Tekâlif-i Milliye Emirleri neden çıkarıldı?

YORUM | Dr. YÜKSEL NİZAMOĞLU

Bir İngiliz seyyah olan George William Frederick Howard, 1853’de İstanbul’a gelmiş, aylarca burada kalarak günlük tutmuş ve izlenimlerini bir kitap olarak yayınlamıştı. Howard’ın seyahatinde dikkatini çeken hususlardan birisi de Osmanlı padişahı ve devlet erkânının “lüks ve israf” tutkusuydu. 

Howard dönemin padişahı Abdülmecid tarafından Balyan ailesine inşa ettirilmekte olan Dolmabahçe Sarayı’nı gezmiş ve birçok ekonomik sıkıntıyla boğuşan bir devletin başka saraylar varken yeni bir saray inşa ettirmesini anlayamadığını yazmıştı. 

Howard’ın seyahati bir Ramazan Bayramı’na tesadüf etmiş ve benzer bir sorgulamayı “şatafatlı bayram şenlikleri” için yapmış ve kendi kendine yetemeyen bir devletin bu gösteriş merakını anlayamamıştı. 

Osmanlı Maliyesinin Çöküşü

Ekonomik durumu gittikçe kötüleşen Osmanlı Devleti yanlış malî politikaları devam ettirdi. Bunun sonucu olarak da Kırım Savaşı sırasında 1854’de İngiliz ve Fransız piyasalarından borçlanarak ilk defa dış borç aldı. Ancak bir süre sonra bu paraların faizini bile ödeyemeyecek duruma düştü. 

Bu sıkıntılar Osmanlı Devleti’nin mali iflasını ilan etmesiyle sonuçlandı ve 1875’de Sadrazam Mahmut Nedim Paşa borçların ancak bir kısmının ödenebileceğini açıkladı. Abdülhamit zamanında da Düyun-ı Umumiye İdaresi kurularak alacaklı devletler alacaklarını kendileri tahsil etmeye başladılar. Abdülhamit devrinde 1877-1878 Osmanlı-Rus ve 1897-Osmanlı-Yunan Savaşı dışında savaş olmadı. Ancak ekonomi yine rayına girmedi.

Osmanlı Devleti 1911’den itibaren önce Trablusgarp ardından Balkan ve sonrasında da Birinci Dünya Savaşı’na girdi. Bu savaşlar zaten iyi olmayan ekonomiyi iyice çökertti. 

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Ankara Hükümeti’nin Bütçeleri

Mondros Ateşkesi sonrasında İtilaf devletlerinin işgalleriyle başlayan Millî Mücadele’nin temel problemlerden birisi malî meselelerdi. M. Kemal Paşa’ya Samsun yolculuğuna çıkacağı gün kendisi ve karargâhında bulunan kişiler için Dahiliye Nezareti tarafından ancak 25.000 Lira verilebilmişti. 

Erzurum ve Sivas Kongresi delegelerinin yol masraflarını Müdafaa-i Hukuk cemiyetleri karşılamış, Sivas Kongresi sırasındaki masraflara da halk yardımcı olmuştu. 

İstanbul’un işgali üzerine Ankara’da açılan TBMM’nin çözmesi gereken problemlerin başında Millî Mücadele’nin finansmanı gelmekteydi. Doğu cephesi komutanı Kâzım Karabekir yerel kaynaklardan ordusunun masraflarını karşılasa da Batı cephesindeki ordunun silah, cephane ve iaşe ihtiyaçlarının karşılanması, memurların ve emeklilerin maaşlarının ödenmesi gerekmekteydi. İlk çıkarılan kanunların birçoğunun malî içerikli olması, dönemin ekonomik şartlarının bir sonucuydu. 

İlk tedbir olarak Anadolu’daki Osmanlı ve Ziraat bankalarıyla Düyun-ı Umumiye ve Reji idarelerinin kasalarındaki paraları, İstanbul’a göndermeleri yasaklandı. Ayrıca TBMM, işgal bölgeleri dışındaki yerlerde vergileri toplamaya başladı. Malî harcamaların bir düzen içinde yapılması gerekliydi ve bunun için bütçeye ihtiyaç vardı. Ancak dönemin olağanüstü şartları nedeniyle bütçeler, “yapılan harcamaların onaylanması” şeklinde gerçekleşti. 

23 Nisan 1920’de açılan TBMM’nin ilk bütçesi 1921 Şubat’ında onaylanabilmişti. Bütçenin %43,7’si Milli Müdafaa Vekâleti’ne ayrılmış; Jandarma, deniz kuvvetleri ve imalat-ı harbiye bütçeleri de ilave edildiğinde savunma harcamaları bütçenin %53’ünü bulmuştu. 

1921 ve 1922 bütçelerinde de durum farklı değildi. 1922 Şubat’ında kabul edilebilen 1921 bütçesinin %62’si, 1922 bütçesinin de büyük kısmı askerî harcamalara ayrılmıştı. 

Tekâlif-i Milliye Emirleri

Kurtuluş Savaşı boyunca TBMM Hükümeti’nin çok ciddi malî kaynağa ihtiyacı vardı. Çözüm olarak para basma gündeme geldiyse de olumsuz etkilerinden dolayı bundan vazgeçildi. Diğer bir çözüm, borç para almaktı. Ancak İngiltere, Fransa ve İtalya ile mücadele halinde olunması, Almanya’nın da kendi ekonomik problemleriyle uğraşması nedeniyle bu mümkün değildi. 

Geriye Anadolu halkına yeni vergiler konulması kalıyordu. Uzun süre bu yola da başvurulmadı. Ancak Kütahya-Eskişehir Muharebelerinde yaşanan mağlubiyet ve sonrasında ordunun Sakarya’nın doğusuna çekilmesi, olağanüstü tedbirleri gündeme getirdi. 

Mağlubiyet sonrasında Birinci ve İkinci İnönü Muharebeleriyle ortaya çıkan olumlu hava tersine dönmüş hatta TBMM’nin Kayseri’ye taşınması gündeme gelmişti. Yine bu yenilgiyle tam hasat mevsiminde üç önemli şehir Eskişehir, Kütahya ve Afyon elden çıkmıştı. 

Bu ortam 5 Ağustos 1921’de Başkomutanlık Kanunu’nun çıkarılarak TBMM’nin bütün yetkilerinin M. Kemal Paşa’ya verilmesiyle sonuçlandı. Paşa böylece kanuna ihtiyaç duymadan ordunun ihtiyaçlarını karşılama imkânı elde etti. M. Kemal’in ilk icraatı da Tekâlif-i Milliye Emirleri’ni çıkarmak oldu. 

Bu emirlerle halkın elindeki ürünlerin, malların ve malzemelerin bir kısmını Hükümete vermesi kararlaştırılmaktaydı. Emirlerin içeriğine bakıldığında ölüm kalım mücadelesinde “son çare” olarak başvurulan tedbirler paketi olduğu çok açıktır. 

Bu kapsamda her ilçede bir Tekâlif-i Milliye komisyonu kurulacak ve işlemler bu komisyon tarafından yapılacaktı. Emirlere göre her ev birer kat çamaşır, birer kat giyecek ve çarık hazırlayacaktı. Tüccarın elinde bulunan kumaş ve eşyalarla gıda maddelerinin yüzde kırkına bedeli sonradan ödenmek üzere el konulacaktı. Halk elindeki taşıtlarla her ay ordu için ücretsiz olarak yüz kilometrelik ulaşım üstlenecek, elindeki silah ve cephaneyi de üç gün içinde teslim edecekti. 

Halkın elindeki benzin, vakum, gres yağı, otomobil ve kamyon lastiği, tutkal, telefon makinesi, kablo gibi malzemelerin de yüzde kırkına el konuluyordu. Ayrıca doğabilecek problemleri çözmek için Konya, Eskişehir, Kastamonu ve Samsun’a İstiklal Mahkemeleri görevlendiriliyordu. 

Görüldüğü gibi bu emirler savaş ortamında çıkarılmış ve dönemin şartlarına rağmen el konulan malların bedelinin daha sonra ödeneceği belirtilmişti. Gerçekten de bu miktarlar kademeli olarak 1929 yılına kadar geri ödenmiştir. 

SSCB ve Hint Müslümanlarının Yardımları 

 TBMM Hükümeti Millî Mücadele esnasında “dış borçlanma” yapmasa da çeşitli dış yardımlar aldı. Bu yardımların başında Sovyet Rusya’nın yardımları geliyordu. Savaşın başında Enver Paşa’nın kendisinden bir yaş küçük amcası Halil Paşa (Kut) Moskova’ya giderek yardım talebinde bulunmuş ve Rusların verdiği 100.000 altın rubleyi Ankara’ya teslim etmişti. 

Rusların yardımları bundan sonra da devam etti ve silah, cephane dışında nakit yardımların toplamı 10 milyon altın ruble oldu. Alptekin Müderrisoğlu’nun yaptığı hesaplamalara göre Millî Mücadele esnasında yapılan harcamaların %8,8’i Sovyetlerin yaptığı yardımlardan karşılanmıştı.  

Sovyet Rusya dışında diğer önemli yardım Hint Müslümanlarının para yardımı oldu. Hint Müslümanları oluşturdukları “Hindistan Hilafet Komitesi” adına M. Kemal Paşa’ya toplam 675.494 Lira gönderdiler. Paşa bu parayı Osmanlı Bankası’nda kendi adına tuttu ve bir kısmını Büyük Taarruz sırasında ihtiyaç sahibi halka dağıttı. Bu miktar daha sonra maliye tarafından kendisine geri verildi. M. Kemal de bu paraları Orman Çiftliği’nin kurulmasında ve İş Bankası’nın kuruluşunda sermaye olarak kullandı.  

Bunlar dışında savaş sırasında Ankara Hükümeti’ne Azerbaycan ve Kıbrıs Türklerinden, İsviçre ve Amerika’da yaşayan Türklerden nakdi yardımlar yapıldı. 

Dönemin ağır ekonomik şartları nedeniyle tasarruf tedbirlerine başvurulması zorunluydu. Bu nedenle memurların mesaisi, uzun süre soba ve gaz lambası yakılmasını ve yemek tatilini engellemek için 10.30-16.30 olarak belirlenmişti. Önemli olmadıkça telgraf çekilmemesi, zaruri durumlarda ise metnin çok kısa olması istenmişti. Alınan tasarruf tedbirlerinden birisi de “Men-i Müskirat Kanunu’nun” çıkarılarak alkollü içki tüketiminin yasaklanmasıydı. 

Gerçekler Yerine 

Türkiye on sekiz yıldan bu yana AKP tarafından yönetiliyor. İktidar, “Dünya lideri ülke” propagandası yapsa da birçok ülke “Koronavirüs Krizi” nedeniyle halkını destekleyen paketler açıklarken daha krizin başında halkın yardımına başvurmak zorunda kalındı. Hatta yardım toplamak için Kurtuluş Savaşı yıllarında son çare olarak çıkarılan Tekâlif-i Milliye Emirleri örnek gösterildi. 

Bu tabloya rağmen halkın önemli bir kısmı, Türkiye’nin dünyanın önde gelen ekonomilerinden birisi olduğuna inanmaya devam ediyor. Türk toplumunun eğitim seviyesindeki artışa karşılık; gerçekleri araştırmak, lüks ve israfı, vergilerin harcandığı yerleri sorgulamak yerine propagandalara itibar etmesi herhalde bütün dünya için ilginç bir örnek oluşturuyor. 

Yazımızın başında bahsettiğimiz Howard gibi aynı dönemde İstanbul’da bulunan ve Osmanlı donanmasındaki görevinden dolayı “Müşavir Paşa” olarak bilinen İngiliz Amiral Adolphus Slade de Osmanlı halkının gerçeklerden çok söylentilere inandığını belirtir ve buna örnek olarak kendisinin Barbaros Hayrettin Paşa’nın türbesini ziyaretinin, halk arasında “Barbaros’un Frengistan’da doğmuş torunu” olduğu şeklinde söylentiye dönüşmesini gösterir. 

Galiba Türk halkını hep efsaneler ve söylentiler yönlendirmeye devam edecek ve toplumun büyük bir kısmı “mükemmel bir ekonomiye sahip olduğu iddia edilen” bir ülkenin, ölüm kalım savaşı şartlarında çıkarılan Tekâlif-i Milliye’yi örnek vererek yardım kampanyası başlatma nedenini hiçbir zaman sorgulamayacak. 

Kaynaklar

1990. Ateş, “Millî Mücadelenin Mali Kaynakları”, Tanzimattan Cumhuriyete Türkiye Ansiklopedisi, C. V; B. Karataşer, “Millî Mücadele’nin Finansmanı”, ICOMEP, Aralık 2016; L. Aksu, “Millî Mücadele Yıllarında Sağlanan İç ve Dış Mali Yardımlar”, TDA, 2007, S. 169; C. Şavkılı, “Millî Mücadele’nin Kaynaklarından Tekâlif-i Milliye Emirleri”, KSU SBD, 2011, S. 8; A. Müderrisoğlu, Kurtuluş Savaşı’nın Malî Kaynakları, Ankara, 1990.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin