Yaşlı kurt Bernie 2020 için yeniden sahnede

DÜNYADA NELER OLUYOR? | YAVUZ ALTUN

2016 ABD Başkanlık seçimlerinde Demokrat Parti’deki iki aday adayından biri Bernie Sanders’tı. 2007’den bu yana Vermont’tan senatör seçilmeyi başaran Sanders, 1941 doğumlu. İkinci Dünya Savaşı’nın dehşetinden kaçarak ABD’ye sığınan biri Polonyalı, diğeri Rus anne babanın oğlu. Sosyalizm kelimesini çekinmeden kullanan, Amerikalılara pek hitap etmediği düşünülen “sosyal devlet” kavramı için mücadele eden bir siyasetçi. 1981’de Demokrat Partili rakibini yenerek seçildiği Burlington Belediye Başkanlığı görevini iki dönem sonra 1989’da kendi isteğiyle bıraktı.

Halkla doğrudan iletişimi seven Sanders, belediye başkanlığı sırasında doğrudan vatandaşlarına hitap ettiği bir TV programı da yapmıştı.

Amerikan siyasetinde “bağımsızlar”ın şansı bir hayli düşüktür. Demokrat Parti ya da Cumhuriyetçi Parti etiketi olmadan siyasete girmek ne kadar popüler olursanız olun risk olarak görülür. Bu yüzden pek kimse Starbucks’ın kurucusu Howard Schultz’un 2020 Başkanlık seçimi için koyduğu adaylığı pek ciddiye almıyor. Ancak Bernie Sanders, ABD’nin en uzun süre bağımsız kalarak seçilmeyi sürdürebilmiş politikacısı. Her ne kadar Demokratlarla arası iyi olsa da (birçok seçimde onun karşısına rakip çıkarmadılar) 2016’daki başkanlık yarışına girene dek partiyle mesafesini korudu.

Gelgelelim, 2015’te başlayan ön seçim kampanyasında, gençlerin gönlünü çalmasına rağmen, Demokrat Parti’de çoğunluğu elde edemedi. Rakibi, yıllardır göz önünde olan, Barack Obama hükümetinde dış işleri bakanlığı yapmış, ABD Başkanı Bill Clinton’ın eşi Hillary Clinton’dı. Kazanmasını zaten pek mümkün görmüyordu kimse ama partiye yeni bir heyecan kazandırdığı da açık.

Ama bu onu durdurmadı. Bernie Sanders, 2020 Başkanlık seçimleri için yeniden aday olduğunu söyledi. Çalışmalara da başladı. Daha önce genç bir akademisyen olarak çalıştığı ve 1960’ların hak mücadelesi eylemlerine katıldığı Chicago’daki ilk mitinginde ırkçılığa savaş açtı.

Sanders’ı eleştirenler bir hayli yaşlı olduğunu gündeme getiriyor. Eğer 2020’de seçilirse, koltuğa oturduğu günlerde 80 yaşına basmış olacak. Fakat Demokrat Parti’nin bir diğer alternatifi olan Joe Biden da pek genç sayılmaz. 1942 doğumlu Biden, Başkan Obama döneminde yürüttüğü Başkan Yardımcılığı göreviyle popüler hâle gelmişti. Biden’ın ardından partide en çok öne çıkan isim ise California senatörü Kamala Harris. Bir avukat olan Harris adaylığını Ocak ayında duyurdu.

Demokrat Parti’de neler yaşanır bilinmez ama Donald Trump’ın ikinci kez seçilmesi hiç de uzak bir ihtimal değil.


Dünyanın acılarına tanık olmak

Yannis Behrakis, 58 yaşında kansere yenik düştü. Reuters’in efsane foto muhabirlerinden biriydi. Atina doğumlu Behrakis’in fotoğrafladığı olaylar arasında Humeyni’nin İran’daki cenazesi, Kosova ve Bosna’daki katliamlar, Çeçen savaşı, Kaşmir’deki deprem ve Mısır’daki ayaklanmalar var.

2000’de dört meslektaşıyla birlikte Sierra Leone’de pusuya düşürülmüş, silahlı adamların arasından güçlükle kurtulmuştu. Üç arkadaşı ise orada gözlerinin önünde öldü. Tanıyanların aktardığına göre bu olay onu çok değiştirmişti.

2016’da Reuters adına dünya üzerindeki göçmenleri, göç hareketlerini takip eden bir foto-muhabir ekibini yönetti ve bu fotoğraflarla prestijli Pulitzer Ödülü’nün de sahibi oldu.

“Benim görevim size hikâyeyi anlatmak, sonra onunla ne yapacağınıza siz karar vereceksiniz. Benim görevim hiç kimsenin, ‘Bilmiyordum,’ diyemeyeceğine emin olmak,” demişti Behrakis savaş, göç ve yoksullukla ilgili fotoğrafları hakkında.

İnternetteki olağanüstü hızlı ve günlük medya tüketimi, yeni nesillere Behrakis gibi gazetecileri unutturmuş olabilir. Yeni kurulan pek çok dijital medya kanalının böyle gazetecilerle çalışma lüksü yok. Sadece tek bir kare için kilometrelerce yol gidecek, o yabancı coğrafyada olup bitenleri anlayacak ve en doğru kareyi yakalayacak meslek erbabı, günümüzde pek de aranan biri değil maalesef.


60 yıllık Kaşmir sıkıntısı

Pakistan 1947’de Hindistan’dan ayrılarak bağımsızlığını ilân etti. Ve o günden beridir iki ülke arasında Kaşmir bölgesi bir sorun kaynağı. İki ülkenin ayrılması 15 milyona yakın insanın yer değiştirmesine, yarım milyondan fazla insanın takip eden dönemdeki şiddet eylemlerinde ölmesine sebep oldu. İki ülke arasındaki Kaşmir bölgesinin ne olacağı, hangi ülkeye katılacağı ise belirsizliğini korudu.

Kaşmir, Hindu bir lideri (Hari Singh) olan Müslüman topluluğuydu o zamanlar. Singh, herhangi bir ülkeye katılmaktansa, tamamen bağımsız olmayı hesaplıyordu. Pakistan bölgeyi işgal etmeye karar verince, Hindistan’a katıldığını ilân etti. Fakat bu kolay olmayacaktı, savaş çıktı. Bölge topraklarının çoğunluğu Hindistan’a geçti. Kalan kısmı Pakistan sahiplendi. 1949’da ateşkes imzalansa da, 1965’te iki ülke yeniden Kaşmir için savaşa girdi. Yedi yıl süren bu çatışma dönemi de, kanlı geçti.

Hindular ve Müslümanlar arasındaki problemler Pakistan’ın ayrılmasıyla başlamamıştı, çok daha önceden İngilizler bölgedeki hakimiyetini devrettikten sonra başgösteren bir kavgaydı bu. Pakistan’ın yanı sıra Bengal ve Bangladeş’in de bağımsızlığını ilan etmesi, bölgede uzun süre istikrarsızlığa sebep oldu. Kaşmir de, bu istikrarsızlığın ve karşılıklı öfkenin dışavurumuydu.

1990’lara geldiğimizde ise Kaşmir’in Hindistan tarafında bağımsızlık yanlısı silahlı militanlar ortaya çıktı. Bunlar bağımsızlık ya da Pakistan’la birleşme talep ediyordu. 1999’da Pakistan bu kez Hindistan tarafına saldırdı ve çatışmaları yeniden başlattı. 2003’te ateşkese dönülse de, Kaşmir’in statüsü hâlen belirsizliğini koruyor.

Şubat ayında yeniden başlayan çatışmalar ise, daha korkutucu bir ihtimalin gölgesinde yaşanıyor: Nükleer savaş. Her iki ülkenin de nükleer silahlara sahip olması, Kaşmir çatışmalarının şiddetlenmesi durumunda, neler olacağını kestirmek güç. Ancak iki ülkenin de daha önce benzer süreçleri yaşamış olması, tansiyonun düşürülebileceğinin işareti.

Yine de Kaşmir’de on yıllarca süren şiddet sarmalı, kalıcı bir barışın da önünü tıkıyor.


Geç kalmış Arap (Cezayir) baharı

Cezayir’de 18 Nisan’da cumhurbaşkanlığı seçimleri var ve kazanması en muhtemel aday şu anki Cumhurbaşkanı Abdülaziz Buteflika. Cezayirli lider, geçen Cumartesi günü 82 yaşına bastı. 2013’te geçirdiği felçten dolayı tekerlekli sandalyede. O zamandan beridir pek ortalarda görünmüyor. 1999’dan beridir ülkeyi yönetiyor. Seçim çalışmaları yapması bile beklenmiyor. Bu durum, Cezayir’de 30 yıldır görülmemiş sokak hareketlerinin başlamasına yol açtı.

Haftalardır Cuma namazından sonra başlayan ve çoğunluğunu gençlerin oluşturduğu gösteriler, birçok uzmana göre beklenmedik. Ama iktidar partisi FLN’nin duruma pek aldırış ettiği yok. Buteflika’nın rutin sağlık kontrolleri için İsviçre’de olduğu şu günlerde, FLN’nin başkanı Mouad Bouchareb, “Değişim isteyenlere söylüyorum: Rüya görmeye devam edin, iyi uykular!” şeklinde cevap verdi.

Birçoklarına göre Buteflika aslında fiilen ölmüş durumda ve onun adaylığı, şu anda yönetimi elinde tutan dar bir grup tarafından isteniyor. Bunlar arasında kardeşi Said Buteflika ve genelkurmay başkanı var. Nitekim onlar da sokak göstericilerini tehdit edip duruyorlar.

Cezayir, gelirinin çoğunu petrol ve doğalgaza borçlu. Nüfusunun yüzde 70’e yakını genç. İşsizlik had safhada. Afrika’da en çok göç veren ülkelerden birisi. Arap ülkelerinin birçoğunun yaşadığı dönüşümleri yaşadı. Yaklaşık 60 yıl önce Fransa sömürgesine isyan etti. Kendi kimlik sorunlarıyla uğraştı. 1990’larda İslamcılığın yükselişiyle bir iç savaşa sürüklendi. Buteflika, bu iç savaşı korku unsuru olarak kullanmayı iyi bildi.

2011’de Arap Baharı patladığında Cezayir’deki suskunluğun sebepleri arasında 1990’lardaki iç savaşın hatıraları ve Buteflika’nın her şeye rağmen “popüler” bir siyasetçi olması gösterilmişti. Öte yandan Cezayir politik arenasında ciddi bir alternatif de görünmüyordu. Gösteriler beklenmedik olsa da, bu koşullar pek değişmiş değil.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin