7. madde ihlali çıkacak dosya sayısı şimdiden 10 bin olmuştur.

Peki 7. madde ihlali nedir, neden önemlidir ve neden AİHM 64 yıllık tarihinde bu maddeden sadece 63 kez ihlal vermiştir?

Bu madde de, kanunsuz ve suç ve ceza olamayacağı düzenlenmiştir. Eğer bu maddeden bir ihlal veriliyorsa, verilen cezanın kanuni bir dayanağı yoktur ve AİHM, kanunda olmayan bir suç uydurmuşsunuz ve “Karakuşi yargılamaları” yapıyorsunuz demiştir. Hukuk devleti olduğunu söyleyen bir ülke düşünün ki, bu ülkenin her köşesindeki mahkemeler, sistematik, yaygın ve örgütlü şekilde, koskoca ceza mevzuatının hiç bir yerinde suç olarak düzenlenmeyen eylemleri suçmuş kabul ederek şimdilik en az 10 bin insana ceza vermiş ve vermeye devam ediyorlar. Artık hukuksuzluğu aşıp zulüm boyutuna ulaşan yargı pratiğinin “insanlığa karşı suç” teşkil ettiğini söyleyebilmenin ve daha önemlisi bunu ispatın yolu, bu kararların AİHM ve BM gibi uluslararası mercilerce verilmesidir. 

Belki şimdi bu kararları uygulamıyor ya da görmezden geliyor olabilirler. Ama durumun iç dünyalarında hiçte öyle olmadığını çok iyi biliyorum. Size, eski bir yargı mensubu olarak, şimdilerde kürsüleri işgal edip bu hukuksuz kararları verenlerin psikolojisini aktarayım. Yargıtay’dan verilen bir bozma kararı bile canları sıkarken ve terfi edememe kaygısıyla uykuları kaçarken; AİHM’den hem de 7. madden verilen her ihlal kararından sonra, bu hukuksuzluk uykusundan uyanacak ve bu kararların ne anlama geldiğini daha iyi anlayacaklar. Önceden, “biz Yargıtay ve AYM ne diyorsa ona göre karar veriyoruz” savunmasının da işlerine yaramadığını görecekler. Bu nedenle, “AİHM-BM karar veriyor da ne oluyor, kime faydası var. Yine bildiklerini okuyorlar” gibi düşüncelere kapılmadan, tüm hak ihlaller uluslararası mercilere taşınmalı ve bu zulümler kayda geçirilmelidir. İlerde bu kararların ne işe yaradığını ve faydasını hep birlikte göreceğiz!”

 

1 Yorum

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin