Zincirin halkaları

Görsel | www.secchidisk.org Bitkisel planktonların binlerce türü var.

ÖZEL HABER | BETÜL GÜL

“Her şey her şeyle bağlıdır. Bir şey her şeysiz yapılmaz. Bir şeyi halk eden (yaratan), her şeyi halk etmiştir. Öyleyse, bir şeyi yapan Vâhid, Ehad, Ferd, Samed olmak zarurîdir” (Risale-i Nur Külliyatı, Mesnevi-i Nuriye)

Yanardağlar okyanuslarda plankton “patlamalarına” neden oluyor; planktonlardan salınan moleküller okyanusların üstünde bulut oluşmasını sağlıyor… Dünya sisteminin unsurları arasındaki ilişkiler çok kompleks. Bunu, bitkisel planktonların dahil olduğu zincirin bir bölümüne bakarak anlamak mümkün. Öncelikle şunu belirtelim, okyanuslarda binlerce türü bulunan bu minik canlılar fotosentez yaparak Dünya’daki tüm yağmur ormanlarının ürettiğinden daha fazla oksijen üretiyor. Yüzey sularından devasa miktarda karbondioksit alıyor ve sera gazı karbondioksidin atmosferdeki oranını etkileyerek gezegenin işleyişinde önemli rol oynuyor. Denizlerdeki besin zincirinin de temelini oluşturuyorlar.

Eylül ayında ünlü akademik dergi Science’da yayımlanan bir araştırma, Hawaii’nin Kīlauea Yanardağı’ndan okyanusa dökülen lavların sıcaklığıyla nitrat gibi besleyici maddelerin yüzeye taşındığını ve normalde besin açısından fakir olan sularda bitkisel plankton patlamaları meydana geldiğini, (planktonların hızla çoğaldığını) gösterdi. Yakın bir geçmişte sonuçları Science dergisinde yayımlanan bir  araştırma da, Himalayalar’daki kar örtüsünün azalmasıyla binlerce kilometre ötede besin zincirinin değiştiğini, karbon döngüsünün ve iklimin etkilendiğini göstermişti. Güneybatı Asya’daki, özellikle de Himalayalar’daki karların azalması daha az güneş ışınının geri yansımasına ve karadaki sıcaklığın artmasına neden oluyor; kara ve deniz arasındaki sıcaklık farkının büyümesi muson rüzgârlarını güçlendiriyor; daha güçlü esen muson rüzgârları Umman Denizi’ni karıştırarak besleyici maddeleri yüzeye taşıyor, bu da bitkisel plankton patlamalarına yol açıyordu.

NASA Earth Observatory | Umman Denizi’nde bitkisel plankton patlaması.

Dünya sisteminin unsurlarının birbirlerinden kopuk olmadığını gösteren en çarpıcı örneklerden biri bitkisel planktonların bulut oluşumuna yol açan bir molekülü salmaları. DMSP adı verilen bu molekülün antistress molekülü olduğu, güneşten gelen zararlı ultraviyole ışınların yoğun olduğu zamanlarda bitkisel planktonlardan salındığı belirtiliyor. DMSP sudaki mikroorganizmalarca dimetilsülfite dönüştürülüyor; dimetilsülfit sudan atmosfere geçiyor ve kükürt bileşikleri oluşturuyor. Kükürt bileşikleri, çevrelerinde su buharının yoğunlaştığı “yoğunlaşma çekirdeği” görevi yapıyor ve bulutların oluşumasını sağlıyor. Georgia Tech araştırmacılarına göre planktonlar, okyanusların üstündeki bulut oluşumlarını çarpıcı biçimde değiştiriyor.

Son yıllarda, küresel ısınmaya karşı okyanusları demirle gübreleyip bitkisel planktonların çoğaltılması ve böylece atmosferdeki karbondiosit miktarının düşürülmesi, ya da atmosfere sülfat tanecikleri karıştırıp güneş ışınlarını yansıtarak Dünya’nın soğutulması gibi jeomühendislik projeleri öne sürüldü. Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nden Prof. Sallie W. Chisholm, gübreleme yöntemiyle planktonları çoğaltma yöntemine dair endişesini şöyle dile getirmişti: “Sistemin içinde ne olduğunu bilmeden onu nasıl kullanabiliriz? Okyanuslarda bizim anlayamadığımız çok çeşitli işlevler sürdürülüyor.” Avustralya’nın Charles Sturt Üniversitesi’nden Prof. Clive Hamilton ise The New York Times için kaleme aldığı makalesinde şunları söyledi: “Ekolojiden öğrendiğimiz bir ders varsa o da şudur: Bir ekosisteme ne kadar yakından bakarsak o kadar kompleks hale gelir. Şimdi ekosistemlerin en büyüğü ve en kompleks olanını, gezegeni manipule etmeye kalkacak teknolojileri kullanmayı ciddi olarak düşünüyoruz. Sülfat taneciklerinin pürkürtülmesi sadece sıcaklığı değil, ozon tabakasını, küresel yağmur rejimlerini, biyosferi de değiştirir.” Hamilton, makalesini atmosfer bilimci Prof. Ronald G. Prinn’in şu sözleriyle sonlandırdı: “Anlamadığınız bir sistemi nasıl düzenleyebilirsiniz?”

 “Her bir kelimesi bütün kelimatıyla münasebettardır (bağlantılı) ve her harfi, bâhusus zîhayat (canlı) bir harfi, bütün cümlelere karşı müteveccih birer yüzü, nâzır birer gözü var olan bu kitabın öyle bir muzâaf (kat kat) iştibak-ı tesânüd-ü nazmı (bir ağ gibi birbirine bağlanıp dayanmış olan nazım, dizilişi) vardır ki, bir noktayı yerinde icad etmek için, bütün kâinatı icad edecek bir kudret-i gayr-ı mütenahi (sınırsız bir kudret) lâzımdır. Demek sivrisineğin gözünü halk eden, güneşi dahi o halk etmiştir. Pirenin midesini tanzim eden, manzume-i şemsiyeyi (güneş sistemini) de o tanzim etmiştir” (Risale-i Nur Külliyatı, Mesnevi-i Nuriye)

“Şu ehl-i dalâletin gösterdikleri esbab-ı tabiiye (doğal sebepler), hem müteaddit (çok sayıda), hem birbirinden haberi yok, hem kör, iki elinde iki kör olan tesadüf-ü a’mâ (kör rastlantı) ve ittifakıyet-i avrânın (kör ittifakın) eline vermiştir.” (Risale-i Nur Külliyatı, Mesnevi-i Nuriye)

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin