Tavşan atlet Muharrem!

YORUM | BÜLENT KORUCU

Tarih 24 Haziran 2018… Recep Tayyip Erdoğan’ın ikinci kez cumhurbaşkanı seçildiği günün gecesi. Muhalefet cephesinde tuhaf şeyler oluyor. Kampanya sırasında “Bu kez galiba olacak” umudu ve coşkusuyla çalışan insanlar şaşkın ve öfkeli.

Tavşan atlete para yatırmış bahisçi psikolojisi bu.

Sandık başında sabahlamak üzere ahitleştikleri, onun için dayak yemeyi göze aldıkları kişi “Adam kazandı…” diye bir Whatsapp mesajı atıp ortadan kaybolmuştu. Atletizm müsabakası takipçileri şaşırmadı ve adını koydu: Tavşan atlet Muharrem.

Evet sosyal medya hesaplarının panosuna “Tepeden tırnağa cesaret” yazan siyasetçiden, Muharrem İnce’den söz ediyorum. O gece neden ortadan kaybolduğu sorusuna hâlâ cevap arıyoruz. Onun cevapları da değişken ve tatminkâr olmaktan uzak.

İlk zamanlar sandık başında neden mücadele etmediği, oylara sahip çıkmadığı sorusuna karşılık, “Oy çalmışlar mıdır, evet çalmışlardır. 10 milyon çalmışlar mıdır? Hayır. Seçimin sonucunu kabul ediyorum. Eğer bir yarışa girerken karşıdakini kutlayamıyorsanız yarışa girmeyiniz. Arada 10 milyon fark var…” demişti.

Aylar sonra “Memleket Hareketi”ni başlatırken kendi sözlerini çürütmüştü farkında olmadan. Tam da İnce’nin söylediği gibiydi gerçek, “Erdoğan bir milyon 300 bin oy daha az alsaydı, seçim ikinci tura gidiyordu.” Kopuşunu, yeni bir siyasi hareket başlatmasının gerekçesini anlatırken çıplak doğruyu söyleyivermişti.

Partisi 13 bin sandığı müşahitsiz bırakmıştı, bu da yaklaşık 4 milyon oy demekti. Ve ikinci tur için bir milyon 300 oy lazımdı. Demek ki 10 milyon çalmak gerekmiyormuş!

Yalova yerel seçimlerinde 2014’te oy çuvallarının üzerinde uyuyup tek oyla başkanlığı AKP’nin elinden alan İnce, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde “nasıl olsa kaybettik” düşüncesiyle yatmaya gitmiş.

Bu izaha kendisi gerçekten inanıyor mu acaba?

Genel Merkez’le ilgili eleştirileri haksız değil. Çelişkili açıklamalar, sandıkları boş bırakmak, doğru ve sağlıklı bilgi akışını sağlamamak… Hepsi haklı ve yerinde tespitler.

Ama neden bu kadar iddialı bir aday, sonuçları seçim merkezinde değil de beş yıldızlı bir otelin süit dairesinde takip eder? Bilgi ona gelmiyorsa neden o bilgiye gitmez?

Muharrem İnce, başlattığı yeni siyasi oluşuma dair soru işaretlerini bertaraf etmek yerine, Erdoğanvari suçlamalarla püskürtmeye çalışıyor. Eleştirileri ‘FETÖ’ ambalajına sarıp etkisiz hale getirmek, AKP liderinden aşina olduğumuz bir taktik.

Etrafımızda bilhassa siyaset arenasında irili ufaklı Erdoğanlar var ve İnce de onlardan biri. İşe yaradığını görüp benzemeye mi çalışıyor yoksa kontrolü kaybettikçe içindeki canavarın çıkışına engel mi olamıyor? Biraz psikologların kafa yorması gereken bir soru. Ama şurası gerçek Erdoğan’ın bir kez daha ona ihtiyacı var.

AKP onun muhalefet cephesinden koparacağı her oya şükran duyacaktır. Yüzde 50 şartı aranan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bindelik dilimler bile önemli hale geliyor. 2002’deki zaferi Genç parti ve Cem Uzan’a borçlu olan Erdoğan, İnce’den de benzer bir performans bekliyor.

Partiden istifa etmeden ayrılıkçı hareket başlatması da Erdoğan’a öykünme ve onun yolundan gitme olarak değerlendirilebilir. O da Yenilikçi Hareketi önce partiyi ele geçirmek üzere başlatmış, başarılı olamayınca ve 28 Şubatçıların büyük kıyağı olarak Fazilet Partisi kapatılıp Erbakan yasaklı hale gelince partiyi kurmuştu.

Erdoğan, CHP’yi kapatsa herhalde İnce minnettar olur.

Onun da Erdoğan gibi canını fazla yakmayan bir mağduriyete ihtiyacı vardı. Partiden ihraç olabilse fena olmayacaktı. Kemal Kılıçdaroğlu, İnce’yi ihraç etmeyerek akıllıca bir adım attı. Hem ondan çekinmediğini en net biçimde gösterdi hem de çok işine yarayacak bir mağduriyet gerekçesi vermemiş oldu.

İnce, tekrar cumhurbaşkanı adayı olmayı hesaplıyordu. Hatta ilk açıklamalarında hedefini “aldığı 15 milyon oyu 30’a çıkarmak” olarak sundu. Erdoğan’ın da mutluluk duyacağı bir alternatifti. Fakat bunu mümkün görmeyince yolunu ayırdı.

İstanbul İl Başkanı ve zaferin mimarı görülen Canan Kaftancıoğlu da adaylığı düşünüyor. Kılıçdaroğlu da Kaftancıoğlu’na sıcak yaklaşabilir. Kazanırsa İstanbul ve Ankara seçimlerinde olduğu gibi payına düşeni alır ve sükse yapar; kaybederse bir lider adayı daha bertaraf edilmiş olur. İnce ile Kaftancıoğlu arasındaki gerilim de aday adaylığı yarışından kaynaklanıyor.

Bazıları inanmasa ve alay konusu yapsa da “şerefli yenilgi” diye bir şey var ve İnce bunu başaramadı. İster danışıklı olsun isterse beceriksizlik, kötü kaybetti ve bir çuval inciri berbat etti.

Kuracağı partinin barajı geçme ihtimali yüksek değil. Erdoğan’ın bir kez daha seçilmesini sağlarsa, tavşan atlet nitelemesi çıkmamak üzere alnına yazılacak.

1 YORUM

  1. “Eûzü billahi mine’ş-şeytani ve’s-siyaset” diye bir ilkemiz vardı bizim…

    Siyaset sahnesinin arkasında kaç perde var bilmiyorum ama sahneyle benim gibi basit insanların oturduğu sahne arasında çok sayıda, kalın ve farklı desenli perdeler var. Nasıl perdelerse, sahneyi olduğundan çok farklı gösteriyor. Habbeyi kubbe, kubbeyi habbe gibi okuyabiliyoruz.
    Arasıra sahnedeki ışıkların parlamalarını, oyuncuların bağırış-çağrışlarını duyuyoruz.
    Bazen kendi aralarındaki fısıltıları ve en tiz perdeden konuşmaları hoporlörlerden kulakları sağır edercesine bir sesle duyuyor, bazılarının hareketlerinden bağırdıklarını anlamamıza rağmen, ağızlarından çıkanı duyamıyoruz.
    Bazen de kendi ağızlarından çıkanı, kendi kulaklarından duyup duymadığından bile emin olamıyoruz.
    Gazetecilerin, -inandığımız, günvendiğimiz gazetecilerin- sahne arkasına geçip getirdiği haberler bizim için önemli ama onların söylediklerini yıllara, aylara göre ardarada dizdiğimizde ne kadar farklılaştığını gördüğümüzde de bir garip duygu içine giriyoruz.

    “Eûzü billahi mine’ş-şeytani ve’s-siyaset”…

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin