‘Türk usulü’ başkanlıktan ‘Erdoğan tarzı’ parlamenter sisteme!

ANALİZ | ADEM YAVUZ ARSLAN, WASHINGTON

Gerek etkisini her geçen gün daha da arttıran ekonomik kriz, gerekse de değişen uluslararası konjonktür nedeniyle sıkışan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘şapkadan’ ne tür bir tavşan çıkaracağı belli oldu: Yeni Anayasa.

Pazartesi günü yapılan kabine toplantısı sonrası kameraların karşısına geçen Erdoğan, “Türkiye’deki sorunların kaynağının darbeciler tarafından yapılan anayasa” olduğunu iddia edip “Ortaklarının da uygun bulması halinde yeni anayasa için harekete geçebileceklerini” söyledi.

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Hemen ardından da başta Adalet Bakanı Abdulhamit Gül olmak üzere partinin ağır topları yeni anayasa etiketleriyle mesajlar paylaşmaya başladılar.

Eğer akşam saatlerinde Boğaziçi Üniversitesi’nde yaşanan olaylar ve polis şiddeti gündemi domine etmese sosyal medyada “dünyanın en modern, en demokratik anayasası” vurgulu kampanyaları görecektik.

Peki ne oluyor? Erdoğan yeni anayasa söylemiyle neyi planlıyor?

SEÇİM STARTINI MUHALEFETİ KARIŞTIRARAK VERDİ

Anayasa ve Erdoğan’ın seçim çalışmalarına geçmeden şunu not düşmekte fayda var. Erdoğan ve müttefikleri hararetle yeni bir Gezi’nin yaşanmasını istiyorlar.

Erdoğan ve AKP’nin irrite eden söylemleri, polisin orantısız şiddeti ve MHP lideri Bahçeli’nin tehditleri muhalif kesimleri tahrik etmeye yönelik. Böylece gerginlik artacak, kutuplaşma büyüyecek ve Erdoğan seçmen kitlesini konsolide edecek!

Dolayısıyla Boğaziçi’nde yaşanan hadiseyi bu perspektiften görmekte fayda var.

Gelelim anayasa ve ittifak tartışmalarına.

Öncelikle şunun altını çizmek gerekir: Türkiye adı konmamış bir seçim sürecinde.

Erdoğan’ın son birkaç aydır yaptığı hamleler seçim kampanyasının parçası.

Erdoğan’ın ‘çok yönlü’ eylem planının bir ayağı muhalefetin içini karıştırmak bir ayağı da kendi saflarını tahkim etmek.

İşte yeni anayasa söylemi de bu kampanyanın başka bir ayağına denk geliyor.

Sırasıyla açalım:

CHP’de yaşanan istifa ve tartışmaları ‘siyasetin doğası’ olarak görenlerdenseniz Ankara’nın meşhur  ‘Bizans oyunları’na dair hiçbir fikriniz yok demektir.

Mesela CHP’li Mehmet Ali Çelebi’nin istifası.

Çelebi ve arkadaşları ‘parti içi demokrasi eksikliği’ ve ‘HDP ile yakınlaşma’ gibi bir dizi gerekçe sıralayıp istifa etti. Çelebi’nin ‘parti içi demokrasi’ söylemlerinin karşılığı olmadığı herkesin malumu.

Zira daha iki yıl önce bizzat Kemal Kılıçdaroğlu’nun kontenjanından — parti içi demokratik süreçleri ekarte ederek — seçilmişti.

CHP’nin o günden bugüne radikal bir dönüşümü olmadı. Aksine İstanbul ve Ankara zaferleri gibi çok önemli kazanımlar elde edildi. Yani Çelebi ve arkadaşlarının şu günlerde bir ‘aydınlanma yaşamaları’ akla yatkın değil.

İstifa etmeleri ve Muharrem İnce’nin henüz kurulmamış partisine geçecek olmaları ile Saray arasında bağ kuranlar da güçlü argümanlara sahipler.

Muharrem İnce’nin durumu ise ayrı bir tuhaflık.

Zira parti kuracağını söylüyor, yola çıkıyor ama partiden istifa etmiyor. Bir şekilde kendini ihraç ettirip ‘mağdur’ olmaya oynadığını düşünenler az değil.

Erdoğan’ın CHP’nin ‘içine’ yönelik hamleleri bunlarla da sınırlı değil.

Bir yandan emrindeki trol ve medya gücüyle Kemal Kılıçdaroğlu’na salvolar yapıyorlar. Bu arada şunu da not etmek lazım: CHP zaten içten içe kaynamasıyla meşhur bir parti.

Hatta Ankara’da çok anlatıldığı şekliyle “CHP’de aslolan seçim değil parti kurultayı kazanmaktır.”

Ankara kulislerine göre parti içi mücadelelere Saray’ın sağladığı gaz, az buz değil. Mustafa Sarıgül’ün son günlerde parti kurup sahaya inmesini de bu kapsamda görmek mümkün.

Erdoğan’ın Ümit Özdağ üzerinden İyi Parti’ye operasyon çekmesi de paralel bir süreç.

Bir yandan da HDP’yi kapatmaya yönelik hamleler tam gaz sürüyor.

Kısacası Erdoğan’ın muhalefeti bölme, konsantrasyonunu bozma ve bir araya gelemeyecek şekilde birbirine düşürme çalışmaları seçim kampanyasının bir parçası olarak sürecek.

ESKİLER RAĞBETE BİNDİ

Erdoğan’ın oyun planının diğer ayağı ise Cumhur İttifakı’nı büyütme üzerine kurulu.

Gerçekte MHP ve Perinçek ekibiyle kurduğu müttefiklik ilişkisinden çok da memnun değil ama şimdilik alternatifi yok. Aslında alternatif bulsa Perinçek’çilerin Silivri’ye doldurulması birkaç günlük iş Erdoğan için.

MHP ile ittifakı bozmak da birkaç açıklamaya bakar. Ancak Erdoğan’ın şu anda öyle bir lüksü yok.

Aksine mevcut ittifakı büyütmek zorunda. Bu yüzden Saadet Partisi ve adı sanı duyulmayan küçük partilerle ittifak görüşmeleri yapıyor.

Saadet’te Oğuzhan Asiltürk hamlesi ile istediğini almış gözüküyor. Normal şartlarda yaşadığını bile bilmediğimiz Asiltürk, genel başkan Temel Karamollaoğlu’nu saf dışı edip ittifak açıklamaları yaptı. Saadet Partisi içinden bir kısım çevreler Erdoğan’ın hamlesine tepkili olsa da parti şimdiden ikiye bölünmüş halde.

Özetle, Erdoğan bir yandan mevcut ittifakı tahkim etmenin, büyütmenin hesabını yaparken öbür yandan da muhalefeti mikser gibi karıştırıyor.

REFORM OLMADI ANAYASA İLE OYALANIN

Gelelim anayasa söylemine.

Malum olduğu üzere ‘veliaht’ Berat Albayrak’ın istifa edip ortadan kaybolduğu günlerde Erdoğan kıvrak bir hamleyle ‘reform’ söylemini ortaya atmıştı. O gün bugündür hükümet üyeleri ve medyadaki sözcüleri ‘reform’ türküsü söylüyorlar.

Ama henüz ortada bir şey yok.

Saray kontenjanından Hürriyet’te yazan Abdulkadir Selvi’nin Pazartesi günü yazdıklarına göre AKP MYK’sında konu görüşülmüş.

Selvi’nin ‘kitap yapılsa manifesto olur’ dediği maddelerde reform adına bir şey yoktu.

Aksine satır araları skandallarla dolu.

Mesela Selvi’nin aktardığına göre yargılama yapılırken “hakimlere takdir hakkı verilmesi üzerinde” durulmuş. Gerçi mahkeme kararlarının Saray’dan yazıldığı bir dönemde hakimlere takdir hakkı verilmesi büyük bir aşama olarak görülebilir.

Ancak şunu unutmamak lazım: Erdoğan’ın reform söylemi hem AKP içindeki huzursuzları, hem ülke içinde yükselen memnuniyetsiz kitleleri hem de Avrupa-ABD hattını oyalamak için ortaya atıldı.

Reform söylemlerinin yeterli olmadığı noktada ise devreye ‘yeni Anayasa’ sokuldu. Erdoğan’ın yeni anayasa söylemiyle yapacağı ise şu:

‘Türk usulü Başkanlık’ diyerek ortaya attıkları ucube sistem çöktü. Erdoğan bu şartlarda yeniden başkan seçilemediği gibi mevcut seçim sistemi yeniden aday olmasını da engelliyor.

O yüzden ‘yeni Anayasa yapıyoruz’ diyerek başta seçim barajı ve seçim sistemi üzerinde oynayarak kendi başkanlığını garantiye alacağı bir düzenin yolunu yapacak.

Bu esnada kimilerinin ‘güçlendirilmiş parlamenter sistem’ dediği ancak gerçekte ne olduğunu kimsenin bilmediği ‘yeni model’ tartışmaları ortaya atılacak.

Doğal olarak ittifak denklemleri yeniden kurulacak.

Aynı anda ‘yeni, demokratik şeffaf bir anayasa yazıyoruz’ diyerek Biden yönetimine karşı koz elde etmeyi umuyorlar. Çünkü bütün girişimlere rağmen Biden yönetimi ile istenilen kanal açılamadı.

Bir başka ifadeyle ‘yeni Anayasa’ söylemi Biden’a karşı zaman kazanma hamlesinden ibaret.

‘Türk usulü Başkanlık’ diyerek getirdikleri ucube bir sistemden sonra ‘Erdoğan tarzı bir parlamenter sistem’ göreceğiz. Yasal çerçevesi ve uygulaması Erdoğan tarafından belirlenen, tek adam rejimini kamufle etmeye yönelik bir model dayatılacak.

Yani heyecan yapacak bir şey yok.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin