Yangınların gündeme getirdiği arının küçük kafası …

M. Mahdi Karim (GNU FDL)

TR724 BİLİM | BETÜL GÜL

“Eğer arılar yok olursa, insanlık yalnızca dört yıl hayatta kalabilir.” Einstein’a atfedilen bu sözü Einstein’ın söyleyip söylemediği bilinmiyor; ancak şu bir gerçek ki, nektarla beslenen, polen toplayan arılar çiçeklerin döllenmesini sağlayarak tarımda çok önemli bir rol oynuyor. Dünya’daki bitkilerin çoğu çiçekli bitkiler ve üremeleri için çiçeklerinin döllenmesi lazım. Meyve ve tohumların oluşumunu sağlayan tozlaşmayı, yani polenlerin çiçeklerin tepeciklerine aktarılması işini genelde arı, kelebek, sinek gibi böcekler yapıyor. 2019 yılında yayımlanan, dünyadaki böceklerin sayılarının endişe verici oranda azaldığını ortaya koyan raporun yazarlarından, Sydney Üniversitesi’nden Dr. Francisco Sanchez-Bayo ana nedenin tarımsal uygulamalar, şehirleşme ve ormanların tahrip edilmesiyle doğal yaşam alanlarının kaybolması olduğunu söylüyor. İkinci nedenin ise, dünya çapında tarımda suni gübre ve böcek ilaçlarının kullanımının artması ve her türlü kimyasal kirletici kontaminasyonu olduğunu söylüyor. 

Yakın bir geçmişte, İngiltere’nin Southampton Üniversitesi’nden araştırmacıların Scientific Reports’da yayımlanan araştırmaları, dizel yakıtlardan kaynaklanan egzoz dumanının çiçek kokularındaki kimyasalları değiştirdiğini, bunun arıları şaşırttığını ortaya koydu. (Arıların keskin koku alma duyuları var. Kokuları öğrenme ve hafızalarında tutma yetenekleri de olağanüstü. Çiçekleri kokularından tanıyor, en besleyici nektarın hangisinde olduğunu biliyorlar.) Araştırma ekibinden Dr. Tracey Newman, çiçek kokusunu oluşturan kimyasal karışımın daha önemsiz bileşenlerinden birindeki değişikliğin bile, arının tepkisinde önemli değişime yol açtığını gördüklerini ve hayret ettiklerini söylüyor. Çiçek kokularının ardındaki kompleks biyokimyasal işlemleri inceleyen Michigan Üniversitesi’nden Prof. Eran Pichersky, bir çiçeğin kokusunda yüz farklı kimyasal bileşik olabileceğini belirtiyor!

Arılar çiçekleri bizim gördüğümüzden farklı görüyor. Bizim göremediğimiz ultraviyole işaretler arıları nektara yönlendiriyor. Mesela, bazı çiçeklerde nektarın bulunduğu yeri nişan tahtasının ortası gibi görüyorlar! Nektar işaretlerinin bir kısmını biz de görebiliyoruz. Penn State Üniversitesi’nden Prof. Claude dePamphilis, bizim de görebildiğimiz şerit şeklindeki desenlerin bir çeşit hava trafik kontrol sistemi gibi görev yaparak arılara yardım ettiğini dile getiriyor. Uçakların iniş pistlerinin etrafındaki ışıklar gibi de düşünebiliriz bunları. Araştırmalara göre, nektar işaretleri arıların çiçeklere inişini hızlandırıyor. Güney Afrika süseni (Lapeirousia oreogena) ile yapılan deneyler bu işaretlerin önemini açıkça gösterdi. Güney Afrika süseninin mor yapraklarında çiçeğin ortasını işaret eden beyaz oklar var. Nektar, girişi çiçeğin ortasında bulunan uzun bir tüpün dibinde bulunuyor. Sadece tek böcek bu çiçeği tozlaştırabiliyor. Dili vücudunun iki katı uzunluğunda olan uzun proboscid sineği (Prosoeca sp). Deneyler için çiçeğin beyaz okları boyanınca proboscid sineklerinin büyük çoğunluğu tüpün girişini bulamadı!

Tambako The Jaguar (CC BY-ND 2.0)

Görsel işaretler ve kokulardan başka, elektrik de arıların çiçeklere konmasında rol oynuyor. İngiltere’nin Bristol Üniversitesi’nden Prof. Daniel Robert ve ekibinin akademik dergi Science’da yayımlanan araştırmalarına göre, bombus arıları başka arıların konmasıyla çiçeklerin elektrik alanlarında oluşan değişimi fark ediyor. Bu şekilde, daha önce başka arılar çiçeğe konmuş mu, çiçeğin nektarı azalmış mı anlayabilecekleri belirtiliyor! Prof. Robert şöyle diyor: “Bombus arılarının elektrik alanlarını algılama yetenekleriyle çiçeklere yakın zamanda başka bombus arılarının konup konmadığını belirlediklerini düşünüyoruz.”

Kuluçkadan çıkan bir bal arısı üç günlük olana kadar kovanı temizliyor; 3-10 günlükken bedeninden salgılanan arı sütüyle ve çiçek tozu, bal karışımıyla larvaları besliyor. Daha sonra karnındaki balmumu salgılayan bezler aktif hale geliyor; petek yapıp onarıyor. Yaklaşık 20 günlükken kovan bekçiliği yapıyor. Ömrünün geri kalan kısmında ise arazide çalışarak nektar, polen, propolis ve su taşıyor. Uzun yıllar önce, Prof. Karl von Frisch arıların kodlanmış bir mesajla, özel bir “dansla” besin kaynağının yerini bildirdiklerini keşfetmişti. (Bu keşfi 1973 yılında ona Nobel ödülü kazandırdı.) Yapılan çok sayıda deney arıların dansını tekrar tekrar doğruladı. Kovana dönen arılar, bu şekilde besin kaynağının güneşe göre yönünü ve kovana olan uzaklığını haber veriyor. Örneğin dikey duran petekte, dikeyin 45 derece sağına doğru bedenini titreterek ilerleyen bir arı, besinin güneşin 45 derece sağında olduğunu bildiriyor. Saat üç yönünde bedenini titretip ilerleyen bir arı ise, besinin güneş yönünün 90 derece sağında olduğuna işaret ediyor. Dansın süresi de besinin ne kadar uzakta olduğunu bildiriyor. Şunu da belirtelim, kovanda uzun süre kalan arılar güneşi

J. Tautz and M. Kleinhenz, Beegroup Würzburg (CC BY 2.5)

n değişen yönünü de hesaba katarak danslarının açısını değiştiriyor. 

Peki, dansları izleyen arılar bu kadar kompleks bir mesajı anlayabiliyor mu? Yakın bir geçmişte, İngiltere’de bulunan Rothamsted Araştırma Merkezi’nden Prof. Joe Riley ve ekibi, harmonik radar kullanarak izleyici arıların nereye gittiklerini belirledi. Doğruca dans eden arıların işaret ettiği besin kaynağının bulunduğu yere gidiyorlardı. Prof. Riley, rotalarından saptıracak kadar şiddetli rüzgâr olduğu halde bunu yapabildiklerini belirtiyor. 

 

Arı dansının süresi besin kaynağının uzaklığını gösteriyor ama, farklı arı türleri aynı uzaklığı farklı sürelerle ifade ediyor. Örneğin Avrupa bal arıları için bir buçuk saniyelik dans, besin kaynağının 600 metre uzakta olduğu anlamına geliyor. Oysa Asya bal arıları için aynı dans, 400 metre uzaklığı gösteriyor. Çin, Avustralya ve Almanya’dan araştırmacılar, Çin’in Fujian eyaletindeki Da Mei Kanalı kıyılarında bulunan Asya bal arısı kovanlarına Avrupa bal arılarını yerleştirerek bir deney yaptı. Asya bal arıları, kısa sürede Avrupa bal arılarının “dillerini” çözüp doğru yönde, doğru uzaklığa gitmeye başladı ve onların işaret ettiği besin kaynağını buldu! 

Balinanın beyni yaklaşık dokuz, insan beyni yaklaşık bir buçuk kilogram; arının beyni ise yalnızca bir miligram. Buna rağmen arılar, benzer nesneleri sınıflandırıyor, aynı ve farklıyı anlıyor, simetrik ve asimetrik şekilleri ayırt edebiliyor…

“… Evet, bir arının küçük kafasında, kâinat bahçesindeki çiçekleri tanıyacak ve ekser envâıyla münasebettar olacak ve bal gibi bir hediye-i rahmeti getirecek ve dünyaya geldiği günde şerâit-i hayatı bilecek derecede bir istidadı, bir kabiliyeti, bir cihazı derc eden Zât, elbette bütün kâinatın Hâlıkı olabilir.” (Risale-i Nur Külliyatı, 30. Lem’a)

2 YORUMLAR

  1. Sayın yazar güzel bir yazı kaleme almış. Fakat bana Çağlayan dergisinde yayınlanmasının daha uygun olacağını düşündürdü. Belki ukalalık yapıyor ve haddimi aşıyorum ama yazma ihtiyacı hissetim.
    Lütfen bu tespitim yazarın yazma şevkini azaltmasın. Benimki TR 724-Çağlayan farkını belirtme ihtiyacından başka bir şey değil.
    Selamlar

  2. İyi yayınlar, Erdem Bey belki haklı olabilir fakat katılmıyorum. Diğer yazılardan konu olarak sıkıldıgımda burayı aratıp bulup okuyorum. Ayrıca kayan haberler arasında rast gelip okudugumda içimi karartan haberlerden sonra cok aciz olsakta Rabbimizin büyüklüğünü bir kez daha hatırlayıp teselli buluyorum

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin