Yeter artık, insanlar ölüyor!

YORUM | Av. Mehmet Tahsin 

Bu yazıyı, adil yargılanma talebiyle ölüm orucuna başlayan Mustafa Koçak’ın geçtiğimiz nisan ayında hayatını kaybetmesi üzerine yazmaya başlamıştım, yarım kaldı. Ben yazıyı tamamlayamadan maalesef bir kişi daha hayatını kaybetti. Geçen hafta Avukat Ebru Timtik’in 238 gündür sürdürdüğü ölüm orucu sonunda hayatını kaybetmesi üzerine tamamlama kararı aldım.

Aşağıda anlatacağım nedenlerle müebbet hapis cezası alan, ancak hakkındaki suçlamaları kabul etmeyerek adil yargılanma talep eden Mustafa Koçak, ölüm orucuna başlamış ve 297’inci günde henüz 28 yaşındayken hayata veda etmişti.

İddiaya göre Mustafa Koçak, Merhum Savcı Mehmet Selim Kiraz’ı makamında vahşice katleden canilere silah ve yer sağlayan kişiymiş!

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

İlk duyduğunuz zaman kulağınıza oldukça rahatsız edici geliyor.

İddiaya göre diyoruz, zira bu iddia tamamen bir “gizli tanık” ifadesine dayanıyor, başka delil yok. Bu ifadeler üzerine Mustafa Koçak yargılanmış ve müebbet hapse mahkûm edilmiş.

Ancak her nasılsa serbest kalan ve soluğu Almanya’da alan gizli tanık, bilahare mahkemeye gönderdiği mektupta söz konusu ifadeleri ağır baskı ve işkence altında verdiğini açıklamış. Mustafa Koçak ve avukatı, tanığın yeniden dinlenmesini istemiş fakat mahkeme bu talebi reddetmiş.

Peki gizli tanığın iddia ettiği gibi, Mustafa Koçak Savcı Kiraz’ın katillerine yer ve silah sağlamış mıdır? Bilmiyoruz. Kendisi bunu kabul etmemiş. Buna dair sonradan geri çekildiği söylenen gizli tanık beyanından başka bir delil yok.

Yargının işi bunu ortaya çıkarmak. Ama bunu yapmayıp sadece tartışmalı bir gizli tanık beyanıyla yetinen mahkeme, belki de gencecik bir insanın daha ölümüne neden oldu.

Geçen hafta, yine adil yargılanma talebiyle başladığı ölüm orucunun 238’nci gününde hayata veda eden avukat Ebru Timtik gündeme damga vurdu. Timtik’in hayatını kaybetmesi pek çok kesimden tepki aldı. Muhalifler Erdoğan iktidarını suçlarken, iktidar ve yandaşları ise ölen avukatın bir terörist olduğunu vurgulayan yayınlar yaptılar. Hatta içlerinde “iyi ki öldü” diyenler hiç de azımsanmayacak kadar çoktu.

Dün konuya ilişkin bir açıklama yapan Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan, açlık grevi yapanları “Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz’ı katleden terör örgütü mensuplarına destek” vermekle suçladı ve avukat Ebru Timtik’in ölümüne tepki gösterenleri tehdit etti.

Ebru Timtik ve arkadaşları neyle suçlanıyor?

Ebru Timtik ve arkadaşlarının neyle suçlandığını medyadan öğrenebiliyoruz. İddianamesini görmedim. Ama her olayda olduğu gibi iddianamedeki “önemli detaylar” sanık avukatlarından önce havuz medyasına servis edilmiş. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede şüphelilerin ‘silahlı terör örgütüne üye olmak’ suçundan 7.5 yıldan 15 yıla kadar hapsi istenmiş.

Habere göre, sanıklara yöneltilen suçlamalar, “örgüt mensupları gözaltına alındığında veya tutuklandığında avukatlığını üstlenmek, yanlarına gelip gitmek, örgütün talimatları doğrultusunda şahıslara, ‘gözaltında, mahkemede, cezaevinde nasıl hareket edeceklerinin’ talimatını vermek, cezaevinde tutuklu veya hükümlü örgüt üyeleriyle örgüt yöneticileri arasında aracılık (kuryelik) işlemi yapmak…” şeklinde.

Dikkatinizi çekerim. Bu kişiler avukat. Elbette bu sayılan eylemler avukatlık mesleğinin gereği olarak yapılan son derece legal işler. Görünen şu ki; savcılar her zaman olduğu gibi iddianamenin açıkta kalan yerlerini gizli tanık beyanlarıyla tamamlamış!

Yargılama sürecindeki garabetler ise apayrı. 

Şimdi okuyacaklarınız çok tanıdık gelecek sizlere. Çünkü Hizmet Hareketi mensuplarının yargılamalarında yüzlerce örneği yaşandı ve bu örneklerin birçoğunu da TR724 sayfalarında okudunuz.

Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu üyesi Sezgin Tanrıkulu şunları anlatıyor: “10 Eylül 2018’de (tutuklu avukatların) İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesinde yapılan ilk duruşmalarında tahliye edilmişlerdi… Ancak tahliye olamadılar. Tahliye kararı veren mahkeme heyeti dağıtıldı. Yerlerine başka bir heyet atandı. O heyet tahliye kararını geri aldı ve yeniden tutuklama kararı verdi. Ve hızla ama hızla adil yargılanma ilkelerine aykırı bir şekilde yargılama yaptı. Ağır cezalar verdi. Savunmayı hiç dikkate almadı. İstinaf mahkemesi duruşma yapmadan kararı onayladı.

Sezgin Tanrıkulu konuşmasının devamında “tutuklu avukatların tek talebinin adil yargılanmak” olduğunu vurgulayarak, Yargıtay’ın bir an evvel dosyayı ele alması ve adil yargılamanın önünü açması için çağrı yapıyor.

Anahtar kelime Adil yargılanmak!

Adil Yargılanma Hakkı anayasal bir hak olduğu gibi aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti’nin 70 yıl önce imzaladığı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen evrensel bir haktır. AİHS 6. Madde Adil Yargılanma Hakkı başlığı altında Masumiyet Karinesi ve Savunma Hakkı’na da yer vermektedir.

Başta ifade ettim. Gerek Mustafa Koçak gerekse Av. Ebru Timtik’in iddianamesini görmedim. O yüzden bir hukukçu olarak peşinen suçsuzlar ya da suçlular demiyorum.

Bu insan suç işlemiş olabilir. Azılı bir katil olabilir… Hatta darbeci de olabilir… Bu durum onun adil yargılanma hakkını veya savunma hakkını elinden almayı gerektirmez. 

Ama ortada bir gerçek var ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti, “adil yargılama” konusunda fazlasıyla sabıkalı.

Devletin en önemli koltuklarını işgal edenler, henüz yargılaması bile başlamamış insanları kolayca terörist ilan etmekte mahzur görmüyor. İktidar medyasına polis ve yargı mensuplarınca sızdırılan bilgilerle masum insanlar bir anda terörist ilan ediliyor. Ardında bu haberler delil olarak sanıkların dosyasına giriyor!

İktidara göre şekillenmiş, moda tabirle “siyasetin köpeği” haline gelmiş yargıçlar Cumhurbaşkanı veya İçişleri Bakanı’na rağmen bir karar verebilecek durumda değiller.

Türkiye, Hukukun Üstünlüğü Endeksi (Rule of Law Index) sıralamasında her geçen yıl istikrarlı bir şekilde listenin alt sıralarına doğru ilerliyor. 2019 yılı raporunda Türkiye 126 ülke arasında ancak 109’uncu sırada kendine yer bulabilmiş. Temel Haklar kategorisinde Venezuela’nın bile altında!

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne göre hak ihlallerinde Türkiye ilk sırada. Son 60 yıl içinde AİHM’nin hükmettiği her 10 ifade özgürlüğü ihlalinden en az 4’ü Türkiye’den.

İktidara biat etmeyen kesimler ise evrensel hukukta asla suç teşkil etmeyen eylemleri nedeniyle ya hapislerde çürümekte ya dışarıda sivil ölüme mahkûm edilmiş ya da sürgünde…

Böyle bir ortamda gerçekten suç işlemiş birini yargılayıp cezalandırsanız bile size kimse inanmaz. Kaldı ki gerçekten suç işleyenler her nasılsa iktidarın himayesi altına giriveriyor. Mafyası, katili, uyuşturucu baronu, IŞİD eylemcisi veya tecavüzcüsü adliyelerin ön kapısından alınıp kaçma şüphesi yok diye arka kapıdan salınıyor.

Böyle bir ortamda adil yargılamadan söz edilebilir mi? Bu ülke için hukuk devleti demek mümkün mü?

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin