Hocaefendi’nin bıraktığı boşluk doldurulabilir mi?

AHMET KURUCAN | YORUM

Büyük fikir hareketleri, kurucu şahsiyetleri hayatta olduğu sürece çoğu zaman onların karizması, ilmî otoritesi ve temsil gücü sayesinde iç bütünlüklerini muhafaza ederler. Ancak kurucu liderin ayrılmasıyla birlikte yeni bir dönem başlar. Bu dönem sadece idarî veya organizasyonel bir geçiş süreci değildir; aynı zamanda fikrî, metodolojik ve epistemolojik bir imtihandır. Bugün Hizmet Hareketi’nin karşı karşıya bulunduğu temel meselelerden birinin de bu olduğu kanaatindeyim.

Fethullah Gülen Hocaefendi’nin vefatıyla birlikte ortaya çıkan boşluğu kişisel olarak hiç kimse dolduramaz ve bu gerçeği kimse inkâr edemez. Bu boşluk sadece, insanları bir mıknatıs gibi etrafında toplayan bir mürşidin ve rehberin kaybı değildir. Aynı zamanda yaklaşık altmış yıl boyunca farklı alanlarda insanlara yön veren, problemleri çözen, öncelikleri belirleyen ve yaşanan hadiseleri anlamlandıran merkezî bir fikrî referansın ortadan kalkmasıdır.

Ama misyonu itibariyle bir heyet tarafından elbette doldurulabilir. Bu noktada heyetin iki farklı yol bulunmaktadır. Birinci yol, Hocaefendi’nin geçmişte ortaya koyduğu yorumları ve yaklaşımları mümkün olduğunca muhafaza ederek hareket etmektir. İlk bakışta bu yaklaşım daha emniyetli görünmektedir. Fakat tarih bize göstermektedir ki büyük hareketler sadece hafızalarını koruyarak yaşayamazlar. Hafızanın yanında yorum kabiliyetini de canlı tutmak zorundadırlar.

İkinci yol ise onun ortaya koyduğu temel ilkeleri muhafaza ederken değişen şartları yeniden okumaya çalışmaktır. İlk bakışta daha riskli gibi görünse de hareketlere canlılık kazandıran ve onları geleceğe taşıyan yol budur.

Fakat bu iki yoldan hangisini tercih edeceğimize karar vermeden önce yerine getirmemiz gereken daha temel bir vazife vardır: İçinde yaşadığımız dünyayı ve bu dünyada meydana gelen yeni gelişmeleri doğru okuyabilmek. Çünkü bizim ilim geleneğimizin en temel prensiplerinden biri vakıayı doğru tespit etmektir. Fıkıh usulünden kelâma, hadis ilminden tarih yazıcılığına kadar bütün disiplinlerde sağlıklı hüküm ve değerlendirmelerin ön şartı doğru vakıa tespitidir. Vakıa yanlış okunursa tefsir de, te’vil de, şerh de, hüküm de zamanla isabetini kaybetmeye başlar.

Tam da burada Fethullah Gülen Hocaefendi’den hiç unutamadığım bir hatıra paylaşmak isterim.

2007 yılında Türkiye’den büyük çapta ithalat ve ihracat yapan bazı sanayici iş insanları ziyarete gelmişti. Amerika’da daha sonra ‘2008 Mortgage Krizi’ olarak bütün dünyaya yayılacak ekonomik sarsıntının ilk sinyalleri hissedilmeye başlanmıştı. Misafirler bu gelişmeleri anlattılar ve kendisinden tavsiye istediler. Hocaefendi’nin verdiği cevap tek cümleydi: “Alacaklarınızı sigorta ettirin.”

Yıllarını İslam hukuku ve kazuistik fıkıh meseleleri üzerinde çalışarak geçirmiş biri olarak o güne kadar ticari alacak sigortası diye bir sigorta türünün varlığını dahi bilmiyordum. İşte anlatmak istediğim tam da budur. Gündemi takip etmek. Dünyayı okumak. Yeni gelişmeleri anlamak.

Vakıayı doğru okuduktan sonra ise yukarıda bahsettiğim iki yoldan birini seçme aşaması gelir. Eğer birinci yolu tercih edersek dünün cevaplarını bugüne taşımış oluruz. Dönemler arasındaki farklılıkları dikkate almadan aynı yöntemleri sürdürür, aynı cevapları tekrar eder ve farkına varmadan geçmişi kutsallaştırmaya başlarız. 

Bu, elbette dünün yöntemlerinin ve cevaplarının değersiz olduğu anlamına gelmez. Bilakis onlar kendi dönemleri için son derece kıymetliydi. Fakat her cevap kendi sorusunun çocuğudur. Sorular değiştiğinde cevapların da yeniden üretilmesi gerekir. Bugünün meselelerini anlamadan verilen cevapların ne bugünün ne de yarının insanına ulaşması mümkündür.

Bu sebeple yapılması gereken, ikinci yolu tercih etmektir. Geçmişi inkâr etmeden, onun üzerine yeni şeyler inşa edebilmektir. Hocaefendi’nin “Alacaklarınızı sigorta ettirin.” tavsiyesi bunun en güzel örneklerinden biridir. O, geçmişin birikimini terk etmeden yaşadığı zamanı okuyabiliyor ve o zamanın problemlerine yeni çözümler üretebiliyordu.

Hasılı; bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, hakikati merkeze alan, maslahatı ve istihsanı gözeten, vakıayı olduğu gibi görebilen, farklı düşünceleri tehdit değil zenginlik olarak değerlendiren ve geleceğe dair yeni ufuklar üretebilen bir düşünce iklimidir.

Eğer böyle bir iklim oluşturulabilirse, Hocaefendi’nin ardından oluşan fikrî boşluk da zaman içerisinde büyük ölçüde doldurulabilir. Aksi hâlde Hizmet Hareketi, Kestanepazarı yıllarından bugüne uzanan altmış yıllık büyük bir hafızaya sahip olsa bile giderek daralan bir ufka mahkûm olabilir. Çünkü tarih bize şunu göstermektedir: Büyük fikir hareketlerini yaşatan şey, geçmişin cevaplarını tekrar etmek değil; kurucu ilkelerine sadık kalarak her çağın yeni meselelerine yeniden söz söyleyebilmektir.

Bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, geçmişe sadakati geleceğe açıklıkla buluşturabilecek fikrî cesarettir.

Sizce de öyle değil mi?

Pekala ya son 2 yıl? Hocaefendi’nin vefatından bu yana geçen iki yılı nasıl değerlendiriyorsun diyebilirsiniz. Cevabım bir sonraki yazıda…

9 YORUMLAR

  1. Ahmet Bey,

    Yazınızı dikkatle okudum. Özellikle “vakıayı doğru okumak” vurgusuna bütün kalbimle katılıyorum. Ancak bana göre bugün vakıanın en önemli taraflarından biri, sadece dünyanın değişmesi değil, Hizmet insanının da değişmiş olmasıdır.

    Geçmişte Hizmet’in insan kaynağı büyük ölçüde gençlerden oluşuyordu. Lise ve üniversite yıllarında Hizmet’le tanışıyor, seçtikleri meslek üzerinden hem hayatlarını kuruyor hem de insanlığa hizmet etmenin yollarını arıyorlardı. Kimisi öğretmen, kimisi doktor, kimisi mühendis, kimisi akademisyen, kimisi de iş insanı veya esnaf olarak kendi kulvarında yürüyordu. Fedakarlıklar vardı ama insanın mesleğiyle, kabiliyetiyle ve hayatın doğal akışıyla örtüşen bir zemin de vardı.

    Sonra büyük kırılma yaşandı. Sadece kurumlar kaybedilmedi; insanlar da yıllarca emek vererek uzmanlaştıkları hizmet alanlarını kaybettiler. Yurt dışına çıkanların büyük çoğunluğu, kırklı yaşlarından sonra hayatlarına sıfırdan başlamak zorunda kaldı. Hepimiz bunun birkaç yıllık değil, on yıllar sürecek bir yeniden inşa süreci olduğunu yaşayarak gördük.

    Bana göre asıl vakıa budur.

    Bunu kimseye yönelik bir eleştiri olarak söylemiyorum. Bu hayatın tabii akışıdır. Yirmili yaşlarında, “nereye ihtiyaç varsa giderim” diyen bekar ve enerjik bir gençlikle; kırklı, ellili yaşlarında çocukları, ailesi, geçim sorumluluğu olan insanların psikolojisi ve hareket kabiliyeti aynı değildir. Zaman hepimizin üzerinde hükmünü icra ediyor.

    Bu sebeple şu soruyu kendime sık sık soruyorum:

    Hocaefendi bugün hayatta olsaydı gerçekten ne değişirdi?

    Elbette onun varlığı moral olurdu, istikamet olurdu, fikir üretmeye devam ederdi. Bundan şüphem yok. Fakat zamanın insanlar üzerinde meydana getirdiği değişim ortadan kalkar mıydı? Kırk yaşındaki insan tekrar yirmi yaşındaki cesaretine, hareket kabiliyetine ve şartlarına dönebilir miydi?

    Benim kanaatim, temel tablo çok farklı olmazdı.

    Çünkü mesele yalnızca vizyon meselesi değil; zamanın insan üzerindeki kaçınılmaz hükmüdür.

    Bugün bana bazen kesilmiş bir ağacı hatırlatıyor bu durum. Ağaç hangi istikamette büyümüşse, meyvesini de o istikamette verir. Bizler yıllarca belli kulvarlarda yetiştik. Şimdi ise o kulvarların büyük kısmı ortadan kalktı. Her şeyi yeniden inşa etmeye çalışıyoruz ama bunun da sınırlarını hayatın gerçekleri belirliyor.

    Bununla birlikte bütün bunlar, Allah rızasını hedef edinmiş insanlar için ümitsizlik sebebi değildir. Çünkü niyet ve ihlas yapılan işten daha değerlidir. Fakat insan fıtratı da gelişmek ister. Risale ve Hocaefendi’nin eserlerinde geçen o güzel teşbih aklıma geliyor: Reşha katre olmak ister, katre damla olmak ister, damla denize, deniz de ummana kavuşmak ister. Her varlık kendi istidadını geliştirmek ister.

    Bugün ise önümüzde duran en büyük gerçeklerden biri zamanın oku gibi geri döndürülmesi mümkün olmayan süreçtir.

    Bu yüzden ben meseleyi daha çok nesiller üzerinden okuyorum. Belki bugün yaşananlar, büyük bir geçiş dönemidir. Belki de Ashâb-ı Kehf kıssasında olduğu gibi, uyuduğunu dahi bilmeyen, sosyal ölüme çekilmiş mağara ehli gibiyiz dışardan bakıldığında. Bazı hakikatlerin değeri ancak uzun zaman sonra daha iyi anlaşılacaktır. Ve yine, Ashabı Kehf in mağaradan çıktığı o tek bir gün gibi, kim bilir, belki bir gün insanlık sadece bir günlüğüne bile olsa bu samimi niyeti ve bu fedakârlığı hakkıyla görebilir.

    Bu nedenle ben, bugünkü tartışmanın “Hocaefendi’nin yerini kim dolduracak?” sorusundan ziyade, “Zamanın değiştirdiği ve zorladığı insan gerçeğini nasıl doğru okuyacağız?” sorusu etrafında yapılmasının daha isabetli olacağını düşünüyorum.

    Selam ve hürmetlerimle.

      • Mehmet Bey, sanırım benim yorumumla Ahmet Bey’in yazısını aynı düzlemde değerlendirmişsiniz. Oysa ben yazıya itiraz etmedim; yazının ele almadığı farklı bir vakıaya dikkat çektim. Ahmet Bey’in yazısı daha çok, Hocaefendi sonrası fikri üretim, yöntem ve değişen dünyaya verilecek cevaplar üzerinde duruyor. Ben ise, bu cevapları üretecek insan unsurunun son on yılda yaş, aile, göç, meslek kaybı ve hayat şartları bakımından köklü biçimde değiştiğini; dolayısıyla önce bu sosyolojik gerçeğin doğru okunması gerektiğini söylüyorum. Yani benim sorum “Dünyaya nasıl cevap vereceğiz?” değil, “Bu değişen insan profiliyle bunu kim ve nasıl yapacak?” sorusudur. Bu nedenle, “yazıda bütün söylediklerinizin cevabı var” değerlendirmenize katılmıyorum; çünkü benim dile getirdiğim temel mesele yazının konusu değil.

  2. bediüzzaman vefat ettiginde ogünün şartlarına göre hocaefendi yeni fikirlerle geldiginde üstâdın talebeleri, biz üstaddan böyle görmedik demişler, bize anlatılan bu, şimdi yeni fikirlerle gelinse, zannımca birçokları biz hocaefendiden böyle görmedik diyecekler, diger cemaat ve tarikatlardaki durumları söylemiyorum bile, bir kişinin fikirlerini bir kenara bırakarak şahsiyetine odaklanıp dar kalıplar içinden çıkamamak, insanı farkında olmadan şirk bataklığına sürükler diye düşünüyorum, işin doğrusu, insan olmak ve kurtuluşa ermek, hem kolay, hem zor, Allah sonumuzu hayır etsin..

  3. Cemaatin 2 temel otantik özelliği var:

    I- Güven, samimiyet ve Allah rızası. Görebildiğim kadarıyla Dünyada, ileri örnek bir seviyede.

    II- Tr de iken, derin, darbe, suç örgütleriyle mücadelesinde izlediği organizasyon metodları. Şahsen kendini okuyan, sorgulayan, 2 dil bilen biri olarak naçizane, görsem de, Hizmetin bu dinamik metodlarını ağzım açık, hayranlıkla, sadece seyredebiliyordum.

    Perinçek bile bir Tv programında dizlerini dövüyordu; “Nasıl tespit edemedik!” diye.

    Böyle bir durumdan, tehlikenin geçtiği Batılı ülkelerde yaşanıp, gelişim hareketlerine, fikirlerine; “çürük kirazlar”, “ihtilaf çıkaranlar” diye adlandırmak, anlaşılacak gibi değil.

    Aslında geri bildirimlere, en çok ihtiyaç olunan zaman, savaşın en çetin olduğu zamanlardır. En ufak bir bilgi bile titizlikle değerlendirilir.

    1 saat genel konulara ayrılıyorsa 20 dakika neden Organizasyon konularına ayrılmasın ki… Bu girift konularda İnşallah, güzel çözümler ortaya çıkaran veya çıkaracak 10 Binlerce cevval zihinli insan var.

    Bu hareket bir taban hareketi. Yukarıda söylendiği gibi İnsan+Organizasyon eşdeğer ağırlıklı olarak hareket etmeye alışmış bir yapı. Benim görüşüm; bu yapı sadece söyleneni yapıp, eleştirmeyecek, yenilenmeyecek bir kıvama girmez, konulan sınırları aşar. Bunu deneyerek öğrenmemek lazım.

    Mesela 11 kişilik heyette, en son alınan 2 kişiyi tekrar heyet dışına almak, Hoca efendinin heyetleri peyderpey gençleştirme tavsiyesiyle ne kadar uyumlu?

  4. O nu bunu bilmem ama şu hatıranızı paylaştığınız paragraf harika ,neden mi? Gülümsedim koskocaman bir tebessüm geldi bana…Hepinizi yere sermiş yine Hoca Efendi…

  5. ▪️Ahmet Kurucan Hoca Hocaefendi’nin yanında yetişmiş ve Hocaefendi’yi çok iyi anlamış değerli bir Arkadaş.
    ▪️Hocaefendi’den aldığı ders ve ufuk ile Güzel bir araştırma yazısı yazmış.
    Allah razı olsun.
    ▪️Rabbim cümlemizi istikametten ayırmasın inşallah.

  6. Merhum Hoca efendi ❣️🤲🙏 Cennet vatanımızda başlattığı hizmet hareketini, yedi kıta, 190 ülkeye taşıdı. Hizmet metodu ile yetiştirdiği talebeleri, bu ülkelerde gösterdikleri takdire şayan insani ve vicdani gayretleriyle rüştünü ispat etti. Ardında hiç bir boşluk bırakmadı. Yazdığı birbirinden nadide eserlerinde, hizmetin yol haritasının şifrelerini ve stratejilerini bırakarak arzu ettiği mübarek aleme vuslat etti. Himmet ve gayret hizmet hadimlerinden, inayet Cenabı Allah’tan. Vesselam 🇹🇷

  7. Yenilen Güreşçi Güreşe Doymazmış

    Seni yiyeceğim diye kendi bitme noktasına gelen bir canavarı beslemek, iyileştirmek mantıklı gözükmüyor.

    Seni yemeyi bırakması, adalet duygusunu hissettiği için değil, gücü yetmediği için.

    Bu durumda doğru önerme şu olur: Canavar gücünü kazanınca tekrar yemeyi deneyecek.

    Böyle bir durumda Cemaatten eskiden TR de çeşitli derecelerde sorumluluğu olup da şimdi Yurtdışında bulunanlardan duyduğumuz;
    “Yeniden Ülkeyi ayağa kaldırma, eski bırakılan yerden yeniden başlama.”

    Niyet illa ki samimi ama işin neticesi Canavara yarıyor.

    Birde yenilen insan gerek şahsi gerekse grupsal sorumluluk, tazyik neticesinde ; “Bu sefer farklı olacak” temennileriyle hareket edebilir ve bu duygu gerçekleri kabul etmeye bir mani oluşturabilir.

    Gerçek şu:
    Cemaat Toplumu, Ülkeyi dünya standartları üzerine çıkarmak için yoğun emek ve sermaye feda etti. Karşılığı maalesef bugünki durum.

    Tekrar deneyerek, kalan insan ve sermaye gücünü de heder etmek, yüksek ihtimal.

    Bunun için eskiden TR de bir şekilde sorumluluğu olan kişilerin, artık hiçbirinin TR üzerinde hiçbir sorumluğunun kalmaması gerekir, Bence.

    Ancak, talep edilirse , danışmanlık şeklinde yardımcı olunabilir.
    Çocuklar için yurt mu açacaklar, nasıl gençleri manevi değerlere yakınlaştıracaklar; danışanlara yol gösterilir.
    Zaten Bu konular Hizmet insanlarının tecrübeli olduğu konular.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin