Varlık Fonu

ANALİZ | PROF. DR. MEHMET EFE ÇAMAN

Türkiye’de sistematik düşünme konusunda büyük sıkıntı var kanısındayım. Bu konudaki şüphelerim, Varlık Fonu’nun başkanlığına Erdoğan’ın kendisini, başkan vekilliği görevine ise damadı Berat Albayrak’ı atamasından sonraki tepkileri sosyal medya ve Türkiye’deki rejimin propaganda makinesi olan medyadan takip ettikten sonra iyice arttı. İnsanlar Erdoğan’ın bu fonun başkanlığına kendisini, vekilliğine de damadını atamasını yadırgadı. Anayasaya aykırı olmasından dem vuranlar, demokrasiyle bağdaşmamasına dikkat çekip, başka ülkelerle kıyaslayanlar, akademisyenlerin bu atamayı eleştirmemesini eleştirenler, hukukçulara veya yüksek mahkemeler ile üyelerine topu atanlar vardı. Ortak refleks, bu atamalardan insanların rahatsız olmalarıydı. Ben bu tartışmaları ve yorumları büyük bir şaşkınlıkla okudum. Kanımca bu tepkiler, ortalama bir canlının (insan demiyorum!) doğasında var olan temel dürtülerle bile çelişki halinde olmalı. Her canlı, kendisine zarar veren bir şey başına geldiğinde, o zarar veren şeyin etkisinden kurtulmak için çabalar. Bir tehlike gördüğünde kaçar veya avladı başka bir canlı tarafından elinden alınmak istediğinde, vermemek için mücadele eder. Susadığında (dürtüsü gereği) su içmek için harekete geçer. Kimi zaman su içilecek yer tehlikeliyse – mesela orada başka bir hayvan tarafından avlanma tehlikesi varsa – bile, var oluşunu devam ettirebilmek için bu riski göze alır. Bir bitki, güneş almasına engel olan bir ortam varsa, o ortamın dışına gövdesini çıkartarak fotosentez yapmaya çalışır. Tüm bu örneklerde, canlı önce kendisine zarar veren şeyin kaynağını teşhis eder, o kaynağı bertaraf etmeye, onu aşmaya, onun etki alanından kurtulmaya bakar. Kendine zarar verebilecek akut veya kronik bir faktörü kabullenerek kaderine razı olmaz. İnsan da bu temel güdülerle donatılmıştır. Dahası insanda, diğer canlılarda olmayan muhakeme yeteneği ve rasyonel akıl da vardır.

Normal olan her insan, Erdoğan’ın Varlık Fonu başkanlığına Erdoğan’ı ataması ve vekilliğine de damadını getirmesine şaşırmadan önce, analitik bir değerlendirmeyle, Varlık Fonu denen ucubenin nasıl ve kimin tarafından kurulduğunu sorgular. Bunun anayasaya ve anayasal temel düzene uygun bir tasarruf olup olmadığını düşünür, muhakeme eder. Normal olan her insan, öncelikle anayasanın nasıl bypass edildiğini, bunun hangi şartlarda meydana geldiğini, yürütme erkinin nasıl yargı erkinin bu tür kanunsuzluklara olur verdiğini, yasama erkinin nasıl bu tür usulsüzlüklere gözlerini kapadığını sorar. Normal olan biri, neden bu tür majör çürüme emarelerinin medyada es geçildiğini merak eder. Normal diye kabul edeceğimiz herkes, Varlık Fonu’nun yönetimine diktatörün kendisini ve damadını atamasından önce, diktatörün nasıl diktatör olabildiğinin sorgulanması gerektiğini bilir. “Neden televizyon parçalandı?” sorusu, eğer parçalanan televizyon parçalanma anında çökmüş olan bir binanın bir dairesindeyse, bu mantık kurallarına aykırı bir sorudur. Çünkü esas olan evin neden yıkıldığıdır. Ne neye neden oldu silsilesi, tümüyle insani bir davranış biçimidir. Zekâdan kaynaklı bir temel program, bize parçalanan televizyonun nedeninin sorgulanmasındaki mantık hatası konusunda bizi uyarır. Varlık Fonu’nun başkanlığı veya başkan vekilliği konusundan önce, hukuk devletinin ve anayasal düzenin ortadan kalkmış olması, birincil faktördür çünkü.

Aynı şey, seçimlerde de yapıldı. Yazmaktan parmaklarım uyuştu, o kadar yazdım yani! Dedim ki, arkadaşlar bu yapılan seçimler sadece bir tiyatrodur. Yüksek Seçim Kurulu, yüksek yargı organları, mahkemeler, bürokrasi, kolluk güçleri, istihbarat, her şey rejime bağlanmışken ne seçiminden bahsediyorsunuz? Adaylardan biri hapishanedeyken, zaten komedi filmi gibiydi seçim tahminlerinde bulunmak. İkinci gelen aday, seçimler öncesinde YSK önüne toplayacağı avukat sayısı ile alakalı abartılı ifadelerde bulunuyor, kahvehanelerde gördüğümüz üslupla meydan okuyordu. Defalarca yazdım buradan ve twitterdan.  Dedim ki, bu ortamda özgür bir seçim olamaz, CHP ve HDP boykot etsin bu seçimi. Bu görüşümün temelinde de, yukarıda izah etmeye çalıştığım mantık silsilesi vardı. Televizyonun parçaları, bir binanın yıkıntıları arasındaysa, televizyondaki hasarla ilgilenmek mantıksal, hatta zekâsal bakımından bir acizlik göstergesidir, kusura bakmayın!

İnsanımız sistematik düşünseydi, faşizm bu kadar yerleşmezdi

Mesela şu basit önerme, benim daha 2016’da Erdoğan’ın arkasında derin devletin olduğunu yazmama neden olmuştu. Ki şu anda daha yeni-yeni yazmaya başladı bazı meslektaşlar. “Erdoğan nasıl orduyu kontrol ediyor?”. Öyle ya, istediğiniz kadar karizmatik olarak algılanın, diktatörlükler veya otoriter yönetimler kolluk güçleri ve silahlı kuvvetlere hâkim oldukları sürece var olabilirler. Erdoğan kendi vasıtalarıyla bu imkâna sahip mi? Nasıl olsun? Eşyanın tabiatı dediğimiz şeyi bize haber veren mantık silsilemizdir. Bu bizde programlı bir şey! Bunu devre dışı bırakmak için ya bir çıkarınız olması lazım (ki o zaman da devre dışı bırakmıyorsunuz, yalan söylüyor, ya da rol yapıyorsunuzdur), veya bir zekâsal eksiklik olması gerekir! Erdoğan’ın Varlık Fonu başkanlığına kendini, vekaleten de damadını ataması olaylarında bir anomali yok. Anormal olan, bunu yadırgamak veya yadırgıyormuş gibi yapmak.

Faşizmle mücadele, gerçekleri kabullenmekle başlayacak. Yarın Erdoğan Anayasa Mahkemesi’ni kaldırırsa, “ah mahkeme, vah mahkeme” yazıları yazmayın. Çünkü anayasa mahkemesi, çöken binadaki televizyon! Varlık Fonu gibi! Üniversiteler gibi. Bağımsız yargı gibi. Bürokrasi gibi. Yahu, anayasa gibi, anayasa! Devlet o çöken bina işte. Daha nasıl anlatayım?

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin