Yeni başlayanlar için: 15 Temmuz’da ABD’nin rolü ve Gülen’in iadesi

HABER ANALİZ | ADEM YAVUZ ARSLAN

Temel kuraldır, yanlış soruyla doğru cevabı bulamazsınız.

Bugünlerde iktidar cenahında ısıtılan bir soru var: ABD Gülen’i neden vermiyor? Oysa ki buradaki soru şu olmalıydı: Türkiye Gülen’in iadesini sağlayacak delilleri neden ver(e)miyor?

Öyle ya, istihbaratından yargısına medyasından güvenlik bürokrasisine devlet bir bütün olarak Erdoğan’ın elinde ama geride kalan 4,5 yıl içerisinde Gülen’in ABD’den iadesini sağlayacak herhangi bir delil ortaya konamadı.

Bu aşamada gazetecilerin sorması gereken soru “ABD neden iade etmiyor” sorusu mudur, yoksa “Türkiye neden delil sunamadı?” sorusu mudur?

SOYLU NE DEMEK, NE YAPMAK İSTEDİ?

Süreç herkesin malumu.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu televizyona çıkıp “15 Temmuz’u FETÖ yapmadı” dedi. Aynı program içerisinde arkasında ABD vardı anlamına gelecek ifadeler kullandı.

Doğal olarak tartışma büyüdü.

Zira söyleyen herhangi bir Ak-trol değil. Gerçi kendisine bağlı güçlü bir trol ağı var ama bu ifadelerin sahibi İçişleri Bakanı. Ülkenin güvenlik bürokrasisinin başı. Dahası Erdoğan’dan sonra -Damat Berat’ın oyun dışına atılmasıyla- en popüler ikinci isim.

Benim için Soylu’nun açıklamalarının sürpriz tarafı bunu açık açık ekranda ifade etmesiydi.

Zira bana göre 15 Temmuz gerçek bir darbe girişimi değil, bilakis Erdoğan-Akar-Fidan üçlüsü tarafından kurgulanmış bir tuzaktı.

Bir grup askerin darbe yaptığını sanması, bunların arasında Gülen Cemaati ile ilişkisi olduğu iddia edilen bazı kişilerin olması da bu realiteyi değiştirmiyor.

Soylu’nun açıklamalarına en organize, en yüksek itiraz Ergenekon ve Ulusalcı çevrelerden geldi. Onlara göre 15 Temmuz’un ardında FETÖ vardı ve Soylu bu ifadesiyle kafa karıştırıyordu.

Bu noktada şunu not etmekte fayda var: Soylu’nun çıkışı gösterdi ki aralarında bazı CHP’lilerin de bulunduğu bir takım çevreler 15 Temmuz konusunda Erdoğan’ın söylemine adeta iman etmişler.

Hatta yarın bir gün darbe girişiminin iktidar tarafından kurgulandığının tartışmasız delili ortaya çıksa “ne münasebet, FETÖ yaptı” diye gözü kapalı diretecekler.

Soylu’nun çıkışından hemen sonra Nedim Şener devreye girdi ve kendince ‘tashih’ etti. Ertesi gün de “ABD, FETÖ elebaşısını konuşur diye iade etmiyor” başlığında akla ziyan bir yazı kaleme aldı.

İddiasına göre dönemin ABD Başkan yardımcısı Joe Biden 2016 Ocak ayında Türkiye’ye gitmiş, Can Dündar’ın oğluna darbeyi haber vermiş.

Şener’e göre Biden ‘boşboğazlık’ yapmış.

İddianın muhatabı Ege Dündar sosyal medyadan “apaçık saçmalık olsa da böyle bir konuşma yaşanmadığını yeniden belirteyim. 19 yaşında bir çocuk olarak ordunun darbe hazırlığını ABD Başkan yardımcısından öğrenmek havalı olurdu ama, maalesef…” diyerek Şener’i tiye almış oldu.

Şener’in “Gülen iade edilirse konuşur, bu yüzden iade etmiyorlar” tezini ve işin komplo teorisi kısmını bir kenara koyup burada sorulması gereken esas soruyu soralım: Eğer 15 Temmuz gerçekten bir darbe girişimiyse ve Gülen bu işin arkasındaysa Türkiye geride kalan süre içerisinde neden ‘delil’ sunamadı? ABD, Türkiye’nin sunduğu ‘delillere’ rağmen mi Gülen’i iade etmedi?

TÜRKİYE NE SUNDU, NE CEVAP ALDI?

Türkiye’nin tezine göre 15 Temmuz bir darbe girişimi ve ardında Fethullah Gülen var. Böyle bir durumda insan doğal olarak bu iddiayı destekleyecek deliller arar, görmek ister.

Doğal olarak ABD’liler de öyle yaptı. Dahası bu süreç kamuoyuna açık, son derece şeffaf bir şekilde sürdü.

Ben de bu süreci mahkeme kayıtlarından, resmi evraklardan takip ettim.

Türkiye kamuoyunda “Gülen’i kaçırma davası” olarak bilinen davada mahkemeye gelen ABD Adalet Bakanlığı yetkilisi bu süreci en ince ayrıntısına kadar anlattı.

İran asıllı Amerikan vatandaşı Bijan Kian, “Türk hükümeti adına yasa dışı lobicilik” yapmakla suçlanıyordu. Davayı orijinal kılan ise dosyada  Erdoğan’a yakın isimlerin de olmasıydı.

Bijan Kian ile Trump’ın tartışmalı ulusal güvenlik danışmanı Michael Flynn iş ortağıydı. Dosyadaki diğer ‘ortak’ ise Erdoğan’ın ABD’deki lobicisi Ekim Alptekin’di.

Mahkeme kayıtlarına göre dönemin Başbakanı Binali Yıldırım, bakanlar Berat Albayrak, Mevlüt Çavuşoğlu ve Nihat Zeybekçi de ekibe dahil oluyor.

Özetle Fethullah Gülen’i Amerikan kamuoyu önünde kötüleyip Türkiye’ye iadesini sağlamayı hedeflemişler.

Bunun için Michael Flynn imzasıyla Washington’un politika haberleriyle bilinen yayın organı The Hill’de yazı çıkartmışlar. Kara propaganda siteleri, belgeseller ve sanal oyun karakterleri üretmişler. Yargılamaya konu faaliyetler hakkında ABD makamlarına yalan söylemişler.

Amerikan hukuk sisteminde bir sanığın suçlu olup olmadığına hakim değil jüri karar veriyor. O yüzden savcıların hedefi jüriyi ikna etmek. Karar ise oy birliği ile alındığı için 12 kişilik jüri heyetinin şüpheye mahal bırakmayacak şekilde ikna edilmesi gerekiyor.

Yani savcılar çok sağlam delillerle gelmek zorunda.

Virginia Bölge Savcısı John Gibbs, davayı anlatan bir sunum yaptıktan sonra kürsüye ABD Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler Ofisi’nden Jeffrey Olson’u çıkardı.

Olson, jüriye Fethullah Gülen’in iadesi süreciyle ilgili bilgiler verdi.

Özetle Olson, Türkiye’nin 15 Temmuz darbe girişiminin hemen ardından Gülen’in “önlem olarak tutuklanması” için bir talep gönderdiğini ancak herhangi bir delil ve talebi destekleyen bir kanıt olmadığını, dolayısıyla da red cevabı verildiğini anlattı.

Olson Türkiye’nin 23 Temmuz 2016’da Dışişleri Bakanlığı üzerinden Türkiye’ye iade talebi yolladığını ancak bu talep yazısında da delil mahiyetli belge olmadığını, talebin 15 Temmuz’la değil “paralel devlet yapılanması” iddiası ile ilgili olduğunu söyledi.

OLSON: ‘ÇOK SAYFA VARDI AMA KANIT YOKTU’

Bu arada ilginç bir detay daha öğrendik.

Meğerse Türkiye’nin “80 koli evrak yolladık” dediği dosyaların çoğu Havuz medyasından derlenmiş kupürlermiş. Daha da ilginç olanı bir çoğu Türkçe yollanmış.

ABD heyeti oturmuş bu dosyaları incelemiş.

Çok sayfa vardı ama kanıt yoktu” diyen Olson’un anlatımlarına göre bu durum Türk hükümeti yetkililerine defalarca iletilmiş.

Hatta bir adım daha atıp “delil nasıl toplanır, iade dosyası nasıl hazırlanır” diye anlatmak için Türkiye’ye heyet gönderildiğini anlattı.

Olson, “Ağustos 2016’da Ankara’ya uzmanlardan oluşan bir ekip yolladık. Pek çok sorumuz vardı. Bize tatmin edici cevaplar sunabilmeleri için çok uğraştık. Bu kez Eylül 2016’da darbeyle alakalı bir ‘önleyici tutuklama talebi’ gönderdiler. Ancak muhtemel şüphe için yine yeterli delil yoktu,” dedi.

Buna göre, Erdoğan rejimi Gülen Cemaati’ni 17 Aralık 2013 sonrası “terörist” ilan etse de Gülen’e dair ilk resmi başvuruyu 3 yıl sonra, tam da 15 Temmuz darbe girişiminin hemen akabinde yapıyor.

Terör örgütü lideri olduğunu iddia ettikleri Gülen için 3 yıl boyunca harekete geçmeyip, tam da 15 Temmuz haftası adım atıyorlar.

Üstelik 15 Temmuz Cuma günüydü. Araya hafta sonu girdi. O hengamede bu dosya nasıl ve kimler tarafından hazırlandı da takip eden Pazartesi günü ABD makamlarına sunuldu?

Erdoğan rejiminin sunduğu dosya, darbe değil “paralel devlet yapılanması” iddiasını içeriyor. Daha darbenin ilk saatlerinde Gülen’i ve Cemaat’i fail olarak ilan eden Erdoğan, ABD ye sunduğu dosyaya bu konuda neden bir belge koymaz?

ABD makamları gayet açık bir şekilde “verin somut bir belge süreci başlatalım” demiş. Hatta bakmışlar Türkiye’den elle tutulur bir şey gelmiyor Ankara’ya ekip yollayıp “iade dosyası nasıl hazırlanır” öğretmişler.

Fakat gelin görün ki Ankara’dan yine delil gelmemiş. Onun yerine, tercüme dahi edilmeden Havuz medyasının haberlerinden derlenmiş binlerce sayfalık dosyalar gönderilmiş.

Dahası, Türkiye delil sunamayınca, ABD toprakları içerisinde ‘sahte delil üretmeye’ çalışmış.

Savcılığın tanık olarak getirdiği eski FBI ajanı Brian McCauley, Alptekin’in kendisinden sahte delil üretmesini istediğini anlattı. Alptekin ayrıca Washington’daki bazı Cemaat mensuplarının takip edilmesi, telefonlarının dinlenmesi talebinde de bulunmuş.

McCauley’in anlatımlarına göre Eylül 2016’da New York’ta yapılan bir toplantıda Berat Albayrak, Mevlüt Çavuşoğlu ve Ekim Alptekin eski CIA başkanı James Woolsey’den Gülen’in kaçırılmasını talep ediyor. Woolsey bir TV programında Türk yetkililerle yaptığı bu toplantıda Gülen’in Pensilvanya’dan kaçırılarak Türkiye’ye götürülmesinin konuşulduğunu anlatmıştı zaten.

Bu arada Nedim Şener’lerin “belgesel” diye satmaya çalıştıkları projenin gerçek hikayesi de ortaya dökülmüş oldu. Söz konusu belgeselin kim tarafından finanse edildiği, amacının ne olduğu, hangi usullerle çalışıldığı bizzat projeyi yürüten kişilerce mahkeme huzurunda anlatıldı.

Ayrıca şunu da hatırlatalım: Trump yönetimi Gülen’i sınırdışı etme konusunda çok istekliydi. Nitekim NBC News’te yayınlanan bir kulis haberde Gülen’in iadesi için Trump’ın ‘çözüm yolu bulun’ talimatı verdiği ancak darbe ile ilgili iddiaları destekleyecek herhangi bir delil bulunamadığı için sürecin yarım kaldığı ifade edilmişti.

Yani Erdoğan rejimi elle tutulur bir delil sunabilse ABD tarafı da hazırdı.

Gelelim en temel meseleye

15 Temmuz’un üzerinden 4,5 yıl geçti.

Yüzbinlerce kişi soruşturuldu, onbinlerce kişi tutuklandı. İşkence ile ifadeler alındı. Didik didik edilmeyen hiçbir kurum, hiçbir kişi kalmadı.

Ancak hala Gülen ile 15 Temmuz arasında bağ kurulamıyorsa, mahkemelerin referans alacağı bir delil sunulamıyorsa durup düşünmek gerekmez mi?

Bırakın Gülen’i sıradan herhangi birini bile sınırdışı etmek için mahkeme kararı gerekiyor. Acaba Türkiye, ABD’deki bir hakimi ikna edecek delili olmadığı için mi yollamıyor? Madem ‘delillere’ bu kadar güveniyorsunuz neden yayınlamıyorsunuz?

Ya da, ABD’ye yolladığınız deliller, tanıklar delil standartlarından uzak mı?

Mesela benzer bir durum Ankara’da suikaste kurban giden büyükelçi Karlov olayında yaşandı.

Nordic Monitor’de yer alan detaylara göre savcı Adem Akıncı delil uydurmaya çalışıyor, serginin organizatörüne “Merak etme biz araları doldururuz” diyor. Ruslar organizatör Timur Özkan’ı alıp sorgulamak, yalan makinesine bağlamak ve ifadesini almak istiyorlar ancak Türkiye izin vermiyor.

Karlov Suikastini Cemaat’e yıkıyorsunuz ama tanığın Ruslar tarafından sorgulanmasına izin vermiyorsunuz. Yoksa inşa ettiğiniz yalanların çökmesinden mi korkuyorsunuz?

Sonuç olarak, elinizdeki her türlü imkana ve aradan geçen bunca zamana rağmen “Darbenin ardında ABD var, Gülen var” tezinizi destekleyecek bir delil sunamıyorsanız buradan tek bir anlam çıkar. 

Onun da ne olduğu çok açık!

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin