Yaptığınız ahlaksızlık, ilkesizlik ve korkaklık!

YORUM | Doç. Dr. MAHMUT AKPINAR

Bu yazıyı yazarken tereddüt yaşadım. Erdoğan’ın ürettiği “FETÖ” kavramını kullanmakla birlikte dil ucuyla da olsa mağduriyetleri, KHK zulmünü dile getirenleri hedef almayayım, mağdurların hatırına sessiz kalayım diye çok düşündüm. İkiyüzlülüğü ifşa ile mağdurların hakkının gündeme getiriliyor olmasının arasında kaldım. Terör soruşturmasına maruz kalmış 1.5 milyon insanın hakkını gündem ederken dahi zalimin dilini, kavramlarını kullanan siyasetçiler, gazeteciler, yazarlar sadece bana mı mide bulandırıcı geliyor? Eminin bu yazıdan dolayı bana, “Zaten mağdurları gündem eden bir avuç kimse var, onları da küstürüyorsun!” diye kızanlar olacaktır. Belki de haklılar. Ama mazlumu savunmalarını takdir etmekle birlikte, sergiledikleri ilkesizliğe, iki yüzlülüğe ses vermenin bir vecibe olduğunu düşünüyorum. Sesim muhataplara ulaşır mı, ne kadar dikkate alırlar bilmiyorum. Doğru bildiğimi ifade etmeyi, vicdanımı dinlemeyi tercih ettim. “İktidara muhalefet edecekler!” diye  ilkesizliklere sessiz kalamadım.

Erdoğan’ın altından zemin kaymaya başlayınca yaşanan ağır zulmü, baskıyı dile getirenler arttı. Bu elbette sevindirici. Ama şunu da kaçırmamak lazım. 15 Temmuz sonrası yaşanan o kurşuni ortamda Erdoğan’ın ve zulümlerinin arkasında duranlar, 3 yıl öncesine kadar AKP’de siyaset yapanlar veya susanlar milletten özür dilemiyor, bildiklerini anlatmıyor, ama (güya) savunurken bile Hizmet insanlarını infaz etmeye, aşağılamaya devam ediyorlar. Söyledikleri birkaç kelam hatırına bu yüzsüz heriflerin hakaretlerine katlanacak mıyız? Desteklerine elbette teşekkür edeceğiz. Ama ilkesizliklerini, çelişkilerini ortaya koyacak, diktatör ağzıyla konuşmalarını kendilerine iade edeceğiz.

Ey düne kadar Erdoğan’a kuyruk olup korkudan sesini çıkaramayan, her türlü illegal ve kirli işine ortak olan veya sukut eden eski AKP’liler!

Hizmet insanlarının sizden destek, savunma, merhamet dilendiği yok! İnsanların aidiyetini, etnik, dini yaklaşımlarını sorgulamak, kritik etmek sizin hakkınız ve haddiniz değil. Varsa yasal, müdellel bir suç onu gündeme getirin, ifade edin. Değilse Erdoğan için papağanlık yapmayın! O’nun milyonlarca insanı linç etmek için ürettiği iftiralarını tekrar etmeyin! Samimi iseniz, amasız fakatsız insan haklarını, hukuku, adaleti savunun! Lakin sizler Erdoğan’a siyaseten vurabilmek, onu yıpratıp kendi ikbalinizi parlatmak için önce mazluma vuruyorsunuz. Mağdur, eziyet gören insanları siyasetiniz için etiketliyor, lekeliyorsunuz. Rejimin ürettiği kavramları meşrulaştırıyor, yayıyorsunuz. Doğrudan ve yalın şekilde hakikati haykıracak cesaretiniz ve yüreğiniz yok. Zira Erdoğan’dan çok korkuyorsunuz.

Sizler 15 Temmuz sonrası TBMM’de olduğunuz halde olayların göbeğinde, kurgusunda yer alan dönemin Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ı ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı TBMM’ye getirtemediniz, ifadesini alamadınız. 15 Temmuz’un karanlık noktalarını hala gündem yapamıyorsunuz. Ama maşallah öğretmenleri, akademisyenleri, hekimleri, kermes yapan ev hanımlarını, bankaya para yatıran vatandaşı “terörist” ilan etmede pek cesursunuz. Sizler Erdoğan’ın bütün kirli işlerine onay vermiş, en azından sukut etmiş kişilersiniz. Cadı avı başlarken, ülke yakılırken “Yapmayın! Etmeyin!” diyecek kadar dahi ses veremediniz. Şimdilerde büyük katkınız olan baskı rejiminden şikayet ediyorsunuz. Davutoğlu “FETÖ” diye milyonları Erdoğan’ın ağzı ile suçlayacağına önce 7 Haziran ile 1 Kasım 2015 tarihlerinde yaşananların, kanlı başbakanlığının hesabını versin! Kendi yönetiminde işlenen yolsuzluklardan, cinayetlerden dolayı önce milletten özür dilesin. Erdoğan’ın böyle canavarlaşmasında var olan payını itirafla işe başlasın. “Erdoğan kirliydi, ben temizdim” mavallarını bırakıp AKP’nin bu hale gelmesindeki veballerini itiraf etsin.

Babacan ve çevresindekiler KHK’lılara ne kadar merhamet etmek gerektiğine dair kaypak sözler söylemeden önce 17/25 sürecinde, kendi döneminde yapılan hırsızlıklarda, kamu bankalarının, Hazine’nin soyulmasında var olan sorumluluğunu itiraf etsin. Bari Erdoğan Bayraktar kadar olup 17/25’e dair bildiklerini anlatsın. En azından “engel olamadım gücüm yetmedi, Erdoğan’ın şerrinden korktum, görevimi yapamadım!” diye bir özür dilesin. Suskun kalarak ortak olduğu suçların hesabını versin. Davutoğlu, Babacan ve Gül gibi adamlar yıllarca başarılarına büyük katkı veren, üstüne basıp kullandıkları yakın bürokratlar hapse atılırken, KHK’lı hale gelirken, “terörist” diye yaftalanırken iki kelam etmemiş olmanın utancını yaşasınlar evvela. Korkudan, yıllarca beraber çalıştıkları KHK’lı bürokratların adlarını bile anamadılar. Aksine, Erdoğan kendilerine de “FETÖ” demesin diye masum insanlara terör örgütü demekten haya etmediler.

Bir de bunların sol, seküler, Kemalist versiyonları var. Meslek örgütlerinden gazetecilere kadar pek çok kimse hukuk, ilkeler, insan hakları çerçevesinde ele almadı konuyu. Milyonlarca mağdura, mazluma “insan” olarak bile bakmadılar. “Yesinler birbirini” yaklaşımıyla yaşananları zevkle seyrettiler. Ateş kendilerine de yaklaşınca paniklediler. “Aman bize de FETÖ deyip hapse atmasın!”, ”işimizden olmayalım”, “rahatımızı yitirmeyelim!” diye yasal, etik bir kaygı duymadan milyonlarca insanın hukukunu ihlal edecek şekilde, besmele gibi her lafa “FETÖ” diye başladılar. Din ve İslam konusundaki düşmanlıkları ve cehaletleriyle Erdoğan’a en büyük desteği bunlar veriyor. Bilmiyorlar ki halk böylesine kirlenmiş, yozlaşmış Erdoğan’a bunların korkusuna katlanıyor. Bu kibirli laikler de Hizmet insanlarına “kandırılmış yoksullar”, “devlet yurt açmadığı için cemaat kurumlarında kalıp devşirilmiş, aklını kiraya vermiş kimseler” olarak bakıyor.

Hayır beyler! Kandırılmış, beyinleri yıkanmış ve 1930’ların kafasını yaşayıp hala ayıkmamış olan sizlersiniz. Bu ülkede 100 yıl boyunca devletin bütün gücüyle, eğitimin her safhasında yoğun endoktrinasyon yapıldı. Sizler bu endoktrinasyondan hala çıkamamış zavallılarsınız. En azından Kürtler, İslami veya gayrimüslim cemaatler bu endoktrinasyondan kendilerini kurtardılar. Hizmet insanları bu endoktrinasyona rağmen dünyaya açılabildi, farklı kesimlerle, farklı din ve kültürlerle başarılı işler ortaya koyabildi, hala da yapıyor. Kimsenin kandırıldığı, kimsenin aklını kiraya verdiği yok. Alemin akıllısı siz değilsiniz. İnsanlar makul, rasyonel bulduğu, insanlık ve ülke için yararlı gördüğü için, iradi ve gönüllü olarak Hizmet halkası içinde yer aldı. Elbette Hizmet’in eleştirilecek tarafları olabilir. Nitekim bugünlerde hareket içinde Türk toplumunda hiçbir kesimin hazmedemeyeceği kadar özeleştiri yapılıyor. İdeolojik körlüğünüzü bir yana bırakabilseniz bu insanların toplum ortalamasının çok üstünde eğitimli, ileri görüşlü, ahlaklı ve uzlaşmaya açık olduğunu göreceksiniz. Ama sizin kafanızda Tek Parti döneminden kalma bir “irtica” şablonu var, her dindarı onun içine atıyorsunuz. Yetinmiyor küçümsüyor, aşağılıyorsunuz. Siz bu kibirli, topluma yabancı halinizle devam ederseniz bir Erdoğan gider, dini istismar eden başka Erdoğan gelir. Toplum siz bir daha gelirsiniz korkusuyla tüm hırsızlığına, ahlaksızlığına, yalancılığına rağmen Erdoğan’a desteğini yüzde 30’ların altına düşürmüyor. Ülkeyi bu bölünmüşlüğe, yarılmaya getiren şey sizin iflah olmaz kibrinizdir, kendinizi mutlak doğru görmeniz, halkı aşağılayan tavrınızdır.

Hakkında somut bir suç ortaya konulamayan milyonlarca vatandaşa “terörist” muamelesi yapan siyasetçiler, bürokratlar, yargıçlar!

Ahmet Altan’ın dediği korkak olabilirsiniz, bu insani bir durum. Ama korkaksanız başkalarının hayatını riske atacak meslekleri yapmayın! Hakim, savcı, polis, siyasetçi olmayın! Korktuğunuzu, yapmanız gerekenleri zamanında yapamadığınızı itiraf edip toplumdan özür dileyin. Millet bunu anlayışla karşılayacaktır. Lakin ülkenin bu hale gelmesinde ağır vebaliniz varken pişkin pişkin konuşmayın! Hiç olmazsa “dün konuşamadık çok baskı vardı, ama artık konuşuyoruz” deyin. Rüzgar dönüyor diye mazlumun üzerine basıp cesaret gösterisi yapmayın! Bu ahlaksızlıktır, ilkesizliktir, korkaklıktır. Kimse sizden merhamet dilenmiyor. İnsan haklarını, evrensel hukuku esas alın, adil olun, yasaları uygulayın yeter!

Ülkedeki ilkesiz, seviyesiz yaklaşım ya ideolojik saplantıdan ve mahallecilikten veya Erdoğan korkusundan kaynaklanıyor. Ortak ve huzurlu bir gelecek için herkes mahallesine, aidiyetine bakmadan zalime karşı çıkıp mazluma destek olmak zorunda. Kimsenin başkasının ne giyeceğine, neye inanacağına, hangi oluşuma gönül vereceğine müdahale hakkı ve yetkisi yok, olmamalı. Arogant Kemalistler dahil kimse duble beyinli değil.

Erdoğan devletin muazzam gücüyle bir kesimi “terörist” ilan edip soykırıma maruz bırakırken, kibirli Kemalistler ve sekülerler Hizmet insanlarını aşağılamaya devam ediyor. Çoğu eğitimli, donanımlı, nitelikli bu insanlar ülke ve insanlık için takdire şayan işler yaptı, değer ürettiler. Dünyanın 150 ülkesinde okul açtılar. Otuz yılda sadece Türkiye’de çok başarılı 1200 okul, 17 üniversite, binlerce yurt açtılar. Bu insanlar toz satmadı, hırsızlık yapmadı, devleti soymadı. Helal kazancını, emeğini, eğitime, ülkeye, insanlığa yatırdı. Kendilerine “Hizmet Hareketi” dediler. Kurumlarına, şahsi mülklerine çöküldü. Kirli/kanlı iktidarın cadı avına maruz kaldılar. Bunca baskıya zulme rağmen en küçük şiddet göstermedi, kimsenin burnunu kanatmadılar.

Bu insanlara “FETÖ” diyenler ilkesizdir, ahlaksızdır, korkaktır ve bir şekilde Erdoğan yalakasıdır!

14 YORUMLAR

  1. Makul ve etkileyici bir yazi, hissiyatinizi ve argumanlarinizi dogru noktalara isaret ederek cok guzel ifade etmissiniz. Ama bahsettiginiz bu insanlarin hepsi once Erdogan taraftarligi sonra onun karsitligi uzerinden siyasi gelecek devsiren vagon ruhlu insanlar. Cesaretlerini dogruluk ve durustlukten almalari gerekirken ucuz siyasi soylemlerle hem kendilerini hem de etrafindaki insanlari kandiriyorlar.
    Kisacasi bunlardan bir cacik olmaz.

  2. Yukardaki resmi çok sevdim, resimde olmayanları siz okuyucular tamamlayınız…
    bunlar bir at arabasının önündeki atlar, atarabasının şöförü de reis, taşıdığı malları(haşhaş-petrol-gasp-toki-silah) bir yerden alıp bir yere taşıyor, mallardan aşırıyor. atların tek derdi ise bulundukları makam, birilerinin başlarını okşaması filan

  3. İnsanların soykırıma karşı verdikleri tepki sadece kızmak şeklindedir. Ne bir bağırma ne çağırma ne intikam tepkisi. Durulan yer öyle kutsal bir yer ki insanlar hukukun yanında durmaktadır. Yerlerinde sapasağlam duruyorlar. Hukuk gitmiş olabilir ama hukukun gölgesinde yerlerini terk etmemektedirler. Onlar ise hukukun geri gelmesinden o kadar korkuyorlar ki hepsi el birliği yapmaktadırlar. Hukuk ve demokrasi tartışılmasın diye türkleri avrupadan koparttılar, güçler ayrılığına son verdiler. Bu haliyle hukuksuzluğu sürdürmeleri çok zor. Resmen cumhuriyeti birlikte yok ettiler. Cemaati yok etmek için kurdukları cumhuriyetin değerlerini bir bir çiğnediler. Dikkatler hep fetö tehditi üzerindeyken onlar cumhuriyetin içini boşalttılar. Zaten bu süreç boyu yani yaklaşık 5 yıldır cumhuriyetin değerlerinden, atatürkün, batının evrensel değerlerinden hiç bahsetmediler. Hatta dikkat ederseniz hala bahsetmiyorlar. Türkleri avrupa evrensel değerleri ile tekrar buluşturacağız, atatürkün hedefi olan batı değerleri, avrupa birliği projesini geri getireceğiz diyeni hiç duydunuz mu? Bu konuda muhalefet iktidarın çaktırmadan ortağıdır. Laikler, türkler avrupaya doğru yürürken irtica geliyor diyorlardı, iran okuyoruz, laiklik gidiyor diyorlardı. Ne zaman avrupa hayali yerini avrupa ile kapışarak türkleri avrupadan kopartma projesine bıraktı, laikler rahatladılar. Ne irtica geliyordu, ne laiklik gidiyordu, ne iran oluyorduk. Artık papağan gibi dillerinde sadece “oh olsun” intikam duygusu vardı.

  4. Allah razı olsun Mahmut bey,
    siz de yazılarınız ve durusunuzla tarihteki yerinizi aldınız.. Tebrik ederim. Emeğinize yüreğinize sağlık.. Rabbım başarılarınızın devamını artırarak versin inşallah… Saygi ve sevgilerimle…

  5. Çok değerli hocam, yazılarınızda sık sık o üslup kaygısını yaşadığınızı hissederdim okurken. Bu kaygı, sırf sizin için değil, aslında temsil konumunda olan çoğu kişi için geçerli. Değilse de, yanılmaktan memnun mu olurum olmaz mıyım inanın emin değilim. Ama bildiğim şu, uslub kaygısı bir yük. Ama boynumuzun da borcu. Müslümanın haramı günahı belli, üslubun da harama girmediğin sürece seçimindeki genişlikte. Lakin, çıtayı Hocaefendi yüksek tuttuğu için, değiştirmek haram işlemek gibi geliyor bize. Bazen, Hocaefendinin zulme yönelik anlatımlarında da bu yük aklıma gelir, belki de neler neler daha demek istiyor ama ne yapsın en makulu, onun açısından olabileceği bu, diye düşünürdüm. Yalnız şunu da eklemeden geçemem ki, o sorumluluk duygusu karşısında Hocaefendinin yıllardır zulmün baştemsilcisi ve taraftarlarına yönelik kullandığı “süper münafık”, “gübre olacaksınız” vb sözleri aklıma gelince de, aslında en sert tokadı onun attığını görüyorum. Herkesin beyefendi dediği bir zamanda zulmün baştemsilcisine ve onun şahsında temsilcilerine, amellerinin temsilen bir “Goril” e benzediğini söyleyen ilk kişidir. Hocam, dikkat etmesekte, düştüğümüz yer Amazon, etrafımızı saran yılanlar çıyanlar, goriller birbin mahlukat ve onların arasında da bedenen insan ama Akif’in dişsiz mi birisi onu kardeşleri yerdi dediği türü insanlar. Öncelikle bu gerçeği unutmamamızı başta kendim olmak üzere, size ve şahsınızda tüm okuyanlara bunu hatırlatmak istiyorum.

    Düşünce kendimizi bulduğumuz atmosferi yukarıda metaforla anlattım belki de, bizim bedenen değil ama ruhsal olarak içinde bulunduğumuz durum da sanırım birazdan anlatıcağım örneğe uygun düşecek.

    Büyük abim Umre’den gelmişti, hayatımı bundan sonra çok daha iyi yaşıycam demişti havaalanında karşıladığımızda, oysa biz de baba yadigarı ev satım işi için onu bekliyorduk. O elindeki 99 luk tesbihi çevirmeyi bitirmeden, konuya girmiştik. Baba yadigarı dükkanın içinde duran yılların kiracısı işler iyi gitmiyor bahanesiyle, bizden habersiz dükkanı bir başkasına kiralamış içindeki mallarına satmıştı ona, bizden habersiz o kişi dükkanı devralmıştı bile. İşin zorlu tarafı, kiraladığı o bir başka kişi ise mahallede şerli birisi olarak bilinirdi, az çok tanışıklığımızda vardı da, o adama mahkeme vs yollarını denemek hayatımızın hatası olurdu. İnsan belaya bulaşır mı durup dururken aynen öyle olmuştu ve o eski kiracımızın devrettiği şerli kiracı ile uzun vadede ne gibi sorunlar yaşayacağımızı düşünmüş, adama aynen şöyle söylemiştik. “Biz seni çok seviyoruz, ama seni üzeriz, çünkü bizim aklımızda bu dükkanı satmak vardı”. Durup dururken dükkan satma fikrini ortaya atmıştık kısaca adama ve adam da demesin mi o zaman bana sat diye. Nasılsa duyulmuştu bir kaç gün içinde bu sözümüz, araya başka taliplilerde çıkmış, ciddi ciddi satma aşamasına gelmiştik, gel gör ki, “ilk bana dediniz, ilk pazarlığı benimle yapacaksınız, sakın haa” diye de rajon kesmişti yeni kiracı. Diyeceğiniz, Umreden gelen abimle bu sorunu anlatmıştım, o 99 luk tesbihi çevirene kadar.

    Zaman geçtikçe, başka taliplilerle de ulaşıyor derken bildiğin bir dünya işinin, mal mülk olayının tam ortasında kalıyorduk. Dükkanı yeni kiralayan şerli kiracı, diğer taliplileri tehdit etmeye başlıyor, önce benim pazarlığım bitecek sonra size sıra gelecek, yoksa size şunu şunu yaparım.. Asılnda o tehdit bizeydi, çünkü yüzümüze söylemişti, onlara gıyeben şerli kiracı. O ortamı bilirsiniz, itle kurtla çakalla muhatap oldun mu, konuşmalarda ona göre değişir. Zavallı abim 2 hafta sonra şunu itiraf edecekti. “Umrede tüm kazandıklarım gitti, nasıl bu iş karşımıza çıktı böyle arkadaş” diye serzenişte bulunmuştu.

    Kim olduğu fark etmeksizin hizmet insanı da işte tam böyle bir durumla karşı karşıya. Konuştuğumuz konular, ne Cennet ne Cemalullah, ne seyr-i süluk, ne kalplerin safveti. Kendimizi birden bir zulmun ortasında, daha da ötesi o zulmün temsilcileri itler kurtlar çakallarla bulduk. Zulm deyince nerden aklımıza gelirdi, hakaretlerin, küfürlerin de yanında geleceğini. Derdimizi anlatmak için kullandığımız Kuran hatırlatmaları, hadislerden örnekler, adabı muaşerete uygun nezaketle uyarmalar, hak getire, bir kulaklarından giriyor diğerinden çıkıyor muhataplarımızın. Aslında, anlamıyorlar bile. Uçağı Amazonda bataklığa saplanmış, bunun için yerli kabilelerden yardım dilenen yabancılar gibiyiz öz yurdumuzda. Küçümseme sanmayın da, onlarda bu yurdun evladı, aynı mahalle de oturduk bunlarla, bayramlaşmalarda birbirimize giderdik bu insanlarla da, bu insanlar sanki o insanlar değil. Biz yine aynıyız da, bunlar Amazon kabilelerine dönüştü. Bu nedenle, bedenleri aynı kalsada, dilleri değişen, küfürler, hakaretler iftiralar sözlerine sakız olan daha önceden tanıdığınızı sandığınız bu insanlara karşı nasıl konuşacağınızı kestiremememiz, durumumuz bu. Sanırım siz de de aynı kaygı, “aşağı tükürsem sakal, yukarı tükürsem bıyık”.

    Yazılarınızda bu kaygıyı hissediyorum demiştim de, bugünkü yazınız işte artık o kaygılardan yavaş yavaş sıyrıldığınızı gösteriyor. Düştüğümüz bataklık bu hocam. Kurandan, hadisten, ,ahlaktan, edepten adaptan, haktan hukuktan anlamadıklarını yaşayarak gördük. Bu nedenle, bu Amazon kabileleri ile yeni tür iletişim denemenizi herşeye rağmen faydalı buluyorum, belki bu dilden anlarlar.

    Rahmetli Erzurumlu Naim Hocaya atfedilir ya, bir futbol maçında iken, taraf tutan hakeme kızmışta, yanındaki taraftarlara dönmüş “şu hakeme bir laf söyleyin,ben abdestliyim, ben birşey dersem olmaz” diye. Biz sizden beklerken, sanırım sizde abdestiniz bozulmasın diye uslubunca söylediniz. Ama nafile. Hocam, abdestinizi bozmayın elbette ve gerektiğinde siz yazın biz yorumlarla o taraftarlar gibi oluruz muhataplarına, lakin usluba kurban gitmesin Zulmun savunuculuğu da.

    Muhataplarınızla ilgili ufakta birşey söyleyim de, bir sonraki yazılarınızda bence dikkatinizde olsun. Aslında bunu onlara hitaben yazıyorum, okurlar mı sanmam ama yazayım. Vaktiyle, Sayın Davudoğlu Dışişleri Bakanı iken, kimse artık bir personelin alkol tutkunluğundan bahis açılınca, “Ben burdayken hala içki içen çalışan var mı burada” demiş. Birinci elden duymadım elbet, ama kulağımın duyduğu arkadaşıma güvenirim tam. Diyeceğim şu ki, karşımızda “romantik ego” lar var hocam. Bir yere gelmeyle, herşeyin değiştiğini, herşeyin değişeceğine inanan, hayatın gerçeklerinden kopmuş, davul gibi “ben, ben, ben” sesi çıkaran insanlar. Malesef, bu Amazon jangılında, insan olarak kendimizi yakın hissettiğimiz yerli kabilelerin tipolojisi de bu.

    Yazılarınızdaki samimi, içten, uslup kaygısını azda olsa kenara koyan ifadelerinizin yanında, bu gerçeği de gözden kaçırmamanız gerektiğini düşünüyorum. Bu bir tavsiye değil, durum tespiti. Yoksa, bende bu durum karşısında ne yapılacağına ilişkin şaşkınım. Gorillere, yılanlara, çıyanlara laf anlatılmaz da, en azından beyanıyla zulme karşı geleceğini düşündüğünüz Amazon kabileleriyle iletişim de kısaca basit değil. Yeni bir yol bulmalıyız, yeni şeyler denemeliyiz. Bu “egolarına” teslim olmuş, ilkel dürtülerinin peşinde koşan, bilinmek, tanınmak, yücelmek, yüceltilmek, baş tacı edilmek, şakşaklarla anılmak isteyen bu yeni “romantik siyasal islamcılara” hitap eden bir yol bulmalıyız.

    Heygidi günler diyorum, bir nesle yaratıcısını peygamberini sevdirelim, yanında kalp ehli insan olalım, dövene elsiz sövene de dilsiz olalım derken, kendimizi de tam kendi iddialarımızın ortasında bulduk. Dövene elsisiz şu an, sövene de sesi duyulmayan dilsiz. Yine de, gayretiniz için teşekkür ederim hocam. Usluba feda edilmemesi gerekin hakikatleri, ufak ufak sertçe dillendirdiğiniz içinde. Siz Naim Hocalığınızı yapın, taraftar olmayı bize bırakın… Allaha emanet…

    • Usta amma da uzatmissin. Hem ABD hem Rusya bunlarla dünyanın gözü önünde resmen t.şak geçmedi mi? Papaz brunson için yapılanlar, Trump in mektubu Putin in tavırları, Suriye’de öldürülen askerlerimiz. Bunlarla anlayacağı dilden konuşmak gerek.

  6. Hizmet hareketi hala terörist yapılamadı ya , işte ben buna HAYRETLER İÇİNDEYİM.

    Tahrikin elası yapıldı
    Zülmün zirvesi yaşatıldı,

    Ama hizmet insanını terörist yapamadılar ve işte ben bu yüzden hayretler içindeyim.

    Sizden terörist ÇIKMAZ KARDEŞİM.

    Siz daha üslubunuzu bozamadınız yani bunada hayret ediyorum.

    Bir Kürt olarak 90 yıllarda o kadar üzerimize gelindi ki, namazlı oruçlu bir PKK lı olmaya defalarca niyetlendim. Ama ahirete olan inancım beni PKK LI OLMAKTAN mühafaza etti.

    Hani hizmetin bir çayınıda içmemişim. Ama Mahmut Akpınar hocam, Veysel Ayhan……. beyle aynı kalmak şartı ile her yere varım.

    Sizin imani yürüyüşünüzü hayretlerle ve hayranlıkla seyrediyorum.

  7. Dert insanı söyletir. Eğmeden bükmeden hedefi oniki den vurarak imha etmişsiniz. Elinize kaleminize yüreğinize sağlık. Allah razı olsun.

  8. Boşversene bu münafık tipli siyasetçi denen zubuklerden geleceğine Allah tan gelsinin. esi ile birlikte KHK li Olarak kimseye minnet etmeye niyetimiz yok. Hak kerimdir yarına zerrece tamahimiz yok alayına…

  9. 2007 Operasyonları ile Ergenekon/Ulusalcı/Avrasyacı kemikleşmiş yapıların Ülkeyi karıştırarak,Yönetimi ele geçirme planları akim kaldı.

    Fakat Erdoğan ın 8 yıldır bu yapıları kilit noktalara ataması ile yeniden bir taban buldular.

    Nihayi amaçları;
    HİZMET HAREKETİ+AKP (samimi muhafazakarlarını) + DİĞER ETKİLİ CEMMAATLERİ bir çırpıda kökten kazımak, tüm etkili kişilerini ortadan kaldırmak.

    İsraili örnek alıyorlar bu konuda. Yargılamayla uğraşmaya niyetleri yok.

    BÖYLE BIR VAZİYETTE hedefe konulan muhafazakarların, irtibat kurmaları, birlik oluşturmaları gerekir.

    Aralarındaki halatın 10 lifinden biri de kalsa tutan, onu muhafaza etmek, arttırmak önemli; onu da koparmak yerine.

    İcraatlerini Beğenmediğimiz kişilerin, arayı düzeltmek için attıkları bir adımı değerli görüp, doğruda birleşmek HAYATİ önemde.

    Eski yanlışlarından dolayı rencide ederek, onları doğruya yöneltemeyiz. Poztif bir fayda göremeyiz.

    Yukarıda saydığım muhafazakar kesimler doğruda ittfak ettikleri vakit, ENGEREK ON cuların nasıl kaçacak delik arayacaklarını görmek, hayli ilginç olacaktır…

  10. Yazdıklarınız doğru da ne olacak ki yine doğruyu bilenler Okuyor. Eğriler düzelmiyor. Ama üstadın dediği gibi tarihe not düşmek adına onlar dinlemese de biz gerçeği söyleyelim.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin