AİHM, Yalçınkaya kararı ışığında 239 başvuruda Türkiye’yi mahkum etti; binlercesi yolda

ENSAR NUR | TR724 STRAZBURG

Strazburg’da bulunan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), bugün açıkladığı Demirhan ve diğerleri v. Türkiye kararında, Yalçınkaya kararı ışığında 239 başvurucunun haklarının ihlal edildiğine hükmetti. AİHM, “kanunsuz suç ve ceza olmaz” ilkesinin ihlali kapsamında binlerce ihlal kararının daha geleceğinin sinyalini verdi. 15 Temmuz sözde darbe girişiminin ardından yüz binlerce insan herhangi bir hukuki gerekçe olmadan bir gecede “silahlı terör örgütü üyesi” ilan edilmişti.

AİHM, Büyük Daire tarafından 26 Eylül 2023’te verilen Yalçınkaya kararı ışığında yeni ihlal kararları vermeye başladı. Bugün açıklanan Demirhan ve diğerleri v. Türkiye kararında AİHM İkinci Dairesi Türkiye’yi mahkum etti. 239 başvurucuyu ilgilendiren kararda, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) madde 6’da düzenlenen adil yargılanma hakkının ve madde 7’de düzenlenen kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesinin ihlal edildiği belirtildi.

7 hakimli İkinci Daire’de karar, 1’e karşı 6 oyla çıktı. 6 Hakim “ihlal var” derken, Türkiye hakimi Saadet Yüksel “ihlal yok” dedi. Saadet Yüksel, Yalçınkaya kararında da ihlal olmadığı yönünde oy kullanmıştı.

Büyük Daire, Yalçınkaya kararında benzer 8 bin 500 başvurunun önünde karara bağlanmayı beklediğini, potansiyel olarak da 100 bin başvurunun önüne gelebileceğini hatırlatarak madde 46 kapsamında Türkiye’den bu sistemik probleme bir çözüm üretmesini istemişti.

Strazburg Mahkemesi Yalçınkaya kararında, bir öğretmenin ByLock kullanmak, Bank Asya’da hesabı olmak ve sendika üyesi olmak gibi gerekçelerle “silahlı terör örgütü üyesi” olma suçundan mahkum edilemeyeceğini belirtmişti. Büyük Daire, Yalçınkaya’nın “adil yargılanma hakkının” ve “kanunsuz suç ve ceza olmaz” ilkesinin ihlal edildiğine kanaat getirmişti.

Ancak, Türkiye’nin gerekli hukuki düzenlemeleri yapmaması nedeniyle AİHM toplu ihlal kararlarını açıklamaya başladı. AİHM tarihinde nadir olarak verilmiş olan madde 7 ihlali (kanunsuz suç ve ceza olmaz), Türkiye için binlerce kez verilmiş olacak.

Kaplankaya: “İnsanlığa karşı suç işlendiği yönündeki görüşümüz kuvvet kazandı”

İnsan Hakları hukukçusu Avukat Hakan Kaplankaya, kararın en önemli sonucunun, “Yalçınkaya kararında belirtildiği üzere, Türkiye’deki yargılama pratiğinin sistemik bir şekilde mağduriyete neden olduğu gerçeğini somut şekilde ortaya koyması” olduğunu belirtti.

Kaplankaya, X üzerinden yaptığı değerlendirmesinde tazminat ve insanlığa karşı suç konularına da değindi:

“Kararda Hükümetin başvurucuların durumunun Yalçınkaya’dan farklı olduğu ve dosyalarında Bylock içerikleri bulunduğu argümanına itibar edilmemiştir. AİHM tüm başvurucular için Bylock deliline otomatik sonuç bağlandığını tespit etmiş ve adil yargılanma gereklilikleri anlamında Yalçınkaya’da tespit edilen somut boşlukların geçerliliğini koruduğu vurgulanmıştır.

Madde 7 ihlalinin giderilmesi yeniden yargılama sonucu ancak beraatle mümkündür. Tüm mağdurların yeniden yargılamada beraat ettirilmeleri gerekmektedir. Beraat kararlarıyla birlikte iç hukukta tazminat mekanizması işletilecektir.

Ancak, yargılama giderleri açısından düşük de olsa bir tazminata hükmedilmesi yerinde olurdu, ancak dava artçı dava olarak ele alınımış ve buna da hükmedilmemiştir.”

“Bir gruba yönelik olarak sistematik ve yaygın şekilde tutuklama pratiği uygulayan yargı erkinin insanlığa karşı suç işlediği yönündeki görüşümüz kuvvet kazanmıştır. Bu karar, halihazırda zaten bu suçu işlemekte olan Türk yargısına bir çıkış imkanı hazırlamıştır. Türk yargısı, yeniden yargılama davalarında bu hatalarından bir an evvel dönmelidir.”

Gökhan Güneş: “Hukuk tarihinde bir ilk!”

Hukukçu Dr. Gökhan Güneş, Demirhan ve diğerleri kararının madde 7 ihlali yönünden “hukuk tarihinde bir ilk” olduğuna dikkat çekti. 

Güneş, AİHM tarihinde bir ilk olarak bu zamana kadar toplam 60 kez verdiği 7’nci madde ihlali kararını, Türkiye aleyhine tek bir dosya da 239 kişi hakkında verdiğini ve böyle bir kararın eşi ve benzeri olmadığını belirtti.

Güneş, ayrıca Yalçınkaya kararındaki delil ve yan delillerin kapsamının daha da genişletildiğinin ve güncel yargılamalar kapsamında delil kabul edilen hususların neredeyse tamamını suç ve cezaların yasallığı ilkesine aykırı bulunduğunun altını çizdi ve söz konusu “delillerin” listesini paylaştı:

📌Bylock kullanım iddiası,
📌Bazı başvurucuların ByLock kullandığını itiraf etmesi,
📌ByLock mesaj içeriklerinin deşifre edilmesiyle kullanımın doğrulanması,
📌ByLock kullanımıyla ilgili tanık ifadeleri,
📌Sendika, dernek veya vakıflara üyelik,
📌Kurumlarda veya şirketlerde çalışma veya üyelik,
📌Bank Asya’da hesap hareketleri,
📌Sosyal medya paylaşımları,
📌Ev ve iş yerlerinde bazı yayınlar veya görsel-işitsel materyallerin bulundurulması,
📌Cemaat tarafında düzenlenen etkinliklere veya gösterilere katılım,
📌Cemaatle bağlantılı vakıflara bağış yapılması,
📌Cemaate ait öğrenci evlerinde veya yurtlarda kalmak,
📌KakaoTalk veya Eagle gibi diğer mesajlaşma uygulamalarının kullanılması,
📌Bazı kişilerle iletişimi gösteren HTS kayıtları,
📌Cemaat faaliyetleriyle bağlantılı Türkiye’ye giriş-çıkış kayıtları.

Ufuk Yeşil: “Yargıtay ve AYM’nin ByLock argümanları çöpe gitti”

İnsan Hakları hukukçusu Dr. Ufuk Yeşil, Demirhan ve diğerleri kararı ile birlikte “Yargıtay ve AYM’nin ByLock ile ilgili argümanlarının tarihin çöplüğüne gittiğini” belirtti. Yeşil, ByLock kullanımının kabulü, mesaj içerikleri veya ByLock kullanımına ilişkin tanık beyanlarının mahkumiyet gerekçesi yapılamayacağının tasdik edildiğini vurguladı.

Yeşil, “suçun unsurları ve özellikle manevi unsur ortaya konulmadan verilen cezaların tamamı hukuksuzdur ve cemaatle bağlantılı dosyaların tamamı böyledir. Hiç birinde suçun unsurları bile araştırılmamıştır ve hepsinden ihlal çıkacaktır” ifadelerini kullandı.

Ali Yıldız: “Masraf ve tazminat hükmedilmemesi utanç verici bir karar”

İnsan Hakları hukukçuları Ali Yıldız ve Kerem Altıparmak, AİHM’in tazminat veya başvuru masrafları ödenmesine hükmetmemesine tepki gösterdi.

Yıldız, madde 6 ve madde 7’den ihlal bulunmasına rağmen tazminat veya masrafların karşılanmamasını “utanç verici bir karar” olarak değerlendirdi. Altıparmak ise, masraf ve tazminata ilişkin tüm taleplerin reddedilmiş olmasını “ilginç” olarak nitelendirdi. Altıparmak, tazminat ve masrafların verilmemesini hem avukatların hem de başvurucuların bir kez daha cezalandırılması anlamına geldiğini belirtti.

İkinci Daire’de görev yapan İzlanda hakimi Arnardóttir; çoğunluğun, başvuruculara masraf ve gider ödenmemesi yönündeki kararına kısmi muhalefet şerhi düştü. Arnardóttir, AİHM’in sistemik davalarda standartlaştırılmış bir yaklaşım izlemesinin anlaşılır olduğunu, ancak masraf ve giderlerin ödenmemesinin mağdurların aleyhine sonuç doğurduğunu belirtti.

1 Yorum

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin