Sürüye kurt çağıran çoban: FSD

BÜLENT KORUCU | YORUM 

Böyle bir tanığınız olsun istemezsiniz! En ters zamanda, en olmayacak yerde öyle bir şey söylüyor ki, bir çuval incir berbat oluyor. Pek çok insan, “Acaba mahsus mu yapıyor?” diye düşünmeden edemiyor. Hatta daha ileri gidip, “Karşı tezin haklılığı için çabalayan bir Truva Atı mı yoksa?” kuşkusu taşıyanlar var.

Fatih Süleyman Denizolgun ne yapmaya çalışıyor sahi!

Kendilerini tanımladıkları adla ‘Süleymanlılar’, kamuoyunda bilinen şekliyle ‘Süleymancılar’ hareketinde liderliğe oynuyor ama neredeyse bütün cemaati küfür ve şirkle itham ediyor. Cemaatin liderliğini kaptırdığı kuzeni Alihan Kuriş’i lüks ve şatafatla suçlarken, daha ileri derecede zenginliğini sergilemekten geri durmuyor.

Elindeki en güçlü referans, cemaatin kurucu lideri Süleyman Hilmi Tunahan’ın torunu olması. Fakat torun olmak, liderlik vasfının kendiliğinden miras kaldığı anlamına gelmiyor. Ne bir lider duruşu var ne de alim vakarı. Stratejik bir akıldan uzak, kendi tezleriyle çelişen açıklamalar yapıyor. Belki de hırs gözünü öylesine döndürmüş ki akıl ve mantık firarda.

Gerçekleri eğip büküyor!

Devirdiği son çam, onun iddialarını soruşturmaya dönüştürmeye çabalayan savcılığı ters köşeye yatırıyor. Amcası Arif Ahmet Denizolgun’un öldürüldüğünü ve bunu da Alihan Kuriş’in yaptığını ileri sürüyor. Ve Kurişlerin cinayetten sonra AKP’den Süleymanlıları uzaklaştırdığını iddia ediyor.

Bunun tam tersi olduğunun, hayatını kaybeden önceki lider Denizolgun’un hem AKP’ye hem de ona yakınlık duyanlara açık tavır koyduğunun çok sayıda tanığı var. En önemli tanıklardan biri Bülent Arınç, 2011 seçimlerinden önce, Recep Tayyip Erdoğan’ın bilgisi dahilinde 4 defa kendisini ziyaret ettiğini, lakin AKP’yi desteklemeye ikna edemediğini anlattı.

Bülent Arınç, bugün ‘öldürüldüğü’ öne sürülen ‘Süleymanlılar’ cemaatinin eski lideri Arif Ahmet Denizolgun’un geçmişte AKP ile arasına mesafe koyduğunu bizzat açıklamıştı. Arif Ahmet Denizolgun’un AKP’yi desteklemediğinin de onlarca tanığı var.

FSD, sosyal medyada yazdıklarıyla Arınç’ı bile geride bırakacak bir tanıklıkta bulundu. Cemaat üyeliğinden gözaltına alınıp, adli kontrolle serbest bırakılan hukukçu Prof. Dr Ahmet Gökçen’in ikili oynadığını ifşa edeyim derken, amcası AAD’nin AKP’ye olan öfkesinin büyüklüğünü ağzından kaçırmış.

14 Mayıs 2016’da babası ile birlikte Sümeyye Erdoğan’ın düğününe iştirak etmişler ve orada Gökçen’le karşılaşmışlar. Gökçen, “Lütfen, benim düğüne katıldığımı büyüğümüze (yani amcana) söyleme.” diye yalvar yakar rica etmiş.

Eee hani rahmetli Ahmet Arif Bey, Erdoğan ve AKP’yi destekliyordu? Hani ‘FETÖ’nün desteğiyle onu öldürüp başa geçen Alihan Kuriş bu mutlu birlikteliğe son vermişti?

Aynı metinde rahmetli amcasıyla sadece mal mülk talebi sebebiyle, miras paylaşımı için bir araya geldiklerini de itiraf etmiş oldu. Yurtlara, Kur’an kurslarına girmesi yasaklanan adam şimdi oraların başına kayyım atanmak için can atıyor. Öylesine bir hırsla istiyor ki ağzından çıkanı kulağı duymuyor. Yakında konuşma yasağı gelirse şaşırmayacağım.

Fatih Süleyman Denizolgun’un siyasi pragmatizmi bunlarla sınırlı değil. Trump’ın seçimi kazanmasını, “Elhamdülillah, MaşAllah, La Kuvvete İlla Billah, BarekAllah” ifadeleriyle karşılayan birinden her şey bekleyebilirsiniz. O paylaşımını şöyle bitirmişti: “Sayın Başkan Donald Trump Beyefendiyle; Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan Beyefendinin; benzer frekansları yakalayarak, sağduyulu, vizyoner, akılcı ve çözüm odaklı olarak meselelere yaklaşmaları sebebiyle, her türlü zorluğu, güçlüğü, badireyi kolaylıkla aşacaklarına yürekten inanıyorum.”

Ya benimsin ya toprağın!

Erdoğan’a vaat ettiği oyu kazandıramayınca bir dönem milletvekilliği ile yetinmek zorunda kaldı. Temsil ettiği camia içinde bırakın oy getirmeyi belki negatif etki yapmış dahi olabilir. Oy getiremedi ama cemaatin mal varlığına el koyma fırsatını altın tepside sunarak açığını kapatmaya çalışıyor. Belli ki mesele liderlik hırsından daha başka; bu yolla lider olamayacağını o da biliyor. ‘Ya benimsin ya kara toprağın’ psikolojisinin izleri görülüyor. Manevi mirastan çok, maddi bölüşümden duyulan tatminsizlik öne çıkıyor.

Fatih Süleyman Denizolgun’un elindeki en güçlü referans, cemaatin kurucu lideri Süleyman Hilmi Tunahan’ın torunu olması. Fakat torun olmak, liderlik vasfının kendiliğinden miras kaldığı anlamına gelmiyor.

Cemaate kayyım olarak atanır mı? Atansa da peşinden gidecek üç-beş kişi bulunabilir mi? Çok mümkün görünmüyor. Erdoğan rejiminin ganimet olarak el koyduğu mallardan biraz pay ve bir kere daha vekil koltuğu bulursa şükretsin. Şunu da unutmasın; Erdoğan cin gibidir, kendi toplumuna ihanet edene güvenemeyeceğini en iyi o bilir. Daha fazlası için umutlanmasın.

Erdoğan, kamu otoritesiyle cemaatlerin sorunlu ilişkisini, doğru ve hukuksal bir düzleme oturtmak yerine devleti kıskanç bir cemaate dönüştürüp rakiplerini yok etmeye çalışıyor. Herhangi bir partinin cesaret edemeyeceği çökme operasyonları art arda geliyor. Bunu hem dini kimliği ile hem de içerden aldığı destekle meşrulaştırıyor. Bazı sekülerlerin umduğu gibi, bu cemaat ve tarikatların yok edilmesini değil, tamamen rotasından çıkıp zararlı hale gelmesini netice verecek.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin