‘Yalan rüzgarı’ [Haber-Analiz: Kemal Devran]

Gazetecilik faaliyetleri nedeniyle tutuklanan, haklarında terör örgütü üyeliği ve hükümeti devirmeye teşebbüs gibi suçlamalardan dava açılan 29 gazeteci hakkında hazırlanan iddianamede, çok sayıda yanlış bilginin olduğu ortaya çıktı. Belgesiz telefon konuşmaları gibi sahte delilleri iddianamesinde kullanan savcı Murat Çağlak, havuz medyasında çıkan yalanlanmış haberleri de gerçekmiş gibi gösterdi. Savcı Çağlak’ın tanıklığına başvurduğu 4’ü eski Habertürk TV çalışanı 6 tanığın ifadelerinin ise çelişkilerle dolu olduğu tespit edildi.

İddianamede Said Sefa’nın Türkiye Cumhuriyeti hükümetini yıkmaya teşebbüs suçundan müebbet hapsi, diğer gazetecilerin terör örgütü üyeliğinden 5 yıldan 10 yıla kadar hapsi isteniyor. Ergenekon soruşturmaları, 17-25 Aralık rüşvet ve yolsuzluk dosyaları hakkında yapılan haberler gerekçe gösterilerek ‘hükümete darbe girişimi’nde bulunulduğu iddia ediliyor.

DOSYADAKİ AĞIR DELİLLER!

Dava dosyasında bugüne kadar soruşturma konusu bile olmamış twitter paylaşımları, twitter paylaşımlarının RT edilmesi, gazetelerde yayınlanan haberler suç unsuru olarak gösteriliyor. Şüpheli gazetecilerin hiç biriyle ilgisi olmayan Samanyolu TV’de yayınlanan bir dizinin senaryosundaki replikler de terör örgütü suçlamasına delil olarak genişçe anlatılıyor. Gazetecilerin köşe yazıları, yazdıkları kitapların içeriği, tv yayınlarında söyledikleri sözler, verdikleri röportajlar hakkında da bugüne kadar soruşturma açılmazken terör örgütü suçlamasına delil olarak gösteriliyor.

Bir gazetecinin 21 yıl önce askerlik görevini yaparken, yüzbaşı üniformasıyla çektirdiği hatıra fotoğrafının hangi sebepten suç unsuru kabul edildiği ise anlaşılamadı.

2 gazetecinin kullandığı Bylock programı ve bir gazeteciden elde edildiği iddia edilen 1 dolar da deliller arasında sayılıyor.

İşte iddianamede yar alan gerçek dışı iddialardan bazıları:

– İddianamede, “Gazetecilerin yaptıkları haberlerle örgüt adına algı faaliyetlerinde bulunduğu anlaşılmıştır” deniliyor.

Gerçekleri halka duyurma, fikirlerini aktarma, analiz yapma, yorumda bulunma, eleştiri getirme gazetecilik faaliyetidir, terör örgütü kabul edilemez.

-İddianamede 17-25 Aralık yolsuzluk soruşturmasıyla ilgili hukuksuzluk yapıldı amaç “hükümete darbeydi” deniliyor.

Oysa 1 numaralı şüpheli Reza Zarrab ABD’de aynı suçlardan uzun süredir tutuklu ve aynı suçlamalarla ilgili dava Amerikan yargısı tarafından kabul edildi. Yargılama devam ediliyor. Kimse ABD yargısı hükümete darbe yapmaya çalışıyor demiyor.

-Savcılık iddianamesinde hizmet hareketi için terör örgütü suçlaması yapılırken bu tespitin yargı kararıyla yapıldığı ifade ediliyor.

Oysa Cumhuriyet tarihinde ilk kez bir grup siyasi kararlarla silahlı terör örgütü ilan edildi.

-İddianamede, Ergenekon, Balyoz, Poyrazköy, İzmir Askeri Casusluk, Tahşiye, Selam Tevhid, silah yüklü MİT Tırları ve 17-25 Aralık gibi soruşturmalarla hükümete ve suçsuz insanlara kumpas girişiminde bulunduğu anlatılıyor. 15 Temmuz’da darbe girişiminde bulunan sözde örgütün 250’ye yakın insanı katlettiği, binlerce insanı yaraladığı ileri sürüyor.

Oysa bir savcı sonucu kesinleşmemiş bir soruşturma ya da dava hakkında kumpas deme hakkına sahip değil. Tüm bu iddialarla ilgili yargılama ve soruşturmalar sürüyor.

-Gazeteciler hakkındaki iddianamede, “örgüt üyelerinin çocukluktan itibaren ışık evlerinde yetiştiği” ileri sürülüyor.

Oysa hiçbir şüpheli gazeteci hakkında böyle bir tespit yapılamamış.

-Örgüt üyelerinin okunmuş 1 dolar taşıdığı iddia ediliyor.

Terör örgütü üyeliği için delil kabul edilen 1 dolarların bu şekilde edinildiğine dair tek bir tespit dahi yok.  Üstelik 29 şüpheli gazeteciden sadece birisinin evinden 1 dolar bulunmuş. Havuz medyasında çıkan haberler dayanak kabul edilmiş.

-İddianamede “Bylock’ proğramı şifreleme sistemi ile kurulmakta olup ancak örgüt içerisindeki başka bir kullanıcı tarafından şifre onaylandığında aktif olabilmektedir.”  Deniliyor.

Bu bilginin doğru olmadığı internetten herkesin ulaşabildiği ve telefonuna indirerek kullanabildiği ortaya çıkmıştı. Üstelik örgüt üyeliği ile suçlanan 29 gazeteciden sadece 2’sinin bylock programı kullandığı tespit edildi. Ayrıca herkese açık olan bir iletişim programını kullanmak suç olamaz.

-Zaman gazetesi matbaasına yapılan baskında Özgür Millet Gazetesi’nin ele geçirildiği iddiası

Millet Gazetesi’ne atanan kayyımın gazeteyi kapatmasının ardından Özgür Millet Gazetesi diye bir gazetesi hiçbir zaman basılmadı. Gazetenin eski çalışanları kendi aralarında tek sayfa tasarladıkları bir dijital gazeteyi bir kaç gün sadece sosyal medyada paylaştı. Havuz medyasında çıkan yalan haber iddianamede delil kabul edildi.

-Başka bir davada yargılanan Hidayet Karaca’nın Fethullah Gülen ile yaptığı iddia edilen telefon konuşması gazetecilerin örgüt liderinden aldıkları talimatlara göre hareket ettiğine delil olarak sunuluyor.

Karaca, bu telefon konuşmasının kendisine ait olmadığını, yapıldığı iddia edilen tarihte ameliyat geçirdiğini ve yoğun bakımda olduğunu anlatmıştı. Ayrıca youtube isimli siteye yüklenen konuşmanın montaj olduğunu, doğru olmadığı gibi herhangi bir mahkeme kararıyla ele geçmediği için de sahte olduğunu açıklamıştı.

-Samanyolu TV’de yayınlanan bir dizinin senaryosundaki replikler kumpas talimatı olarak gösteriliyor.

Yargılanan gazeteciler arasında ne Samanyolu TV’de çalışan ne de dizi senaryosu yazan bulunmuyor. Ayrıca dizi senaryosu üzerinden nasıl kumpas talimatı verilebileceği mantıklı şekilde açıklanamıyor.

TANIKLARIN İFADELERİNDEKİ TUTARSIZLIKLAR

İddianameye giren tanık ifadelerinde ciddi çelişkiler ve yanlış bilgiler yer aldı. Tanıklardan Habertürk TV eski editörü Ömer Tekerek, ifadesinde 1 yıl birlikte çalıştığı bir çok ismi vererek bu kişilerin terör örgütü üyesi olmakla suçluyor. Ancak delil olarak çevresindekilerin ve kendisinin kanaati olduğunu söylüyor. Suçladığı gazetecilerin soruşturma konusu bile olmayan habercilik faaliyetlerini, örgütsel eylem olarak sunmuş.

Eski Habertürk muhabiri Yasemin Güner Çetin de Abdullah Kılıç’ın kendisine MİT soruşturması hakkında zorla yalan haber yaptırmaya çalıştığını ileri sürdü. Oysa MİT müsteşarı Hakan Fidan’ın ifadeye çağrıldığının doğru olmadığına dair Habertürk TV ekranlarından yaptığı haberin yalan olduğu ortaya çıkmıştı. Güneri Çetin’in iddiasına göre Abdullah Kılıç kendisine yaptıramadığı haberleri daha sonra işe aldığı Mustafa Gökkılıç’a yaptırıyordu. Oysa Mustafa Gökkılıç, Abdullah Kılıç’dan çok daha uzun süre önce Habertürk TV’de işe başlamıştı.

CUMHURİYETTEN DE KOVULMUŞTU

Cumhuriyet Gazetesinde çalışırken aynı kurumdaki adliye muhabiri meslektaşını darp ettiği için kovulan Ecevit Kılıç da 2009’da Habertürk TV’de Haber Müdür Yardımcısı olarak göreve başladığı esnada haber müdürünün Oğuz Usluer olduğunu, sonrasında Cuma Ulus, Abdullah Kılıç, Bülent Ceyhan, Ertuğrul Erbaş, Erdal Şen, Nurullah Arıkan ve Rıdvan Bıyık’ın da aynı kurumda çalışmaya başladıklarını ileri sürdü.

Oysa Ertuğrul Erbaş hiçbir zaman Habertürk TV’de görev yapmadı. Bülent Ceyhan da Habertürk Gazetesinde çalışıyordu ve hiç bir zaman TV kanalında görev yapmadı. MİT krizi ve 17-25 Aralık soruşturmalarıyla ilgili haberlere eleştiri getirdiği için işten çıkarıldığını ileri süren Ecevit Kılıç’ın bu süreçte Habertürk TV’de çalışmadığı da ortaya çıktı. Evindeki doğalgaz patlaması nedeniyle uzun süre tedavi altında kalan Kılıç, daha sonra da Habertürk TV’den kovulmuştu.

HIZLI HABERCİLİK HAYATIN OLAĞAN AKIŞINA AYKIRI!

Tanıklardan Habertürk TV Editörü Mehmet Yeşilkaya ise 17 Aralık yolsuzluk soruşturmasıyla ilgili fezlekenin sabah erken saatlerde HabertürkTV’de olmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu savunarak meslektaşlarını suçladı. Oysa 17 Aralık yolsuzluk operasyonunu ve fezleke haberini ilk veren Habertürk TV değildi.  Yeşilkaya, 25 Aralık’ta ise 41 işadamına gözaltı kararının sadece Habertürk’te yayınlandığını ileri sürdü. 25 Aralık haberi bir çok haber kanalında ve internet sitesinde son dakika haberi olarak yer almıştı. Ayrıca 25 Aralık 2013 tarihinde NTV’de yayına katılan Erdoğan Bayraktar, istifa ettiğini açıklarken tüm talimatları dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’dan aldığını ve Başbakan’ın da istifa etmesi gerektiğini söylemişti.

Yine Habertürk TV Kültür Sanat Editörü Samed Karagöz de Abdullah Kılıç’ın bir haber sonrası, “Tayyip bey şimdi nasıl da küfür ediyordur. Üstadını nasılda yerle bir ettim” şeklinde ifadeler kullandığını ileri sürerek terör örgütü üyesi olduğunu iddia etmiş.

***

Tez’den hırsızlık yapılmış

Savcı Murat Çağlak’ın iddianamesinin tamamına yakını, Ankara’da 15 Temmuz darbe girişimiyle ilgili iddianameden, cemaate yönelik çatı iddianamesinden, Hrant Dink iddianamesinden, Hidayet Karaca’nın yargılandığı davada belgesi ortaya çıkarılamamış telefon konuşmasının geniş dökümü (ki görüşme gerçekten olmuş olsa bile mahkeme kararı olmadan elde edildiğinden delil kabul edilemez), Samanyolu TV’de yayınlanan dizi senaryosunda geçen replikler, Fethullah Gülen’in sohbetlerinden derlemelerden ve Gazi Üniversitesi’nda görevli öğretim görevlisi Zeynep Hazar’ın Basın Özgürlüğü ve Ulusal Güvenlik başlıklı tez çalışmasından yapılan ‘copy past’lardan oluşuyor. Savcı Çağlak’ın intihal yaptığı Zeynep Hazar’ın tezine hiçbir yerde atıfta bulunmuyor.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin