ADEM YAVUZ ARSLAN | YORUM
7 Ekim 2023 saldırılarının ardından yaşananlar, İsrail’de büyük ölçüde bir “istihbarat başarısızlığı” olarak anlatıldı. Dünyanın en gelişmiş istihbarat ve güvenlik sistemlerinden birine sahip İsrail’in, Hamas’ın böylesine büyük bir operasyonunu nasıl fark edemediği ilk günden itibaren kuşku uyandırdı. Gazze, kameralar, sensörler, insansız hava araçları ve elektronik istihbaratla dünyanın en yoğun gözetlenen bölgelerinden biriydi. Buna rağmen Hamas sınırı aştı, yaklaşık 1.200 kişiyi öldürdü ve 251 kişiyi rehin aldı.
Üç yıl boyunca temel soru, “İsrail bu saldırıyı nasıl haber alamadı?” oldu. Ancak Haaretz’in yayımladığı son haber doğruysa artık bu soru yetersiz kalıyor. Çünkü ortaya çıkan bilgiler, İsrail’in hiçbir şey bilmediği tezinden çok, ciddi uyarıların siyasi karar mekanizmasının en üst noktasına kadar ulaştığı halde gereğinin yapılmamış olabileceğine işaret ediyor.
Gazeteciler Shlomi Eldar ve Ruth Yuval’ın yeni kitabına dayanan habere göre Birleşik Arap Emirlikleri Devlet Başkanı Şeyh Muhammed bin Zayed, saldırıdan yaklaşık bir buçuk hafta önce Benjamin Netanyahu’yu doğrudan aradı. Yaklaşık 45 dakika süren görüşmede Hamas’ın Gazze’deki lideri Yahya Sinvar’ın yakın gelecekte “büyük bir olay” hazırladığı uyarısını yaptı. Sinvar’ın planını anlatırken kullandığı kelime de son derece çarpıcıydı: “Zilzal”, yani “deprem.”
Bu, “Gazze’de bazı şüpheli hareketlilikler var!” türünden belirsiz bir istihbarat değildi. İddiaya göre Hamas’ın liderinin adı verilmiş, büyük bir olayın yaklaştığı söylenmiş ve uyarı İsrail Başbakanı’na doğrudan bir devlet başkanı tarafından iletilmişti.
Gazeteciler iddialı: Ses kaydı elimizde!
Haaretz haberini asıl sarsıcı hale getiren ise gazetecilerin kanıtlarına ilişkin açıklaması. Eldar, Channel 12’ye araştırmanın üç ayrı ve birbirinden bağımsız kaynağa dayandığını söyledi. Ayrıca görüşmeye ilişkin belgelerin ve bir ses kaydının ellerinde bulunduğunu açıkladı. Netanyahu görüşmenin gerçekleştiğini tamamen reddediyor. Ancak üç bağımsız kaynak, belgeler ve bir ses kaydı bulunduğunu söyleyen gazetecilerin karşısında artık basit bir siyasi yalanlama yeterli değil. Kayıt gerçekten varsa incelenmeli, resmi telefon kayıtları çıkarılmalı ve konuşmanın içeriği bağımsız bir soruşturmanın önüne konulmalı.
Daha ağır iddia ise Netanyahu’nun bu bilgiyi İsrail güvenlik kurumlarının başındaki isimlerle paylaşmamış olması. Habere göre Netanyahu, bin Zayed’e İsrail’in “her türlü senaryoya hazır olduğunu” söyledi ve asıl tehlikenin Gazze’den değil Batı Şeria’dan geldiğini savundu. Bin Zayed’in bu rahatlıktan rahatsız olduğu ve endişesini dönemin CIA Direktörü William Burns’e kadar taşıdığı da öne sürülüyor.
Eğer bunlar doğruysa 7 Ekim’i yalnızca bir istihbarat fiyaskosu olarak açıklamak mümkün değil. İstihbaratın bir saldırıyı tespit edememesi başka, Başbakan’a kadar ulaşmış ciddi bir uyarının güvenlik mekanizmasını harekete geçirmemesi başka bir şey. İkincisi doğrudan siyasi sorumluluk demek.
Netanyahu’nun yıllardır kullandığı savunmanın zayıf noktası da burada. Başbakan ve yakın çevresi, 7 Ekim sabahı ordu ve güvenlik kurumlarının kendisini zamanında uyarmadığı üzerinde durdu. Oysa Haaretz’in haberi doğruysa asıl soru Netanyahu’nun o sabah saat kaçta uyandırıldığı değil, saldırıdan yaklaşık 10 gün önce kendisine ne söylendiği.

Bir başka devlet başkanı Hamas liderinin büyük bir operasyon hazırladığını Netanyahu’ya bildirdiyse, Başbakan’ın neden Genelkurmay Başkanı’nı ve Şin Bet’i alarma geçirmediğini açıklaması gerekiyor. Gazze sınırındaki birlikler neden güçlendirilmedi? Hamas’ın faaliyetleri neden olağanüstü incelemeye alınmadı? Netanyahu uyarıyı hangi istihbarata dayanarak önemsiz gördü? Bu sorular, “Güvenlik kurumları başarısız oldu!” denilerek geçiştirilemez.
Netanyahu, sonrasının da hesabını vermeli
Meselenin ağırlığı İsrail iç siyasetinin çok ötesinde. 7 Ekim’de yaklaşık 1.200 İsrailli öldürüldü. Ardından Netanyahu hükümetinin Gazze işgali başladı ve Eylül 2026 itibarıyla Gazze’de bildirilen ölü sayısı 73 bini geçti. Yalnızca İsrail ve Gazze’deki doğrudan bilanço yaklaşık 75 bin insanın ölümüne ulaştı. Savaş daha sonra Lübnan’a ve İran’a yayıldı; bütün bölge 7 Ekim öncesinden çok daha tehlikeli bir noktaya sürüklendi.
Hamas’ın 7 Ekim’de sivilleri öldürmesinin ve insanları rehin almasının sorumluluğu Hamas’a ait. Ancak Hamas’ın suçu, Netanyahu’yu İsrail vatandaşlarını koruyamamaktan dolayı muaf tutmadığı gibi Gazze’deki savaşın nasıl yürütüldüğüne ilişkin sorumluluğunu da ortadan kaldırmıyor. İsrail’in hangi hedefleri vuracağına, operasyonların ne kadar süreceğine ve savaşın hangi siyasi hedeflerle devam edeceğine Netanyahu hükümeti karar verdi.
Bu nedenle Netanyahu’nun iki ayrı konuda hesap vermesi gerekiyor: 7 Ekim öncesinde hangi uyarıları aldığı ve neden önlem almadığı; 7 Ekim sonrasında ise İsrail’in güvenlik ihtiyacını nasıl on binlerce insanın öldüğü, Gazze’nin büyük bölümünün yıkıldığı ve savaşın bölgeye yayıldığı bir sürece dönüştürdüğü.
Netanyahu burada sıradan bir hükümet üyesi değildi. İsrail’in en ağır güvenlik felaketlerinden biri yaşanırken ülkenin başbakanıydı. Savaşın kritik kararları alınırken de aynı koltukta oturuyordu. Başarıları kendisine, felaketleri generallere ve istihbaratçılara yazan bir siyasi sorumluluk anlayışı kabul edilemez.
Washington da fazlasıyla sessiz kaldı
Haaretz haberindeki William Burns ayrıntısı doğruysa Washington’ın da cevaplaması gereken sorular var. BAE lideri gerçekten Netanyahu’nun tavrından duyduğu endişeyi dönemin CIA Direktörü’ne ilettiyse, Amerikan istihbaratının ne bildiğinin açıklığa kavuşturulması gerekir. Burns’e ne söylendi, CIA bu bilgiyi nasıl değerlendirdi ve Washington İsrail’den herhangi bir açıklama istedi mi?
ABD’nin sorumluluğu Netanyahu hükümetinin sorumluluğuyla aynı değil. Ancak Washington 7 Ekim’den sonra İsrail’in en önemli askeri, siyasi ve diplomatik destekçisi oldu. Bu kadar büyük bir nüfuza sahipken Netanyahu hükümetinden gerçek bir hesap verebilirlik talep etmekte çok daha aktif davranabilirdi.
ABD yönetimleri Gazze’deki sivil kayıpları zaman zaman eleştirdi, insani yardım çağrıları yaptı ve Netanyahu ile çeşitli konularda karşı karşıya geldi. Ancak askeri ve diplomatik destek büyük ölçüde devam etti. Washington, Netanyahu’nun 7 Ekim öncesindeki rolünü bütün açıklığıyla araştıracak bağımsız bir soruşturma için sahip olduğu siyasi ağırlığı yeterince kullanmadı. On binlerce insanın öldüğü bir savaş söz konusu olduğunda müttefiklik, hesap sormamanın gerekçesine dönüşmemeli.
Artık kayıtlar konuşmalı
Haaretz’in ortaya çıkardığı bilgiler doğruysa 7 Ekim tartışması yeni bir aşamaya geçti. Mesele artık yalnızca Mossad’ın, Şin Bet’in veya askeri istihbaratın Hamas’ı nasıl göremediği değil. Mesele, İsrail’in siyasi liderliğinin hangi uyarıları aldığı ve bu uyarıların neden tedbire dönüşmediği.
Bu nedenle Netanyahu’nun yalanlaması dosyayı kapatamaz. Gazetecilerin sözünü ettiği ses kaydı incelenmeli. Telefon ve diplomatik kayıtlar ortaya çıkarılmalı. BAE tarafındaki belgelerle karşılaştırılmalı. William Burns’e bilgi verildiği iddiası Amerikan kayıtlarından araştırılmalı. Netanyahu’nun uyarıyı aldıktan sonra kimlerle görüştüğü ve hangi talimatları verdiği belirlenmeli.
Üç yıl sonra İsrail’in ihtiyacı Netanyahu’nun sınırlarını belirlediği bir siyasi inceleme değil, Netanyahu’nun kendisini de soruşturabilecek gerçek anlamda bağımsız bir komisyon. Çünkü artık ortada yaklaşık 75 bin ölünün gölgesinde duran son derece basit ama ağır bir soru var: Dünyanın en güçlü güvenlik sistemlerinden birinin başındaki siyasi lidere, saldırıdan günler önce Hamas’ın bir “deprem” hazırladığı gerçekten söylendiyse, Netanyahu ne yaptı?
Eğer cevap “hiçbir şey” ise, 7 Ekim yalnızca İsrail istihbaratının tarihi başarısızlığı olarak yazılamaz. Benjamin Netanyahu’nun siyasi liderliğinin ve sorumluluğunun da tarihî bir başarısızlık olarak kayda geçmesi gerekir.

O da enistesinden ogrenmistir :)))
bitsin dunyada zulumler 2026da, bashlasin yeni dunya 2027de de..