Yavuz hırsızlık

YORUM | ALPER ENDER FIRAT

Esed Rejimi 1971 yılında askeri bir darbe ile yönetimi ele geçirmesinden sonra ülkeyi tam bir diktatörlükle yönetmişti. Toplumu demir yumruklarla inim inim inlettiği yetmezmiş gibi 1982 yılında Hama şehrinde yüz bine yakın insanı katletmişti. Bugün IŞİD’in insanlık dışı katliamları sayesinde, Esed Rejiminin meşruiyet kazanmış olması, onun kanlı bir rejim olduğu ve elinde yüzbinlerce insanın kanı olduğu gerçeğini değiştirmiyor. IŞİD’in bugünkü alçaklığı dünyanın gözünü öyle boyuyor ki katil Esed Rejiminin barış elçisi gibi görünmesini sağlıyor. 

IŞİD’in; Esed’e yaptığı iyiliğin aynısını AKP yönetimi Türkiye’de Kemalist Rejime yapıyor. AKP’nin insanlık dışı uygulamaları yüzünden, Kemalizm’in ve ona yaslanan faşizan Cumhuriyet elitlerinin yaptıklarının hepsini unutuverdik. 

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Sevda Noyan isimli kadın televizyonda açık açık cemaate sempati duyan aileleri fişlediklerini, zamanı gelirse bizzat kendi ellerinde en az elli aileyi katledecek mühimmata sahip olduklarını söylüyor. Yani canına kast edileceği söylenen ve aleni tehdit edilenler cemaate sempati duyan insanlar ve aileleri. Onlara bugüne kadar yapılanlar öfkesini dindirmemiş olacak ki mealen Süleyman Soylu’nun söylediğini tekrarlıyor. ‘15 Temmuz’da yapmak istediklerimizi tam olarak yapamamıştık.’ 

Onlara karşı bugüne kadar yapılan sosyal ve fiziki soykırımı, sadece izlemekle yetinen ve gizli gizli ellerini ovuşturan çevreler, böylesine aleni bir katliam çağrısında bile olayı Samanyolu TV’ye getirip konuyu cemaat tartışmasına çevirmeyi  başardılar. Bu katliam çağrısını yapan kadının son kocası meğer zamanın birinde Samanyolu TV’de çalışmış, asıl darbeci kendisiymiş. Kadının katliam tehdidi, bunca sivilin elinde bulunan mühimmatlar falan değil konuşulan konu kocasının bir zamanlar Samanyolu TV’de program yapmış olması. 

Bazen çok şiddetli şimşek çakar da karanlığın örttüğü bütün çirkinliğe ışık tutar ya, önceki akşam da işte öyle bir şey oldu yine bir şimşek çaktı ve zifiri karanlığın örttüğü bütün çirkinliklere ışık tuttu. Bu şimşek piyasada kendine demokrat, solcu, ilerici diyen ne kadar yalancı, müfteri, faşist, yobaz varsa üzerlerindeki örtüyü kısa süreliğine de olsa kaldırdı. Bu olay Kemalizm’le, Erdoğanizm’in aslında kan kardeş olduklarının açık bir ispatı değildir de nedir? 

Bunların hiç özeleştiri yaptıklarını gördünüz mü? Keşke zamanında toplumun büyük çoğunluğunu dışlamayıp, onlara koyduğumuz saçma sapan yasaklarla canından bezdirmeseydik belki yönetime geldiklerinde adaletle davranmayı öğrenirlerdi diyenini duydunuz mu? Ya da keşke bunlara kanun devleti olmayı değil hukuk devleti olmayı öğretebilseydik diye hayıflandıklarını? Erdoğanistler bu zorbalığı bizden mi öğrendi, bu miras AKP’ye bizden geçmiş olmasın kaygısını dillendiren birini de görmedik. Dayakla büyüyen çocuk, her yolu şiddetle çözmeye kalkıyorsa, onu büyütenlerin de biraz özeleştiri yapması gerekmez mi?

Tam tersi hala ülkenin büyük bir bölümünü mücadele edilip ortadan kaldırılması gereken bir haşerat gibi görüyorlar. Kullandıkları dile dikkat edin ‘filanlarla mücadele, falanların kökünü kazıma bilmem ne’ sözcüklerinden oluşuyor. Kemalist cumhuriyet elitlerinden hiç duydunuz mu kanun önünde ve haklar konusunda eşitlikten söz etsinler. “Hiç kimse inandıklarından dolayı dışlanamaz, ötekileştirilemez, aidiyetinden dolayı cadı avına maruz bırakılamaz.” desinler.

Herkes de biliyor ki AKP, Kemalist elitlerin hayallerini gerçekleştiriyor. Onlar da hem harami yönetimin muhalifiymiş gibi prim yapıyorlar hem de AKP yönetiminin hık deyicisi olmaya devam ediyorlar. AKP’yi legalize ediyorlar. 

Bu devletin kodlarına faşizmi işleyenler bugün ortalıkta ilerici, solcu, çağdaş havalarıyla kasım kasım gezinenlerden başkası değildir. Erdoğanizm işte bu kodlar üzerine inşa edilmiş ve önceki rejimin kesinlikle ruh ikizidir. Sadece uygulamada Erdoğan çok daha hunhar ve Allah’tan korkmaz bir tarz benimsiyor o kadar. 

3 YORUMLAR

  1. Halkın sevgilisi Atatürk
    Vahap COŞKUN
    04.12.2013

    Atatürkçülük veya Kemalizme ilişkin iki iddia var gündemde: İlki, muhafazakar ve mütedeyyin kimliği baskın bir iktidar döneminde Kemalizmin giderek mevzi kaybettiğine ilişkin. Buna göre AKP ’nin hükümet etme süresi uzadıkça ve AKP devlet iktidarının araçlarını ele geçirdikçe Kemalizm güç kaybediyor. Kemalizme gönül verenlerin sesleri duyulmaz, talepleri dikkate alınmaz oluyor ve hatta Kemalizm ötekileştiriliyor. (Armağan Öztürk, Radikal 2, 10.11.2013) Kemalist olmak bir “risk” unsuruna dönüşüyor.

    İkincisi ise, devlet tahtından düşen Kemalizmi halkın sahiplendiği ve onu bağrına bastığı iddiası. 10 Kasım’da Anıtkabir’i ziyaret edenlerin sayısındaki artış, bu iddianın dayanağını oluşturuyor. Geçen yıl 413 bin kişi olan ziyaretçi sayısı bu yıl bir milyonu aşmış. Eyüp Can rekor sayıdaki ziyaretçiyi “ Atatürk ’ün artık devletin değil halkın sevgilisi olduğunun” bir işareti olarak yorumluyor. Can’a göre bu, “Madenden hastaneye, sakallıdan küpeliye, başörtülüden başı açığa, Türk’ten Kürt’e uzanan her türlü etnik ve dini kimliği, ideolojileri aşan çok katmanlı bir Atatürk sevgisini” gösteriyor. (Radikal, 12.11.2013)

    Kültürel Atatürkçülük

    Can’ın başlattığı tartışmaya katılan Koray Çalışkan ise, Anıtkabir’e taşınan bir milyonun “yeni bir Atatürkçülüğün doğum gününü kutladığını” ilan etti. Yeni Atatürkçülük, bir korkunun dışavurumu değildi, aksine “geleceğin Türkiye ’sinde demokratik, çoğulcu ve renkli bir hayat yaşamak isteyenlerin ortak düşünü temsil” ediyordu. Bu “çağdaş Avrupa’nın değerlerine sarılan, insan hakları ve özgürlükleri konusunda tavizsiz, modernliğin özgürlükçü yorumunu düşünen, Avrupa Birliği’ne girmeyi amaçlayan bir düşün tezahürü” idi.

    Çalışkan’a göre, bugün kadınların ve erkeklerin vücutlarına yaptırdıkları “K. Atatürk” dövmelerindeki “K”, bu sefer Kemalizmi değil “Kültürel”i kodluyordu. Ve bu “K”, “Uyanan ruh arkaik bir korporatizmi değil, otoriter İslamcılığa karşı Türkiye’nin, Kürt’ü, Türk’ü, Ermenisi, Rumu, erkeği ve özellikle kadınıyla sahip olduğu en önemli nazar boncuğunu” ifade ediyordu. (Radikal, 15.11.2013)

    Kemalizme dair dillendirilen bu iki iddianın da önemli sorunlar içerdiği kanısındayım. İlk olarak, Kemalizmin ve Kemalistlerin “risk” altında olduklarını, “ötekileştirildiklerini” söylemek gerçeklere tekabül etmiyor. Düşünün, anayasanın tamamına Kemalist bir ruh egemen. Bütün bir eğitim müfredatı Kemalist ilkeleri empoze ediyor. Milletvekilleri, Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı kalacaklarına dair yemin etme mecburiyeti taşıyor. Atatürk’ü koruyan bir kanun mevzuattaki yerini koruyor, vs. Yani Kemalizm halen bu ülkenin resmi ideolojisi, onu muhafaza eden çok sayıda yasal ve anayasal kuruluş ve hüküm var. Kemalizmin etrafında bu derece koruma kalkanı varken, onun varlığının tehlikeye düştüğünü veya ona mensubiyetin bir ötekileştirmeye sebebiyet verdiği söylenemez.

    Riya perdesi

    Bununla birlikte Kemalizmin bir güç kaybına uğradığı da inkar edilemez. Ama bunu bir normalleşme olarak görmek gerekir. Türkiye’nin üzerindeki riya perdesi yıkılıyor. Önceden de herkes Atatürk’ü sorgususz sualsiz kabullenmiyor, onun yaptıklarını takdir etmiyor, onun topluma ve dünyaya ilişkin tasavvurlarını benimsemiyordu. Ama dayatma nedeniyle ya öyleymiş gibi görünüyor ya da sessiz kalıyordu. Şimdi bu durum değişiyor; insanlar -daha görünür bir şekilde ve daha yüksek bir sesle- Atatürk’ü eleştirebilir ve karşıt fikirleri dillendirebilir hale geliyor. Geçmişte “Olmasaydı olmazdık”a karşı “Olmasaydı da olurduk” diye düşünenler vardı mutlaka ama bunu seslendiremiyorlardı. Bugün ise seslendirebiliyorlar. Kemalistleri huzursuz etse de, bu sağlıklı bir hal. Kemalistlere düşen, artık kamusal alanda rakipsiz olmadıklarını görmek ve onlara muhalefet edecek grupların varlığına alışmaları.

    İkinci olarak, Atatürk’ün halkın sevgilisi olduğu iddiası da çok su götürür. Atatürk’ün “halkın bir kesiminin sevgilisi” olduğu söylense bir nebze anlaşılır. Ama Atatürk’ü “halkın sevgilisi” ilan etmek çok iddialı ve abartılı. Bir kere ortada “yekpare” bir halk yok. Sağcısından solcusuna, milliyetçisinden liberaline, muhafazakarından sosyalistine, zengininden fakirine, çok farklı sayıda halk tabakaları var. Atatürk’ün tüm bunları birleştiren, tüm bu kesimlerin itibar ettiği ortak bir değer veya simge olması düşünülemez.

    Atatürk sevgisi

    Bu ülkenin tarihinde birçok hak gaspı yaşandı ve bunların büyük bir bölümü Atatürk’e dayanılarak meşrulaştırıldı. Mağduriyetler insanların hafızalarında mühim izler bıraktı. Kemalizm geçmişin bir muhasebesini yapmadı, kimseden özür dilemedi. Hal böyle iken mağdur olan kesimlerin Atatürk sevgisi ortak paydasında bir araya gelmeleri kolay olmasa gerek. Varlığı inkar edilen ve dili yasaklanan Kürtler, dininin gereğini yerine getirmekten men edilen mütedeyyinler, ailesi sürülmüş ve malı mülkü elinden alınmış azınlık mensupları ve diğerleri, herhalde birden Atatürk’ü sahiplenmeye ve ruhlarını Atatürk sevgisiyle yıkamaya karar vermiş olamazlar.

    Atatürkçülüğün artık kültürel bir boyuta taşındığı, demokratik bir içerik kazandığı ve Türkü, Kürdü, Rumu, Ermeniyi kapsayan çoğulcu bir düşünceye evirildiği iddiasının da bir dayanağı yok. Anıtkabir merdivenlerini aşındıranların bu yönde bir düşünsel dönüşüm yaşadığını gösteren herhangi bir emare bulunmuyor. Serdar Kaya’nın belirttiği gibi, belki bu 10 Kasım’da yaşanan, daha fazla sayıda Atatürkçünün mobilize olmasından ibarettir. Kendilerine ait saydıkları kalelerin AKP’ce zapt edildiğini, Cumhuriyet değerlerinin her geçen gün eridiğini ve yaşam tarzının tehlikede olduğunu düşünenlerin daha organize bir biçimde AKP’ye duydukları öfkeyi, korunaklı bir mekan olan Anıtkabir’de dışa vurmalarıdır.

    Anıtkabir’deki kitleye büyük bir anlam atfedenlerin dönüp yakın geçmişteki Cumhuriyet Mitingleri’ne bakmalarında yarar var. Aksi takdirde, yeni bir siyasi düşüncenin şafağının atmasını beklerken, kendilerini yeniden karanlığın içinde görmeleri sürpriz olmaz.

    http://www.radikal.com.tr/radikal2/halkin_sevgilisi_ataturk

  2. “…en az elli aileyi katledecek mühimmata…” doğru değil “elli kişiyi” olmalı.
    “Herkes de biliyor ki AKP, Kemalist elitlerin hayallerini gerçekleştiriyor”… Emin misiniz? “Herkes” mi?
    Bu tip meselelerde “mübalaga, zımni yalandır”…

  3. ALLAH I inkar eden bir videonun altında yüzlerce insan yorum yapmıştı.
    Yüzde doksandokuzu ateiste Allah sizden razı olsun.
    Allah size uzun ömür versin..
    Çok aydınlandım. Yaratılma ile ilgili çok güzel video yapmışsınız… falan filan.
    Yorum yapanların yüzde doksanı adamın dediklerini anlamamış..
    Şimdi biri de bu Alper Ender Fırat beye şöyle yorum yapmış `elli aile değil elli kişi..` yahu ne farkı var 10 kişi demiş olsun.
    Bir terörist örgüt kurmuşum diyor Sevda Noyan, En demokrat Can Dündar ve İsmail Saymaz ama on yil önce kocası Samanyolu tv de çalişmiş
    Yuh size.
    Peki sonra selam verdiği insanlar… hadi sıkıysa onuda deyin.
    Kadın terör örgütü kurmuşum diyor, daha ne desın?
    Alper Ender beyin şu yazısı yüzde yüz teşhis ve mükemmel bir tesbit içeriyor.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin