Türkiye’nin Rus-İran istihbarat havuzuna dâhil olması ne demek? [Analiz-Göksel İlhan]

İstihbarat konusu, günümüzde dünyadaki en sorunlu coğrafyada varlığını devam ettirmeye çalışan Türkiye için hayati bir mesele. 60 yılı aşkın bir süredir NATO üyesi olan Türkiye’nin neredeyse tüm silah sistemleri batı kaynaklı. Doğal olarak da Silahlı Kuvvetlerin hem teşkilat yapısı hem de teknik altyapısı Batı ile entegre edilmiş durumdadır. İstihbarat konusunda da durum böyleydi ta ki 15 Temmuz darbe girişimi öncesine kadar.

15 Temmuz  darbe girişimi sonrası TSK’ya iki alanda operasyon yapılmıştır: Yetişmiş insan gücü ve istihbarat. Konuya ilgi duyanlar bilirler ki bir ordunun yetişmiş-yetkin personeli/insangücü ve istihbaratı yok ise, çokluğu ve hatta envanterindeki silahların teknolojisi bir şey ifade etmez. Asıl kuvvet çarpanları yetişmiş-yetkin personel/insangücü ve güçlü istihbarattır. TSK’daki insan gücü ve istihbarat kadrolarının derhal tasfiye edilip yerlerine kifayetsiz muhterislerin getirilmesi tesadüfi değildir.

Böylesi büyük ve genel tasfiyelerin sonuçlarını düşünmek gerekir.

İstihbarat uzun süredir budanıyor

İstihbaratla ilgili hazırlıkların, 15 Temmuz’dan önce başladığını söylemek mümkün. Ülke güvenliğinin olmazsa olmazı denebilecek hemen bütün ayaklarda bir ‘operasyon’ yapıldığı ortada. GES Komutanlığının 2012’de Erdoğan’ın her türlü işini yapan, ‘sır küpü’ MİT’e devredilmesi ilk aşama olarak okunabilir. Sonrasında darmadağın edilen Emniyet İstihbarata öncelik verilerek, güvenlik bürokrasisinin kulakları adeta tıkanmıştır.

Bu gün itibari ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin dış istihbaratında görev alacak yetişmiş ve yetkin bir kadrosu dolayısıyla da imkan ve kabiliyeti yoktur. Daha açık ifade edelim: Bugün Türkiye’nin dünyanın herhangi bir yerinde herhangi bir ittifak içinde  paylaşabileceği bir istihbaratı yoktur ve olamaz da, NATO istihbarat havuzundan (BICES) aldıkları hariç! Artık Türkiye’nin sadece elleri değil gözleri de bağlı, kulakları da tıkalıdır.

MİT sadece BAAS’çılık oynuyor

Fakat PKK ve IŞİD terörüyle mücadele dahil ülkenin savunması için gerekli her düzlemde felç edilen Türkiye istihbaratı, sadece bir alanda oldukça mahir: “Baas” istihbaratı. Bu istihbarat anlayışının son icraatı kendi vatandaşlarından internet abonelerinin özel bilgilerini bir takım teknolojileri kullanarak izlediği ve bunları kayıt altına alarak aboneleri fişlediği yönündeki iddialardır. İşte bu istihbarat; başkentinin göbeğinde defalarca bombalı eylem gerçekleştirilebilen Türkiye’yi,  sınırlarındaki  büyük  problemlerle birlikte bir iç savaşın eşiğine bilerek getirmiştir.

Rusya’yla aşk tazelendi

15 Temmuz darbe girişimi sonrası, ekserisi batı eğitimli ancak bilâ istisna tamamı Erdoğan’ın ‘Yeni Türkiye’ vizyonunu reddeden kadroların TSK’dan tasfiye edilmesiyle birlikte Ülke, artık görülür ve hissedilir bir şekilde eksen kayması ile karşı karşıya gelmiş ve Cumhuriyet Türkiyesi’nin batıya (AB, NATO..) dönük yüzü çoktan doğuya (Rusya, İran…) bakar hale gelmiştir. Platonik olmayan bu aşkın gereğini, öncelikle Erdoğan her türlü devlet onurunu ayaklar altına alarak yerine getirmiş ve takiben de Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Rusya’ya ve özellikle de Putin’e teşekkür ettiğini belirterek, “Gerçekten zor günlerde gerçek dostun kim olduğu belli olur derler ve Rusya, Türkiye’nin zor gününde gerçek dost olduğunu samimi bir şekilde gösterdi” diyerek, bu aşkı tüm dünyaya ilan etmiştir.

Yeni Türkiye’nin yeni aşkı ister istemez yakın akrabaları da etkilemiş ve Rus uçağını düşüren Türk pilot darbe girişimi sonrası hapse atılmış, yine Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu “Ben eşimle beraber Rus pilotun eşini ziyaret etmek isterim, üzüntülerimizi bir kere daha iletmek isterim” şeklinde açıklama yapmıştır. Aynı zamanda; İran dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’in Başdanışmanı ve eski İran Dışişleri Bakanı Ali Ekber Velayeti, Türkiye’de yaşanan darbe girişiminin; hangi ülkenin Türkiye’ye dost (Rusya, İran) hangi ülkenin düşman (ABD, NATO) olduğunu gösterdiğini söyleyerek, bu geçici aşkın nikahını kıymıştır.

Rusya bizi, NATO’ya karşı kışkırtıyor

Tabi ki yeni durumun yansımalarını ülkenin yatak odası sayılabilecek istihbarat alanında da görmek artık mümkündür. Rus parlamentosunun üst kanadı olan Federasyon Konseyi’nin Savunma Komitesi Başkan Yardımcısı Frants Klintseviç de İzvestiya’ya demecinde, Türkiye’nin kamuoyuna ilan etmeden Rusya, Suriye, Irak ve İran’ın oluşturduğu istihbarat paylaşım havuzuna dahil olduğunu söyledi. Klintseviç şöyle devam etti: “Türkiye bir NATO ülkesi olsa da darbe girişimindeki duruşu onu çok gücendirdi ki bazılarına göre bu darbe girişiminde Batılı süper güçler rol oynamış olabilir. Nitekim Erdoğan ve Türk hükümeti Rusya ile ilişki kurabileceklerini anladı.”

Bu yeni aşkı perçinleştirircesine bu hafta; teamüllerin dışında Orgeneral Akar’ın, trajikomik darbe girişimi gecesi oynanan ve üzerinden yaklaşık 4 ay geçmesine rağmen halen açıklanamamış olaylarda ‘partneri’ MİT müsteşarı Fidan’la Rusya ziyareti gerçekleşti.

Bir başka deyişle 15 Temmuz gününü neredeyse tamamen birlikte geçiren Hulusi Akar ve Hakan Fidan, Türkiye’nin Rusya-İran istihbarat havuzuna dâhil edilmesinden kısa süre sonra Rusya’ya ziyarete gidiyor ve orada da ‘samimi pozlar’ veriyor.

İstihbaratınız yoksa neyi paylaşacaksınız?

İşte bu noktada “istibarat paylaşımı” konusunu biraz açmamız gerekir. Allame-i cihan veya istihbaratçı olmaya gerek yok. Konu isminde net: İstihbaratınız olacak ve siz bu istihbaratınızı DOST ve MÜTTEFİK kabul ettiğiniz biri veya birileri ile YİNE ONLARDAN GELECEK OLAN İSTİHBARAT KARŞILIĞINDA paylaşacaksınız.

Peki Türkiye’nin dahil olduğu ittifakta DOST olduğu ve “İstibarat Paylaşacağı” ülkelere verebileceği bir istihbaratı var mı? 15 Temmuz sonrası gelinen noktada gösterildiği üzere bugün bu mümkün değil. Peki o zaman, diğer DOST ülkeler istihbarat üretemeyen Türkiye ile kendi istihbaratlarını neden paylaşacaklar? Sebep açık NATO istihbarat havuzu (BICES)!

Bir NATO üyesi olarak Türkiye, BICES’e dahil bulunmakta ve diğer NATO ülkeleri tarafından sağlanan istihbarata erişebilmektedir. Şimdi siz Türkiye olarak bu istihbaratı alıp NATO’nun kuruluş sebeplerinden en önemlisi olan SSCB varisi Rusya ve olağan şüpheli İran ile paylaşmaya kalkacaksınız. Bu çok hassas bir konudur ve hatta çok büyük bir skandaldır.

istihbarat1

NATO’nun tepkisi ne olacak?

NATO tarafından buna karşı en sert tedbirlerin alınmakta gecikilmeyeceği ve Türkiye’nin ittifak dışına dahi çıkarılabileceği unutulmamalıdır. Ayrıca; bu durumun, son günlerde NATO kadrolarında görevli batı eğitimli kalifiye personelin tasfiye edilmesi ve Rusya’dan hava füze savunma sistemi alınacağına ilişkin yapılan açıklamalarla iyice gerilen ve zayıflayan ittifakla olan bağlarımızın kopmasına neden olacağı aşikardır.

Bütün bunlara ilave olarak; sanki Türk Silahlı Kuvvetleri’nden binlerce subay, astsubay -hem de pilot ve kurmay subaylar olmak üzere TSK’ya operasyonel katma değeri sağlayan esas unsurlar- kaybedilmemiş gibi Suriye’de aktif olarak harekât icra edilmesi, Irak’ta ise hatırı sayılır yoğunlukta birliğin sınıra kaydırılması ile harekât emareleri verilmesi eşyanın tabiatına aykırı, akılla izah edilmesi mümkün olmayan bir tercihtir.

Özellikle Irak’ın -rızası olmaksızın- topraklarında yürütülecek harekât, Irak arka planında Türkiye’yi ABD ile karşı karşıya getirecektir. NATO üyesi Türkiye’nin Irak’la yaşayacağı çatışma neticesinde NATO’nun Türkiye tarafında yer almasını beklemek saflık olacaktır. Müteakiben Erdoğan’ın NATO’ya yönelik takınacağı tavrı ve bu tavrın Türkiye-Rusya ilişkilerinde balayı etkisi yaratacağını tahmin etmek pek zor olmasa da Türkiye’nin ittifak dışına kolayca çıkabileceği bu senaryo kısa vadede gerçekleşmesi en muhtemel senaryodur.

ABD, AB cephesi neden sessiz?

İstihbarat ekseninde yaşanan bu dengesiz gelişmeler, Türkiye’nin bir asırdır sürdürdüğü ittifaklarını ‘çocukça heveslerle’ harcama ihtimali, kısa sürede acı meyvelerini verebilir. Rusya-İran hattının bugüne kadar sürdürdüğü dış politika ve içerideki rejim yaklaşımları, Türkiye gibi modern ve Batı’ya açık bir ülkeyi kısa sürede açık hava hapishanesine çevirecektir (ki çevirmeye başlamıştır).

Dahası, NATO’nun istihbaratını kesmesi durumunda Türkiye, Suriye’de ve Irak’ta gözleri kör, kulakları sağır konumuna düşecektir. Bununla birlikte Türkiye’nin, NATO mevzilerini boşaltırken Rusya-İran mevzilerini büyük bir aşkla tahkim ve takviye ettiği şu günlerde, eski dostların neden bu kadar sessiz olduğunu, iyi düşünmek gerekir.

Türkiye, Sovyet Rusya’nın açık tehditlerine karşılık NATO’ya girebilmek için binlerce kilometre ötedeki Kore’de 718 askerini şehit vermişti. O zamanlar Sovyet Rusya’nın tehditlerini önemsemeyen, “Nasılsa aynı düşüncedeyiz” diye düşünen Çekoslovakya, Polonya gibi ülkeler daha sonra Sovyet işgali ile sarsılmıştı. Türkiye ise, celladının kollarına koşarak gidiyor…

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin