Türk siyaseti ısınıyor!

YORUM | Doç. Dr. MAHMUT AKPINAR

Yerel seçimlerde AKP’nin büyük kentleri kaybetmesi sonrası Türk siyaseti hareketlenmeye başladı. Erdoğan’ın geçersiz ve kabul görmeyen bahanelerle İstanbul seçimini tekrar ettirmesi, ardından İmamoğlu’nun daha büyük farkla yarışı göğüslemesi, son yerel seçimlerin ulusal ve önemli sonuçlar doğurmasına neden oldu. Seçim, belediye başkanı seçmenin çok ötesinde bir anlam kazandı.

Bu seçimle birlikte:

    • Erdoğan adeta kendisini güven oyuna sundu ve millet güven vermedi. Binali Yıldırım seçimin yerel (İstanbul’da) kaybedeni olsa da, Erdoğan genel kaybedeni oldu. İnsanlar Erdoğan’ı hukuksuz, adaletsiz, dayatmacı ve kibirli tavrı nedeniyle cezalandırmak istedi ve açık bir ders verdi.
    • Siyaseten Erdoğan’ın “yenilmezlik” algısı yıkıldı ve “her seçimi kazanan güçlü lider!” figürü ciddi hasar aldı. Son 5 yılda adeta Tek adam rejimi kuran Erdoğan’ın büyüsü bozuldu.

  • Ekrem İmamoğlu sadece bir belediye başkanı değil, adeta Erdoğan’a rakip yeni bir ulusal lider olarak ortaya çıktı. Şimdiden cumhurbaşkanı adayı görülmeye başlandı. İmamoğlunun bu yükselişinin şüphesiz Türk siyasetine ve CHP içi dengelere farklı etkileri olacaktır.
  •  İmamoğlunun ortaya koyduğu yapıcı, kucaklayıcı dile ve siyaset anlayışına seçmenin verdiği prim insanların gerilimden, kavgadan bıktığını ve huzur aradığını gösterdi. Bundan sonra gererek, bölerek, ayrıştırarak siyaset yapma yöntemi kabul görmeyecektir.
  • Seçimi müteakip AKP içinde Erdoğan sorgulamaları hızlandı; daha da hızlanacaktır. Partiyi mutlak ve tek başına kontrol etme çabasındaki Erdoğan’a karşı parti içi muhalefet yükselecektir.
  • Gerek medyada, gerekse halk arasında Erdoğan’ı eleştirme, aleyhinde söz söyleme anında cezalandırılan, hapisle sonuçlanan bir tabuya dönüşmüştü. Seçimden sonra insanlar Erdoğan’ın kurduğu korku duvarını yıkmaya başladı. Giderek daha sert ve net eleştirilerle muhatap olacaktır Erdoğan.
  • Bu seçimi müteakip bürokratlar ve yargıçlar artık Erdoğan’ın ve ekibinin hukuksuz, yasalara aykırı talimatlarını dinlememeye başlayacaktır. Hukuksuz iş ve işlemlerden dolayı hesap verme endişesi onları da saracaktır. Erdoğan sonrası yasaların/hukukun işlediği bir dönemin geleceğini düşünerek baskılara boyun eğmeyecek, politik, yanlı kararlardan uzak durmaya çalışacaklardır.
  • Bu seçimler kontrol ettiği bütün kamu gücüne, kullandığı devasa medya araçlarına rağmen Erdoğan’ın halkı ikna edemediğini, büyük güven kaybı yaşadığını göstermiştir. AKP’nin gerçeklikten ve toplumdan koptuğu ortaya çıkmıştır.
  • Dünya, siyaseten güçlü olduğu için Erdoğan’ın tehditlerine, diplomatik olmayan davranışlarına katlanıyor ve ilişkileri bozmak istemiyordu. Bundan sonra Erdoğan dış aktörler nezdinde de eski gücünde/etkisinde olmayacaktır. AB, NATO gibi uluslararası aktörler ve demokratik batı ülkeleri Erdoğan iktidarının antidemokratik, hukuk dışı uygulamalarına ve otoriter blokla iş tutmasına daha açık ve net tepki verecektir.
  • 17/25 sonrası siyasi gücü ve topluma etkisi nedeniyle Erdoğan’la “kazan-kazan” formülüne dayalı işbirliği yapan bürokrasi-yargı içindeki ulusalcılar/Ergenekoncular çok da hazzetmedikleri bu işbirliğini uygun buldukları bir zamanda bozarak Erdoğan’ı daha fazla sırtlarında taşımak istemeyeceklerdir.
  • İktidarın nimetlerinden yararlanma mukabili Erdoğan’a koltuk değneği olan MHP içinde partinin politikaları ve Bahçeli daha sert sorgulanacaktır.
  • Bu seçimler AKP’nin Öcalan atraksiyonuna ve kandırma çabalarına rağmen Kürt seçmenin gayet dengeli ve bilinçli olduğunu ortaya koymuştur. HDP seçmeni dar siyasi çıkarlara yönelik ve partizan davranmayıp ülke/demokrasi/hukuk yararına tercihte bulunarak Türkiye partisi olma yönünde önemli bir adım daha atmıştır.
  • Seçmen, siyasal partiler oyuna, hakkına sahip çıktığında sandık dışında çevrilen oyunlarının önüne geçileceği, demokrasinin tecelli etmesinin engellenemeyeceği anlaşılmıştır.

Peki bundan sonra siyasette nasıl bir hareketlenme olur? Kimlerin şansı var? Erdoğan iktidarı değişir mi?

Erdoğan’ın büyüsü bozuldu, halk nezdinde çok hızlı güç ve itibar kaybediyor. O’nun erozyonuna mukabil erken seçim arayışları artacaktır. Nitekim bu yıpranmayı gören eski AKP’liler parti kurmak için kolları sıvamışlardır. Erdoğan da güçlü diğer siyasi liderler, figürler gibi er-geç siyaset mezarlığında yerini alacaktır.

İmamoğlu’nun bireysel başarısına ve olumlu çıkışına rağmen CHP’nin iktidar alternatifi olabileceğini düşünmüyorum. CHP içinde hala 1930’ların kafasını yaşayan laikçi, Kemalist, ulusalcı bir kesim var ve bunlar CHP ne zaman halka biraz yaklaşsa ortaya çıkıyor. Partinin kabuğunu kırmasına, halkla bütünleşmesine engel oluyor. CHP değişim gerekliliğini kavrasa dahi bu etkili odaklar nedeniyle “seçkinci, toplumdan kopuk parti!” imajını düzeltemiyor. Son dönemde ülkede ulusalcı, Kemalist, laisist söylemlerin yükselişi dikkati çekiyor. Anlaşılıyor ki Cumhuriyet boyunca ayrıcalıklara sahip olmuş bazı kesimler Erdoğan sonrası yeniden düzenlerini sürdürme hayali kuruyorlar. CHP bu kesimi aşabilir, halkla bütünleşebilirse gerçek bir Halk Partisi olabilir. Ama Erdoğan nefretinden oluşan yönelişi kendi kazanımı, “halkın CHP’ye ilgisi” gibi anlarsa bu değişimi asla yapamaz. Kısa ve orta vadede CHP’nin yapacağı en iyi iş etkili muhalefet etmek ve Erdoğan’ın söylemlerine takılmayıp iktidarı ciddi şekilde eleştirmek ve denetlemek olarak görünüyor.

Davutoğlu’nun kuracağı partinin AKP’den çok şey koparabileceğini ve etkili bir parti olacağını sanmıyorum. Zira Davutoğlu hayalci, polyannacı görülüyor. Ülkenin dış politikada içine düştüğü hal büyük oranda Davutoğlu’nun eseri. Suriye’deki her acıda Davutoğlu’nun vebali var. Ayrıca %50’ye yakın bir oranla halk tarafından seçilip başbakan koltuğuna oturtulmuş iken aldığı oylara sahip çıkamayan, koltuğunu koruyamayan bir siyasetçiye toplum güvenmez, inanmaz! Erdoğan’a karşı mücadele edebileceğini düşünmez.

Arkasında Abdullah Gül’ün olduğu Ali Babacan hareketinin AKP’yi ve Erdoğan’ı ciddi zorlayacağını düşünüyorum. Eğer Özal’ın 4 eğiliminde olduğu, AKP’nin ilk hükümetinde yaptığı gibi farklı görüş ve anlayıştan etkili insanları partide toplayabilir, tekrar demokrasi-hukuk getireceğine insanları ikna edebilirse AKP’nin korkulu rüyası ve iktidara aday olabilir. Babacan her ne kadar cesur, koparıcı görülmese de halk nezdinde güven duyulan ve itibarı olan; mantıklı, dengeli görülen bir siyasetçi. Ekonomi O’nun döneminde çok başarılıydı. Ali Babacan yaptığı görevlerde herkesin takdirini kazanan işler yaptı. Öte yandan kişisel ve ailevi açıdan bir şaibesi, yolsuzluğu, usulsüzlüğü bilinmiyor. Hep nitelikli insanları buldu ve onlarla çalıştı, önemli bürokratlar yetiştirdi. Davutoğlu uluslararası siyasette de sevimsiz ve itici bulunurken Babacan çalışılabilir ve güven veren bir siyasetçi olarak görülüyor.

Ben Erdoğan’ın Davutoğlu’ndan ve CHP’den çekindiğini sanmıyorum. Ama Babacan AKP’de taşları yerinden oynatacaktır. Bu yeni oluşum demokrasi, hukuk, ekonomik istikrar arayan muhafazakar ve liberal kesimleri cezbedecek, yolsuzluktan, usulsüzlükten, kibirden bıkmış kitleye adres olacaktır. Gül destekli Babacan’ın Erdoğan’ın korkulu rüyası olduğunu ve nasıl önlerini keserim, nasıl satın alırım veya tehditle nasıl sindiririm diye yollar aradığını düşünüyorum.

Türk siyaseti ısınıyor ve hareketleniyor. Yeni aktörler alana indikçe ortam daha da ısınacak, eleştirilerin dozu artacak ve parlamenter sisteme geri dönme yanında erken seçim kaçınılmaz olarak gündeme gelecektir.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin