Biri CHP’li, diğeri KHK’lı: Tutuklu Evren Buçan’ın kızının isyanı ne kadar tanıdık…

Yedi ay önce tutuklanan Şile Belediyesi çalışanı Evren Buçan ve kızı Berra. Fotoğraf: Linkiden.

SEVİNÇ ÖZARSLAN – HABER YORUM

Şile Belediyesi’ne yönelik operasyonda gözaltına alınan belediye çalışanı Evren Buçan’ın kızı Berra Buçan, gazeteci Barış Türkoğlu’na yazdığı mektupta babasından ayrı kalmanın hüznünü ve yarattığı yıkımı anlatıyor.

Evren Buçan yedi aydır tutuklu. “Suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, örgüte üye olmak ve rüşvet almak” ile suçlanıyor.

Aylardır görüş yollarında büyüyen, bir yandan da sınava hazırlanan Berra, mektubunda şunları söylüyor:

“İlkokulu Beylikdüzü’nde okudum, babam Silivri Belediyesi’nde çalışıyordu. 4. sınıfta babam ve annem bir karar aldı, beni ortaokul için bir kolejin bursluluğuna sokacaklardı… Girdim, kazandım. Babamın eğitime önem verdiğini söylemiştim ya, benim o okula gitmem için sevdiği belediyeden ayrıldı ve taşındık. Orada ortaokula yazıldım ve babam Avcılar Belediyesi’ne geçti. Ben ve küçük kardeşimi, babam okula götürüp getiriyordu o zamanlar. 8. sınıfta LGS’ye hazırlanmaya başladım. Hayal ettiği okullar Anadolu Yakası’ndaydı. Dedim ki baba senin işin nasıl olacak, Avcılar’a her gün gidip gelmen zor olur. O da dedi ki ‘Beni merak etme, Beykoz Belediyesi’ne geçmek için şansımı deneyeceğim. Önemli olan senin okulun, sen sınava girince taşınma işini düşünürüz. Babam zor da olsa Beykoz Belediyesi’ne ocak ayı civarında geçebildi. Her gün çok uzun bir yolda gidip geliyordu ve artık eskisi gibi çok iletişim kuramıyordum onunla. Çünkü çok yorgun oluyordu. Okula ve dershaneye de bırakamıyordu beni. Babam Beykoz’da mutlu değildi. Oradan da ayrılmak istiyordu. Şile Belediyesi’ne bir arkadaşı aracılığıyla başvurdu, kabul edildi. Şile’ye geçmesiyle birlikte işgücü o kadar arttı ki eve tonlarca dosya getirip hepsini inceliyordu. Evde artık hiç iletişim kuramıyorduk onunla, o derece… 16 Haziran 2025 sabahı, annem ve babam beni sınava gireceğim okula bıraktı. Sınav çok zor olmasına rağmen iyi geçti. 90 soruda 3 yanlış 1 boşla derece yaptım. Sınavdan sonra Çanakkale Ezine’de bulunan yazlığımıza gittik. Babam hafta sonu geliyor, hafta içi görevine dönüyordu. Sonucun açıklanmasına iki gün kala babamla telefonda konuşmuştum, onu özlemiştim ve gelmesine az kalmıştı. O gece 4’te, ben uyurken gelen seslerden uyandım. Annem biriyle telefonda konuşuyordu ama sesi hiç iyi gelmiyordu ve ağlıyordu. Birine bir şey olduğunu sandım ama annemin yanına gidemedim, ne yapacağımı şaşırmıştım. Konuşmaları dinlemeye başladım ve annem babamın gece tutuklandığını söylüyordu. Babam tercih sonuçları açıklandığı zaman da yanımda olamadı, lisenin ilk gününde de olamadı. Bugünlerde anladım ki babam uzun bir süre yanımda olamayacak. 2026’ya herkes babasıyla girerken ben giremedim. Şimdi de babam takdir aldığımı, onun için çabaladığımı göremeyecek. Bir insan üç ay önce gittiği belediyede yedi aydır tutuklu olabilir mi? Ben idealleri olan bir insanım ve bu durumda hayallerimin gün geçtikçe ulaşılamaz olduğunu düşünüyorum. Adaletin işlemediği bir yerde bütün faaliyetler raydan çıkıyor çünkü. En ufak şeye gülünce bile babamın ve onun gibi insanların orada ne halde olduğunu düşününce cidden daralıyorum.”

Babası tercih sonuçlarının açıklandığı gün yanında yoktu. Lisenin ilk günü de.

2026’ya herkes babasıyla girerken, Berra babasız girdi.

Şimdi de babası, onun takdir aldığını, onun için nasıl çabaladığını göremeyecek.

Berra şu soruyu soruyor:

“Bir insan üç ay önce gittiği bir belediyede yedi aydır tutuklu olabilir mi?”

Ve ekliyor:

“Adaletin işlemediği bir yerde bütün faaliyetler raydan çıkıyor.”

Şimdi bir de 2022 yılında eşiyle birlikte tutuklanan, biri Berra gibi LGS’ye hazırlanan iki çocuğu anne-babasız bırakılan Beyza Yıldırım’ın, Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’na yazdığı mektubu hatırlayalım.

Beyza Yıldırım ve ailesi.

“Sayın Vekilim… Ben 27 yaşında iki çocuk sahibi bir anneyim. Çocuklarım 7 ve 13 yaşında. Oğlum bu yıl LGS’ye girecek. Kızım 2. sınıfa geçti. Ben felsefe öğretmeni, eşim sosyal bilgiler öğretmeni. İkimiz de KHK ile hayatı birden değişen, alt üst olan öğretmenleriz.

Eşim 2017 yılında tutuklanarak cezaevine girdi. 6 yıl 10 ay ceza ile 69 gün sonra bırakıldı. Ben de 1 ay sonra gözaltına alındım. 4 günlük gözaltı sonrası adli kontrol ile serbest bırakıldım. 9 celse, 2 yıl davam sürdü- 9. celsede 6 yıl 3 ay 15 gün ceza ile cezalandırıldım. 3 yıl öğretmenlik yapmam (kapatılan kurumlarda), maaşımı Bank Asya’dan almam, oğlumu yarım dönem 1. sınıfta koleje göndermem ceza almama sebep olan iddialar.

2017 yılından bu yana işsizlik, iş bulmada zorluk yaşıyoruz. Başvurduğumuz kurumlar dosyalarımızdan, sigorta geçmişimizden dolayı kapıları yüzümüze kapatıyor. Aile düzenimiz ciddi manada sarsıldı. Ailemizin gönderdiği para aile idare etmeye çalıştık yıllarca.

Eşim ve ben dışarda olsak bile hep yeniden alınma korkusu yaşadık ve eşimin dosyası Yargıtay’da incelemeye geçince korku, endişe ile gitmeye karar verdik. 18 ay para biriktirmeye, para bulmaya çalıştık. 4.4.2022 tarihinde çocuklarımızla beraber zifiri karanlıkta umuda yolculuk için yola çıktık. Ancak yakalandık ve çıkarıldığımız mahkemelerimiz tarafından ben de şimdi de tutuklandık. Çocuklarımız gecenin korkusu, stresi üzerine aynı anda anneden-babadan ayrıldılar. Ayrılmayalım diye çıktığımız yolsa darmadağınık olduk.

Eşim 5.4.2022 tarihinden bu yana Edirne F Tipi Cezaevinde tutuklu. Çocuklarım babalarını ziyarete gidemiyor. Hem yol masrafı, yolun uzun olması, hastalıkların artması çocuklarımı baba şefkatinden uzak bırakıyor. Eşi Ali Yıldırım he ay sevk dilekçesi yazmasına rağmen talebine olumlu cevap gelmiyor.

Bende 6.6.2022 günü resen, isteğe bağlı nakil dilekçesi vermeme rağmen Tarsus Kadın Kapalı CİK’e sevk edildim. Çocuklarım şu an birbirlerinden ayrı yerlerde kalıyor. Çünkü 55 yaşında bekar bir amca kız çocuğu ile nasıl ilgilenebilsin. Kızım bir yerde, oğlum bir yerde. Telefonda konuşurken bile bazen biri ile konuşamıyorum, ayrı yerlerde olmaları nedeniyle zulüm üstüne zulüm yaşıyorum.

Diyabet hastasıyım. Tutuklandığım günden bu yana sürekli kilo kaybediyorum ve sürekli rahatsızlanıyorum. Eşimle hala görüşemedim. Buraya sevk olacak mı, onu bile bilmiyorum. Çocuklarım sadece açık görüşlere gelebiliyorlar. Sınava hazırlanıyor ve bu süreçte onun yanında değilim. Ben 11 yaşında annemi kaybettim, çok zor bir baba ile dayakla büyüdüm. Bu yaşa, bu şartlara kendi çabamla, kendimi kaybetmeme çabasıyla geldim. Beni hayatta tutan tek varlığım eşim ve çocuklarım. Küçücük bir dünyamda vardı. Şimdi onu elimden aldılar. Ben dayanamıyorum eşimden, çocuklarımdan ayrı kalmaya. Annem kanserden vefat etti. Ben de urada hasta olmaya korkuyorum. Ne olur sesime ses olun.

Dosyam İstinaf’ta onaylandı. Yargıtay’da onaylarsa zaten içeri gireceğim. Ama en azından şu an eşim yokken ben çocuklarımın başında olayım, onları sarıp sarmalayayım. Eşimi ziyarete gideyim. O kadar zor ki dört duvar arasında, herkesin ziyaretçisi gelirken senin orada kalman, ziyaretçinin olmaması, çocuklarımın gülen gözleri solmasın. Onları kendim yetiştirebileyim. Benim yaşadığım annesizliği onlar yaşamasın. Çünkü annesizlik yarası yaşınız kaç olursa kapanmıyor. Yüzünüzde, gözünüzde hep bir hüzün, kalbinizde hep bir kırgınlık oluyor.

Ne olur Allah rızası için ses olun bana, çocuklarıma kavuşamam için vesile olun bana, onaylanma sürecine kadar ben dışarda olayım, nefes alayım. Evlatlarıma lütfen sahip çıkın. Sesimi duyurmaya yardım edin.” (Tarsus Kadın Kapalı CİK A-7. 1 Ağustos 2022).

Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edilen ailelerin çocukları, on yılı aşkın süredir aynı şeyleri —hatta daha fazlasını— yaşadı, yaşıyor.

Ancak onların sesi hiç duyulmak istenmedi. Çünkü onlar bu rejimin “damgalı” çocuklarıydı.

Bugün ise tablo değişmedi.

Sadece çocukların soyadı, anne-babasının mesleği ve suç isnatları değişti.

Cezaevi kapılarında bekleyen çocukların yaşadığı yoksunluk aynı.

Görüş günlerinde eksilen aynı sarılma.

Sınav sabahlarında eksik kalan aynı “baba” ya da “anne”.

Berra Buçan ile Beyza Yıldırım’ın mektupları arasında bir fark var mı?

Bence yok.

Yıllardır KHK hukuksuzluklarını yazan bir gazeteci olarak sık sık “mağduriyet edebiyatı yapmakla” suçlandık.

Oysa amacımız edebiyat yapmak değildi.

Ajitasyon hiç değildi.

Bir gerçeği anlatmaya çalıştık:

Bir aileye yapılan haksızlığın, sadece o aileyle sınırlı kalmadığını.

Maalesef bunu en yakınımızdaki insanlar bile anlamadı.

Şimdi herkes mağdur.

Bugün Berra’nın yaşadığı acı, dün Beyza’nın çocuklarının yaşadığı acının aynısıdır.
Hukuksuzluk seçici değildir; sadece sırası geleni bulur.

Görmezden gelinen her mağduriyet, bir gün herkesin kapısını çalar.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin