Trump, Tweet atmasın da ne yapsın!

AMERİKA GÜNLÜĞÜ | ADEM YAVUZ ARSLAN

Eğer Türkiye gibi basın ve ifade özgürlüğü bakımından yerlerde sürünen bir ülkeden, Amerika gibi bu konuda zirvelerde dolaşan bir ülkeye gelmişseniz haliniz harap. Çünkü aradaki uçurum o kadar büyük ki, bırakın iki ülke arasındaki farkları açıklamayı, kıyaslarken bile yoruluyorsunuz.

Hele bir de Amerikalı meslektaşlarınıza atığınız tweetten, yazdığınız köşe yazısından ya da yaptığınız televizyon programından dolayı müebbet hapisle gıyabınızda yargılandığınızı, en çok da ‘Cumhurbaşkanına hakaret’ suçlamasına muhatap olduğunuzu anlatırsanız işler iyice karışıyor.

Zira Amerikalı meslektaşlar ‘olayı’ kavrayamıyorlar. Şaşkın şaşkın bakıp ‘Nasıl yani?’ diyorlar.

Aslında haksız değiller.

Çünkü ABD fikir ve ifade özğürlüğünü adeta kutsayan bir ülke. Anayasanın meşhur ‘First Amendment’ yani birinci ek maddesi bu konuyu düzenliyor. En geniş anlamıyla serbestlik tanınırken Kongre’nin basın ve ifade özğürlüğünü kısıtlayacak yasa yapmasına da engel getiriliyor. ABD’nin ‘kurucu babaları’na göre basın özgürlüğü demokrasi için olmazsa olmaz.

Üstelik mevzu sadece Anayasa ile kalmıyor. Yüksek Mahkeme’nin dünyaya örnek olacak ifade özgürlüğü içtihatları var.

Buraya kadar anlattıklarım için ‘biz bunları duymuştuk, zaten  sen de sık sık yazıyorsun’ diyebilirsiniz. Ancak şimdi anlatacaklarımı muhtemelen duymamışsınızdır. İtiraf etmek gerekirse ben de bilmiyordum.

Açtım, okudum ve ‘vay be’ dedim.

Meğerse ABD yasaları siyasetçi ve bürokratlara ‘basın yoluyla hakaret davası’ açma izni vermiyormuş. Yani bir siyasetçi çıkıp gazetecilere ‘bana hakaret etti’ diye dava açamıyor.

Böyle bir yasa neden var, Yüksek Mahkeme neden siyasetçilere engel koyuyor anlatacağım. Çünkü daha önce bu köşede yazdığım ‘Amerika Günlüğü’ yazılarında olduğu gibi burada da alınması gereken dersler var.

New York Times hafta içinde nefis bir habere imza attı. Trump’ın 3 yıllık Twitter performansını analiz eden gazete, ortaya çıkan çarpıcı sonuçları da muhteşem bir grafikle okurlarına aktardı. 11 binden fazla tweeti inceleyen gazeteciler ilginç istatistiklere ulaştılar. Alt başlıklar açmak ve konuyu yaymak mümkün. Ancak bizim meselemiz basın özgürlüğü ve siyasetçilerle ilişkiler olduğu için bu konuyla ilgili olanlara bakalım.

Trump’ın en çok tweet attığı iki başlıktan birisi medya.

Tam 1308 twette doğrudan medyaya saldırmış. Hatta 36 tweette “Medyayı halkın düşmanı” olarak tanımlamış. ‘Yandaş medyası’na övgüler dizdiği 800 civarında tweeti var. Trump’ın medyaya saldırdığı tweetlerinin bir çoğu ‘Sad!’ diye bitiyor. Bu da başkanın psikolojisinin yansıması çünkü Trump çok istese de gazetecilere hakaret davası açamıyor.

Özetle olayın hukuki süreci şöyle;

Gazetecilerin yazdıklarından dolayı yargılanıp yargılanamayacakları tartışması 1700’lere kadar uzanıyor. O dönemin gazetecilerinden Peter Zenger dönemin İngiliz valisini eleştirince hakkında dava açılıyor. Ancak gazetecinin avukatı ‘gazetecilerin gücün keyfi kullanımını deşifre etmelerinin temel bir hak olduğu’ tezini işliyor. Mahkeme gazeteciye beraat verirken bugüne kadar uzanacak olan ‘Zenger İçtihadı’nın temelini atmış oldu.

Yasanın son halini veren tartışma ise 1960’larda.

New York Times ile Alabama Eyaleti yönetimi (New York  Times v. Sullivan davası) arasındaki tartışma yüksek mahkemenin önüne gelir. Yüksek Mahkeme 1964’te 9 üyenin de oy birliği ile şu kararı alır ; “Hiçbir kamu görevlisi basın yayın kurumlarının haberlerine, bu haberin içeriği yanlış bile olsa, yayıncının yayın sırasında  doğrusunu bildiği halde art niyetle yalan yazdığını somut delillerle ispatlamadıkça basın yoluyla hakaret davası açamaz”

Yüksek Mahkeme’nin 1964 tarihli kararı Amerikan medyası için bir dönüm noktası oldu.

Bu kararın verdiği güçlü ülke tarihinin en tartışmalı haberlerini rahatlıkla yazabildiler. Mesela Vietnam Savaşı’na dair halka yalan söylendiğinin haberleştirildiği Pentagon Papers böyle bir cesaretin ürünü. Watergate Skandalı, İran-Kontra skandalı, Bill Clinton-Monica Lewinsky skandalı ve Trump’ın bitmek bilmeyen skandalları bu düzenleme sayesinde haberleştirilebildi.

Gerçi Başkan Trump bu yasadan çok şikayetçi.

New York Times ve CNN ile yaptığı tartışmalar sonrası sık  sık ‘bu yasanın artık değişmesi lazım’ diyor. Özellikle kendisini çok rahatsız eden her haber sonrası ‘artık bu yasa değişmeli’ diyerek gazetecilerin özgürce haber yapmasından duyduğu rahatsızlığı saklamıyor.

Trump’a göre gazeteciler politikacılar hakkında ‘bu kadar rahat’ yazıp çizmemeli!

Burada şu notu düşmekte fayda var; Yüksek Mahkeme’nin bu kararı sonrası dava açan politikacı yok mu? Mahkemenin ne yönde karar vereceğini bile bile dava açan siyasiler var. Mesela Trump başkan olmadan önce bazı gazetecileri dava etti.

Ancak kazanabildiği bir dava olmadı.

Bazı Amerikalı siyasiler bu yasanın etrafından dolanıp gazetecileri baskı altına almak istese de ABD yargısı her defasında basın özgürlüğünü koruyan kollayan kararlara imza attı. Hatta Amerikan yargısı çıtayı bir adım daha yükseğe koyup ‘bu ülkede gazetecilik yapan, Amerikan medyasında çalışmayan yabancı gazetecileri’ de bu kapsama aldı.

Şöyle ki; mesela benimde aralarında bulunduğum çok sayıda gazeteci, Erdoğan rejiminin hedefinde. Yazdığımız her haber, köşe yazısı ya da sosyal medya paylaşımları nedeniyle ‘Cumhurbaşkanına hakaret’ davası açılıyor. Hatta bizim bir şey paylaşmayıp başkasının paylaşımını rt etsek bile akıbetimiz değişmiyor. Türkiye’de açılan davalarda ABD’ye gönderilen evraklar ise ABD makamlarınca ‘Bu suçlama ifade özgürlüğü kapsamındadır” diyerek işlemsiz bir şekilde geri yollanıyor.

Türkiye’de Erdoğan ‘gık’ diyenin tepesine çökerken (Cumhurbaşkanına hakaret iddiasıyla on binlerce soruşturma açıldı, binlerce dava var) mevkidaşı Trump dava filan açamıyor. Ancak twitter’da gazetelere, gazetecilere saldırıyor.

Bir başka ifadeyle Trump’ın elinden tweet atmaktan başka bir şey gelmiyor.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin