Ekrem Dumanlı, Okuma Zamanı’nın yeni bölümünde Paulo Coelho’nun dünya çapında ilgi gören Simyacı romanını ele aldı. Romanı insanın değişimi, kendini araması ve hakikati bulma çabası üzerinden yorumlayan Dumanlı, eserin Mevlânâ’nın anlattığı bir hikâyeyle benzerliğine de değindi. Programın ikinci bölümünde Christopher Nolan’ın Inception filmi üzerinden rüya ile gerçeklik ilişkisini tartışan Dumanlı, Yusuf kıssası ile Bediüzzaman Said Nursi’nin Mektubat’taki rüya tasnifini de anlattı.
Simyacı’nın yalnızca bir macera ya da hazine arayışı hikâyesi olarak okunmaması gerektiğini söyleyen Dumanlı, TR724’te yayınlanan Okuma Zamanı programında, kitabın insanın varoluşu, hayatın amacı, kişinin kendini tanıması ve yaşadığı tecrübeler sonucunda dönüşmesi gibi evrensel konular üzerinde durduğunu aktardı.
Dumanlı, kitabın isminden hareketle önce “simya” metaforuna dikkat çekti. Tarihsel anlamıyla değersiz metalleri çeşitli işlemlerden geçirerek altına dönüştürme arayışının romanda sembolik bir anlam kazandığını belirten Dumanlı, Coelho’nun bu kavramı insanın değişme ve gelişme potansiyelini anlatmak için kullandığını söyledi.
ROMAN BİR RÜYAYLA BAŞLIYOR
Simyacı’nın merkezindeki Santiago isimli çobanın gördüğü rüyayı hatırlatan Dumanlı, kahramanın bir hazinenin yerini gördükten sonra bu rüyanın peşine düşmesini kitabın temel kırılma noktası olarak değerlendirdi.
Santiago’nun yolculuğunun yalnızca bir yerden başka bir yere gitmek olmadığını anlatan Dumanlı’ya göre, kahraman karşılaştığı her insan ve yaşadığı her olayla değişiyor. Dükkân sahibinden çölde karşılaştığı insanlara, İngiliz’den simyacıya kadar her karşılaşma Santiago’nun kendisi ve hayat hakkında yeni bir şey öğrenmesini sağlıyor.
Dumanlı, Santiago’nun hazineyi ararken gerçekte kendisini bulduğu görüşünü öne çıkardı. Kitabın tasavvuf edebiyatındaki “hakikati dışarıda değil, insanın kendi içinde araması” düşüncesiyle de okunabileceğini söyleyen Dumanlı, “Kendini bulan her şeyi bulmuştur.” ifadesini kullandı.
SİMYACI İLE MEVLÂNÂ’NIN HİKÂYESİ ARASINDAKİ BENZERLİK
Programın dikkat çeken bölümlerinden biri de Simyacı ile Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin anlattığı bir hikâye arasındaki benzerlik oldu.
Dumanlı, Mevlânâ’nın Mesnevî’sinde de gördüğü rüyanın ardından hazine aramak için uzun bir yolculuğa çıkan ve sonunda aradığı şeyin aslında kendisine çok daha yakın olduğunu anlayan bir kişinin hikâyesinin bulunduğunu anlattı.
İki hikâyenin ana çatısında belirgin benzerlikler olduğunu kabul eden Dumanlı, buradan hareketle Paulo Coelho’nun Mevlânâ’dan doğrudan “çalıntı” yaptığı sonucuna varılmasına karşı çıktı.
Coelho’nun Mevlânâ’nın anlattığı hikâyeyi bir yerde okumuş veya duymuş olabileceğini söyleyen Dumanlı, söz konusu anlatının Mevlânâ’dan önce de var olan anonim ve evrensel bir hikâye olabileceğine dikkat çekti. Ona göre Simyacı’daki insan çözümlemeleri, semboller ve ayrıntılar eseri yalnızca bu benzerlik üzerinden değerlendirmeyi mümkün kılmıyor.
Dumanlı, Simyacı’nın asıl gücünün başlangıç ve final arasındaki yolculukta bulunduğunu, kitabın kendini ve hakikati arayanlar açısından okunmaya değer bir eser olduğunu söyledi.
SİMYACI’DAN INCEPTION’A
Dumanlı, romandaki rüya temasından hareketle programın ikinci bölümünde Christopher Nolan’ın Inception filmine geçti.
Filmin merkezinde insanların rüyalarına girerek bilgi elde eden Cobb ve ekibinin bulunduğunu anlatan Dumanlı, özellikle rüyanın içinde başka rüyaların kurulması, insanların rüyada olduklarını fark edip edememeleri ve rüya ile gerçek zaman arasındaki farklılık üzerinde durdu.
Inception’ın yalnızca karmaşık bir bilimkurgu filmi olmadığını savunan Dumanlı, yapımda aile bağları, aşk, bilinçaltı ve özellikle “gerçeklik” kavramının güçlü biçimde işlendiğini söyledi.
Filmde rüyaların farklı katmanlarında zamanın farklı hızlarda ilerlemesini de ele alan Dumanlı, insanların gerçek hayatta da birkaç saniyelik bir rüyanın içinde çok daha uzun bir zaman yaşamış hissine kapılabildiğini anlattı.
Dumanlı, filmin sonunda Cobb’ın gerçeği rüyadan ayırmak için kullandığı topacın düşüp düşmediğinin gösterilmemesine de dikkat çekerek Nolan’ın izleyiciyi “Rüya mı, gerçek mi?” sorusuyla baş başa bıraktığını söyledi.
YUSUF KISSASINDAKİ RÜYALAR
Rüyanın yalnızca edebiyat ve sinemada kullanılan bir kurgu unsuru olmadığını söyleyen Dumanlı, Kur’an’da da rüyalara önemli bir yer verildiğini belirtti.
Bu çerçevede Yusuf Suresi üzerinde duran Dumanlı, Hz. Yusuf’un gördüğü rüya ile başlayan kıssada rüyaların olayların gelişiminde belirleyici rol oynadığını anlattı. Hz. Yakup’un oğluna gördüğü rüyayı kardeşlerine anlatmaması yönündeki uyarısını ve daha sonra hükümdarın gördüğü rüyanın Hz. Yusuf tarafından yorumlanmasını hatırlattı.
Dumanlı, hükümdarın rüyasının ileride yaşanacak kıtlık ve bolluk dönemlerine ilişkin bir işaret olarak yorumlanmasını, rüya ile hayatın gerçekleri arasındaki ilişkiye örnek olarak gösterdi.
BEDİÜZZAMAN’IN RÜYA TASNİFİ
Programın son bölümünde Bediüzzaman Said Nursi’nin Mektubat adlı eserine geçen Dumanlı, 28. Mektup’ta rüyalara ilişkin yapılan değerlendirmeleri anlattı.
Dumanlı’nın aktardığına göre Bediüzzaman rüyaları üç kısımda ele alıyor. Bunların bir bölümünün kişinin beklentileri, psikolojik durumu, bilinçaltı ve geçmiş yaşantılarıyla bağlantılı olabileceğini belirten Dumanlı, bir diğer başlığın ise “rüya-yı sadıka”, yani sadık rüyalar olduğunu söyledi.
Bediüzzaman’ın rüyayı mutlak bir ölçü veya insanların hayatlarını yönlendirecek bir hüküm kaynağı olarak görmediğini belirten Dumanlı, buna karşılık bazı rüyaların insan hayatıyla ve gerçeklikle ilişkili işaretler taşıyabileceğinin ifade edildiğini aktardı.
“HAYALLERİNİ GERÇEKLEŞTİRMEK İSTEYENLER UYANIK KALMAK ZORUNDADIR”
Dumanlı, programın sonunda Simyacı’da başlayan rüya ve hayal tartışmasını Fransız şair ve düşünür Paul Valéry’nin bir sözüyle tamamladı:
“Hayallerini gerçekleştirmek isteyenler uyanık kalmak zorundadır.”