Zamanın dili ile köyümün yağmurları

YORUM | Prof. Dr. ŞERİF ALİ TEKALAN

Yıllar önce Ortaasya’da bir ülkede genç bir inşaat mühendisi ve aynı zamanda müteahhit olan bir arkadaşla karşılaşmıştım. Bu arkadaşın çocukluğu Almanya’da geçmişti ve o zamanki kültürel farklılıklar dahil çok değişik zorlukları yaşamıştı. Kendisi aynı zamanda sanatçı olan bu arkadaşımız, sazıyla kendisinin hem yazdığı hem de bestelediği o günlere ait acıklı ve hüzünlü türküler söylemişti bize. Babasının ve diğer insanların işçi olarak çalıştıkları, dil bilmedikleri için karşılaştıkları zorluklar gibi çok değişik konulara da bu türkülerinde dillendirmişti.

Ben kendisine artık o günlerin geride kaldığını, şu anda kendilerinin nesilleri olan insanların bulundukları ülkede, o ülkenin dilini bilen, kültürünü bilen ve kendi kültürüyle bu ülkelere entegre olarak asimile olmadan yaşayan ve iş yerinde farklı milletlerden insanları da çalıştıran iş adamlarının oluştuğunu ve dolayısıyla bu türkülerin de değişmesi gerektiğini, ümit veren ve geleceğe ümitle bakılmasını teşvik eden yeni türküler hazırlamasını ve söylemesini tavsiye etmiştim. Nitekim ben o ülkeden ayrılmadan arkadaşımız hakikaten bu şekilde, güncelleştirilmiş, çok güzel tabiriyle zamanın dili içinde ümit, azim ve  kararlılıkla içi doldurulmuş türküler yazıp söyledi. 

Aslında hayatın hemen her safhasında yani bilim teknik, sanat, insani ilişkiler gibi her konuda günün,zamanın dili denilen, içinde yaşanılan zamanın anlayışına uygun yaklaşımlar içinde olabilmek çok önemlidir. Önceki kuşaklar bizim zamanımızda böyle yapılırdı dediklerinde onları da hoş karşılayarak, evet o yaklaşımlar da güzel ama şu andaki yaklaşımlarda da şu  şu güzellikler var diyerek bir taraftan onları kırmamak, bir diğer taraftan da günün anlayışı ve düşüncesine göre hareket etmek de bugünün insanına düşen bir görevdir.

 Hani hep anlatılır dede torununa demiş ki; “Bizim zamanımızda on para ile bakkala gidilirdi, her şey alınırdı”. Torunu da dedesine “ dede şimdi onunla hiçbir şey alamazsın, her yere kamera konulmuş” demiş. Her ne kadar fıkra gibi bir anlatım ama günün anlayış ve yaklaşımını çok güzel tasvir eden bir durum. Zamanın dilini aynen bunun gibi güzel bir şekilde izah eden bir karikatürde,ayağına taş bağlayarak çok yüksekten kendini denize atıp intihar etmekte olan birisine yine bir çocuk;”amca formatlamadan önce bir resetlemeyi deneseniz” diyordu.Yani kendini yok etme yerine kafandaki bütün problemleri sil,kurtulursun demek istiyordu.

Bunun kadar önemli olan ikinci bir mesele de insanlara daima güzel hedefler gösterebilme, ayakları yere basan gerçekçi ümitler verebilme ve azim ve kararlıkla da bunların içinin doldurulmasını tavsiye edebilme sanatla, konuşmayla, konferansla, sohbetle yapılması gereken konulardır. Dünya tarihi göç gerçekleri ve göç hikayeleri ile doludur.İnsanoğlu varolduğu günden beri zulüm,savaş,kıtlık gibi sebeplerle göçler olmuştur.Şu anda da dünyada 60  milyondan fazla göçmen vardır.Bunların büyük bir kısmı gidilen ülkeye iltica şeklindedir. Tarih boyunca bir ülkeden bir ülkeye göç eden insanların o ülkeden aldıkları yanında o ülkeye de çok değişik konularda ciddi katkıları olmuştur,olmaktadır ve bundan sonra da olacaktır.

İşte bu noktadan hareketle içinde yaşadığımız son zulüm hadiseleri dolayısıyla dünyanın dörtbir yerine giden farklı meslek gruplarından arkadaşlarımız bir yandan gittikleri bu ülkelerin dilini, kültürünü, değişik özelliklerini öğrenirken, ülkelerin insanları da bu insanlardan bizim kültürümüz, düşüncelerimiz, yaklaşım tarzlarımız hakkında bilgi sahibi olmaktadırlar.

 Biz de bu ülkelerde sanat, kültür, edebiyat ve değişik sahalarda eserler ortaya koyacağız.Bunları yaparken, hem kendi özelliklerimizi ve güzelliklerimizi, hem de o ülkelerin özelliklerini ve güzelliklerini işin içine katıp,aynı zamanda o esnada içinde bulunduğumuz halet-i ruhiyeyi de dikkate alarak günün anlayışı çerçevesinde  eserler ortaya çıkacak,çıkmaya da başlamıştır. Tarihte geçmişte olduğu gibi,özellikle içinde yaşadığımız zaman diliminde, hayatı kolaylaştırma adına teknik ve teknolojideki gelişmeler açısından Apple’ın kurucusu,vefat etmiş olan Steve Jobs, Amazon’un kurucusu Jeff Bezos, SpaceX’in  kurucusu Elon Musk görünür ve bilinir örneklerdendir ve dünyanın en zenginleri arasında yer almaktadırlar. Burada önemli olan konu, her ne  sebeple olursa olsun bir ülkeden bir ülkeye göç etmiş insanların moral ve motivasyonlarını sağlam tutarak sağlıklı bir şekilde ayakta kalabilmeleridir.

Bu iş,yani sebep ne olursa olsun göç konusu,ilk defa bizim başımıza gelmiyor, son defa da bizim başımıza gelmiş değil. İnsanlık var oldu olalı hep olmuş, olmaya devam ediyor ve bundan sonra da olacak.Bu göçlere sebep olan zalimler, haksızlar, hukuksuzlar ergeç halkın da Hakkın da nazarında hem bu dünyada hem de her şeyin hesabının inceden inceye sorulduğu öbür alemde hesaplarını verecekler,hakları gaspedilenler haklarını alacaklar bu işin bir yanı.Ama işin bir diğer yanı da,inanan insanlar açısından, hadise bittikten sonra kader perspektifiyle bakılınca uzun bir zaman diliminde,hatta ancak öbür alemde anlaşılabilecek hikmet yönleri vardır.  

Geçtiğimiz günlerde, öğretmen arkadaşımız Ali Güngör’ün daha önceden var olan “beni köyümün yağmurlarında yıkasınlar” türküsünü  günümüz şartlarına uyarlayarak, herkesin de bilme durumundan hareketle aynı güfteyi de kullanarak önemli bazı yerlerini değiştirmesi,eklemeler yapması ve insanlarla paylaşması işte bu güzel örneklerden birisidir. Ali Güngör burada, içindeki hüznü,haksızlık yapanlara sitemini,”evet köyümden çıktım, farklı bir coğrafyaya geldim, tekrar köyüme döneceğim orada yaşayacağım orada öleceğim düşüncesi değil de, evet orası benim yine köyüm, ama dünyada benim köyüm gibi başka köyler de var, benim köyümdeki insanlar gibi başka köylerde de insanlar var, benim köyümdeki kültürler gibi başka köylerde de kültürler var” düşüncelerinden hareketle böyle bir eser meydana getirmiş. 

Adını da bu haklı sitemlerinden dolayı “Beni köyümün yağmurları ile yıkamasınlar” şeklinde değiştirmiş ve Zakir Yıldırım da yorumlayarak youtube’a koymuşlar.Türkü şu hale gelmiş;

“Beni gurbetin yağmurları ile yıkasınlar
Benim yağmurum köyümden de gelir buralara
Beni Ege’nin, beni Meriç’in sularında buharlaşan yağmurlarla yıkasınlar
Tıpkı, deryalara gark olan çocuklar gibi, yiğitler gibi

Mezarlara kefenli de konsa kefensiz de konsa
Her su yıkayıp arındırmaz mı kulları
Denizden de olsa nehirden de olsa
Beni köyümün yağmurlarında yıkamasınlar

Beni yıkayacak yağmur ulaşır bana her yerde
Hücrede de vuslatta da olsa hainler mezarlığında da
Kaderdeki yazılı ağaç tabut verir, tezgâh da kumaş
Sürgünde de olsa gaybubette de olsa

Beni köyümün yağmurlarıyla yıkamasınlar
Zulme uğrayanların gözlerinden akan sularla yıkasınlar
Beni Ege’nin Meriç’in sularında buharlaşan yağmurlarla yıkasınlar
Beni arşı titreten acıların şahidi meleklerin gözyaşları ile yıkasınlar”

Her yönüyle tebriğe şayan bir eser, örnek bir eser, göç eden insanların yani muhacirlerin mutlaka dikkate alması gereken bir eser olarak değerlendirilmelidir. Benzer başka insanların da çok değişik konularda bu şekildeki zamanın dilini, içinde bulundukları mekanın anlayışına, kendi değerlerimizin ve yaklaşımlarımızın da içinde olduğu bir çerçeve içinde takdim edebileceklerine dair mükemmel bir yaklaşım. Bundan dolayı Ali Güngör’ü ve güzel yorumuyla da Zakir Yıldırım’ı tebrik ediyorum. Değişik arkadaşlardan farklı alanlardaki bu şekildeki güzel yaklaşımları bekliyoruz. Çünkü bu yaklaşımlar, insanın anlam arayışı çerçevesinde, yani hayatın anlamını gerçekten anlayabilme yönüyle farklı bakışların tezahürleri. Her kültürün bir diğer kültürden aldığı,alacağı ve o kültüre verdiği,vereceği hususlar olmuştur, olmaktadır ve bundan sonra da olacaktır.

 Bu alışverişlerin olabilmesinin en önemli şartı da bu durumlardaki insanların, yani muhacirlerin motivasyonlarının ve ruh sağlıklarının muhafaza edilmiş olmasıdır. Tabii ki bu konu kolay bir durum değildir, ama üstesinden de gelinmesi gereken bir konudur, gelinemeyecek bir konu da değildir. Hayat her çeşit sürprizle doludur. İnsanın bu sürprizlere hazırlıklı olması gerekir. Ne her zaman tozpembe ne de kapkaranlık zaman dilimleri vardır. Bazen öyle bazen böyle. Madem ki bu hayat geçicidir ve bu dünya bir imtihan dünyasıdır, asıl kalıcı olan ve sonsuz zaman dilimi içinde bulunan öbür alem yani ahiret vardır. O zaman hadiseleri bu çerçeve içinde değerlendirmek ve her şeyin değerini ona göre vermek gerekir. İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olanıdır prensibince  hareket etmek, insanlara faydalı olmak, kendisi haksızlığa uğrasa bile hakkını arama yanında asla başkasının hakkını yememe gibi prensipleri  yine bu asıl alemi kazanma yolundaki esaslardır. Rabbim, hepimizi bu güzellikleri anlayan yaşayan, yaşatan insanlardan eylesin.

1 YORUM

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin