“Yargı Reformu”nda ne var ne yok?

YORUM | RAMAZAN F. GÜZEL

“Sizi Avrupa Birliği’ne götürüyoruz” diye iktidar direksiyonuna oturmuşlardı, ülkeyi götürüp Ortadoğu’nun savaşlar ve diktatörlükler bataklığına bıraktılar.

“82 Anayasası darbe ürünü, AB Uyum Yasaları ile birlikte en çağdaş anayasası yapacağız” dediler, Hitler Almanya’sı anayasasından hallice, Esad Suriye’si Anayasasından bozma bir anayasa arayışına giriştiler… Şimdi millet eski yasaları ve Anayasaları mumla arar oldu.

Son düzlemde mevcut Anayasa kâğıt üstünde kaldı ve içeriğindeki anayasal hakların hemen hepsi askıda!.. 2014’de başlayan ve 2016’daki Kurmaca Darbe ile şeklini alan yeni rejim adaptasyonunda temel hakların hepsi tehdit altında. Haberleşme, sendikalaşma, eğitim vb haklarını kullanmış olduğu için yüzbinlerce insan soruşturma geçirdi, 510 binden fazla insan hapislerle tanıştı.

Adaletin olmadığı yerde;

– Para ve sermaye kaçmaya,

– Başta AB olmak üzere uluslararası birlikler, kuruluşlar ülke ile arasına sınırlar çekmeye,

– Yardımlarını kısmaya başladı… Buna karşı da yeni rejim; ortaya çıkan meşum suratını “yüze bakılır” hale getirebilmek, görüntüyü kurtarabilmek için makyaj arayışına girdi. Bu make-up’ın son adımı Yargı Reformu söylentisi…

Neler var peki?

REFORMDA OLAN- OLMAYAN

Yaklaşık 58 sayfa tutan ve ‘Yargı Reformu Strateji Belgesi’ denen şeyde neler var ki?

Neler yok, onu söyleyelim: Milletin beklediği gibi ortada bir reform yok en başta.

“Türkiye’de hukuk yok, diyenlere tokat gibi cevap var” dese de birileri, ortada ne tokat ne de cevap var. TBB Başkanı Metin Feyzioğlu’nun elleri havada alkışladığı “bütün avukatlara yeşil pasaport” bile yok. 15 yılı doldurmuş olan avukatlara “verilebilir” ibaresi var, ama kimlere? O açıklık yok.

Pasaport konusunda idareye daha çok tasarruf hakkı verilmekte… Kendisi de bir KHK mağduru olan Prof. Dr. Haluk Savaş, twitter hesabında bu durum için, “Yargı reformu yasa taslağı tam bir kandırmaca.” derken, pasaport konusunda da:

“Kim oluyorsunuz; anayasanın teminat altına aldığı, mahkemeler dışında kimsenin kaldıramayacağı seyahat hürriyetini idarenin tasarrufuna terk ediyorsunuz? Yasa bu haliyle çıkarsa memleketi açık hapishane yapar!” diye ekliyordu haklı olarak…

İnternet erişimi konusunda bir beklenti varken, “5651 sayılı Kanun’un 8. maddesine yapılacak bir ekleme ile durumun düzeltileceği” filan söylense de bu haliyle erişim konusunda hiçbir garanti yok!

Gazetecilere de lütuf gibi, propaganda suçu ile ilgili “Haber suç olmaz, gazetecilik suç değildir” nev’inden ibareler olsa da bu afili ifadelerin altını dolduracak hiçbir güvence yok. Zaten 2011’lerden sonra çıkan Avrupa Birliği Uyum Yasaları’nda “şiddete çağrı içermeyen” ifadelerin suç sayılmayacağı ibaresi vardı zaten… Gel gör ki biz de 2014 ve 2015’lerde bu düzenlemelere dayanarak beraat kararları verdiğimizde, bir de kararlarımıza direndiğimizde soluğu yurtdışında almıştık.

Bütün gazeteciler ile ilgili adilce özgürlükçü kararlar verecek yargı mensuplarını koruyacak bir alt zemin, kurumsal yapı ve güvence var mı peki? Yok.

Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yaman Akdeniz’in de altını çizdiği gibi, yargı bağımsızlığı teminat altına alınmadıkça hiçbir sorun çözülmez.

Ankara Barosu İnsan Hakları Merkezi Başkanı Prof. Dr. Kerem Altıparmak da bu yargı paketinin, daha önce hazırlanan demokratikleşme paketlerinden daha geri olduğunu söylerken, 4 bin 500 hâkim- savcının ihraç edildiğine ve yerlerine siyasi iktidarın belirlediği 9 bin kişinin alındığına işaret ederek bundan bir umut çıkamayacağını kaydediyordu…

Nitekim bu reform dediklerini içinde;

– AYM’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığı yok,

– HSK’nın bağımsızlığı ve tarafsızlığı yok,

– Yargıtay ve Danıştay’ın bağımsızlığı ve tarafsızlığı yok…

Bu haliyle, Haluk Pekşen gibi, “adalet var mı ki?” diye soracak olursak. Ona verecek olumlu bir cevap yok!  Zira bugün AYM, Yargıtay, Danıştay ve de tüm yargıyı kendine bağlamış, AYM’nin kararını uygulamayan, AHİM kararlarını “takmayan” bir “Tek Adam”ın rejiminde; neyin garantisi ve adaleti olabilir ki?!

“Neler var?” derseniz; 

İnfaz sistemindeki değişiklik ile kısmi bir af var. (Detay isteyenlere, “İnfaz sistemi sil baştan” başlıklı bu doyurucu dosyaya bir göz atın derim.)

“Göz boyama”ya dönük çalışmada tek yenilik azami tutukluluk süresi konusunda… Ama zaten fiilen onun çözümünü bulmuşlardı. İstinaf ve Yargıtay artık hızlı onama yapıyor, tutukluluğu hemen infaza dönüştürüyorlar. (Bunun da mağdurlar lehine olduğu söylenemez.)

Başka neler var derseniz: muhreç Hâkim Kemal Karanfil’in de hatırlattığı gibi, “Yeni Yargı Reformu” paketinde (üst sınırı 2 yılı geçmeyen suçlarda) hâkim isterse gerekli gördüğü belgeler için kurum ve kuruluşlara yazı yazıp, yazılı savunma yapılıp yapılmadığına bakılmaksızın dosya üzerinden karar verebilme imkanı var. (Bunu okuyan çoğu kimsenin, “sanki şu anki duruşmalarda çok dinliyorlardı da…” dediğini duyar gibiyim.)

Bununla mahkemelerin iş yükünün hafifletilmesinin amaçlandığı ifade edilse de itiraz halinde bu davalarda tekrar yargılama yapılabileceğinden, anca süreci uzatmış olunacaktır…

VELHASIL

“Dağ fare doğurdu.”

Zaten sorunun kaynağı olanlar sorunun çözümü olamazlar da…

Kendileri affa muhtaç olan iktidarın reformu da bu kadar olur. Mevcut iktidar, yani sorunun asıl kaynağı değişince zaten aşamalı bir şekilde ülke normalleşmeye ve gasp edilmiş olan haklar iade edilmeye başlayacaktır.

Ölümü gösteren iktidar bizi hastalığı razı etti. Eski hale dönülse ona bile kabul… Ama hukukun tam işletilmesi halinde, hukuksuzca iş görenler yerlerinde duramayacaklardır. O günler de gelecektir elbet.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin