Avukat Çiğdem Koç, kendisine yönelik eleştirilere sosyal medya hesabından ‘ahlak ve etik’ dersi vererek cevap veren gazeteci Barış Terkoğlu’na yaptığı yalan haberleri hatırlattı. Çiğdem Koç, yıllardır cezaevinde tutulan gazeteci Mehmet Baransu’nun ifadesinin tarihinin değiştirilmesinden Vedat Demir haberine, Adnan Oktar dosyasındaki rolüne kadar Terkoğlu’nun geçmişini tek tek yazdı ve sordu: “Bunları da konuşmak ister misin? O dosyada yapılan haksızlıklarda sizin mahallenin şehvetli payını konuşalım mı? Nedir sebebi? Onlara hukuk yok mu?”
Cumhuriyet Gazetesi yazarı Barış Terkoğlu, X platformunda yaptığı paylaşımda Ali Tatar’dan Balyoz ve 15 Temmuz’a kadar bazı olayları “sözde muhalif” kesimlere yeterince anlatamadıklarını yazdı. Bu yapıya (Hizmet Hareketi’ni kast ediyor) bulaşanların meşruiyetini yitireceğini savundu ve “Bir eksik varsa bizimdir, bundan sonra tamamlayacağız!” dedi. Barış Terkoğlu ve Nevşin Mengü gibi ‘sözde’ muhalif isimler, Akın Gürlek’in mal varlığına dair Özgür Özel’in iddialarını ‘küçümsemekle’ suçlanıyordu. Onlara göre Akın Gürlek’in 452 milyon TL’lik mal varlığı olması ‘toplumu ilgilendiren’ bir şey değildi… Nevşin Mengü, son videosunda, “Ne alaka! Akın Gürlek’in belki ailesinden kalan bir şey! Bize ne!” bile demişti.

Barış Terkoğlu’nun bu paylaşımı, son günlerde gündeme gelen Akın Gürlek’in tapu iddiaları ve Özgür Özel’in açıklamaları sonrası muhalif medyaya yönelik eleştirilerle bağlantılı bir savunma niteliğindeydi. Avukat Çiğdem Koç, Terkoğlu’nun bu sözlerini alıntılayarak 9 parçalık bir thread başlattı. Sosyal medyadan ‘medya ahlakı ve etik’ dersi veren Barış Terkoğlu’na daha önce yaptığı ‘yalan’ haberleri hatırlattı. “Azıcık sıkışınca “Fetö” diye bağırmak bir zamanlar işe yarıyordu ama görüyorum ki artık eskisi kadar faydalı değil. Buralar pek nahoş olduğundan sosyal medyadan uzak duruyordum ama damarıma dokunacak işleri özelden haber veren “dostlar” sayesinde gördüm bu paylaşımı. Bir kaç eksik var sahiden, tamamlamaya yardım edeyim dedim, hazır eliniz değmişken konuşmak ister misiniz? Orada saydığınız mevzuların çoğuyla ilgili, Ali Tatar v.s. zamanında Ahmet Altan abilerinizin ağzının payını vermişti, merak eden bakar, okur, hiç girmeyeceğim.” diyen Koç, ardından şunları yazdı:
- Lakin Mehmet Baransu’nun savcılık ifadesinin tarihini değiştirip yaptığınız haberle nasıl hedef gösterdiğinizi konuşmak ister misiniz? Onun hakkında zaman içinde pul pul dökülen yalanları, iftiraları? Kala kala zehirli pirinç haberi ile 12 yıldır nasıl hapiste tutulduğunu falan? Kapak fotoğrafınızda duran SS kitabında Vedat Demir’le ilgili yazdığınız yalanları konuşmak ister misiniz? Açtığımız davayı nasıl kaybettiğinizden daha önemlisi, “Biz sadece Özgür Özel’in beyanlarını kayda geçirdik!” diyerek nasıl “araştırmacı” gazetecilik savunması yaptığınızı?
- Adnan Oktar dosyası hakkındaki yalan ve iftira dolu beyanları, “belgesel” dediğiniz zırvalık dolu işte nasıl rol aldığınızı ve sebeplerini açıklamak ister misiniz? O dosyada yapılan haksızlıklarda sizin mahallenin şehvetli payını konuşalım mı? Nedir sebebi? Onlara hukuk yok mu? Ama rahat olun, bunları konuşmanız gerekmiyor çünkü sizin mahallenin hedef kitlesi kendi ilgi alanı dışında hiçbir “gerçekle” ilgilenmiyor, başkalarına yapılan haksızlık, hukuksuzluk umurularında değil hatta hoşlarına bile gidiyor. Onların damarına basmayınca kahramansınız.
- Bu ülkenin sorunu bu; sevmediğine hukuksuzluk yapanı bile kahraman yapar, sevdiğine maydonoz dikeni batsa maydonoz haindir zaten! O nedenle bunlar unutulur ve siz hiçbir eksiği tamamlamak zorunda kalmazsınız. Devran döner, sıra kime gelirse artık. Hukuksuzluk bumerang gibidir.+8- Son olarak; muhalif gazeteci diye bir şey olmaz, gazeteci gazetecidir. Gazeteci gerçeğin peşindedir ama bizdeki hikaye “hangi gerçek?” haline geldi.
- Yukarıda tek tek saydığınız hikayelerdeki gerçekleri de herkes biliyor, ama herkes kendi gerçeğinin arkasına saklanıyor. Sorgulamayanın önüne ne koysan yer, holigan gibi ideolojik aidiyetler peşinde tribün tribün gezenlerle menfaatine gelene inanamayı tercih edenler arasında fark yok; “Muhalif” dediğin bir tür “yandaş” değil mi? Velhasıl, siz rahat olun, bu da geçer. Buradaki “siz” hepiniz!
