Tarihi perspektif açısından 15 Temmuz darbe girişimi aydınlatılabilir mi? [Konuk Yazar: Dr. Serdar Efeoğlu]

Türkiye 15 Temmuz’da 27 Mayıs 1960 ve 12 Eylül 1980 darbelerine benzemeyen bir darbe teşebbüsüne şahit oldu. 27 Mayıs darbecileri önce Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve Başbakan Adnan Menderes’i derdest etmiş, birçok milletvekilini de tutuklamışlardı. 12 Eylül’ün darbeci generalleri ise o sırada seçilmiş bir cumhurbaşkanı bulunmadığından Başbakan Süleyman Demirel’i gözaltına almışlar, bununla yetinmeyerek ana muhalefet partisi lideri Bülent Ecevit ve Milli Selamet Partisi genel başkanı Necmettin Erbakan’ı da gözaltına almışlardı. MHP genel başkanı Alparslan Türkeş ise birkaç gün saklandıktan sonra teslim olmuştu. 15 Temmuz darbecileri önceki iki başarılı darbeyi hiç okumamış, belki de duymamış olmalılar ki, siyasileri en sona bıraktılar. Hatta “siyasi partileri bir araya getirmek” için olsa gerek TBMM’yi bile bombaladılar.

15 Temmuz’un bilinmeyenleri elbette sadece siyasilerle sınırlı değil. Çok kısa özetleyecek olursak önceki iki darbe gece herkes uykudayken yapılmışken bu darbe (canlı yayında seyredilsin diye olmalı) henüz insanlar işten evlerine dönerken başladı. “Acemi darbeciler” evlerin üzerinden uçak geçirerek, Boğaz Köprüsü’nü kapatarak, havaalanına birkaç tank göndererek yönetime el koymaya çalıştılar. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kaldığı otel, Erdoğan ayrıldıktan sonra baskına uğradı. MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Genelkurmay Başkanlığı’nda iken darbe planı hayatı geçirildi. Darbe ihbarına rağmen komutanlar Eskişehir’de düğüne katılmaktan vazgeçmediler. Cumhurbaşkanı Erdoğan’a darbeyi yetkili bir kişi yerine eniştesi haber verdi. Genelkurmay Başkanı’nı rehin tutan darbeciler her nasılsa serbest bırakmayı tercih ettiler.

Geçmiş dönemlere bakarak cevap verelim

Biz bu karanlık noktaların aydınlatılıp aydınlatılamayacağına geçmiş dönemlerde yaşanan olaylarla cevap vermeye çalışacağız. En başta ifade edelim ki, sonuç pek iç açıcı gözükmüyor. Tarihimiz karanlık olayların aydınlatılması yönüyle çok iyi bir karneye sahip değil. Geçmişte bazı kesimlerin “Kızıl Sultan” olarak gördüğü, bugün “Ulu Hakan”lığa terfi eden 2. Abdülhamit 31 Mart Olayı ile tahttan indirildi. Bu olay 2. Meşrutiyet’in getirdiği hürriyet ortamına ve İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne karşı avcı taburlarının isyanıyla başlamış, isyana ulemadan bazı kişiler ve muhalifler destek vermiş, 2. ve 3. Ordu’nun bazı subay ve askerlerinin oluşturduğu Hareket Ordusu’nun İstanbul’a gelmesiyle isyan bastırılmıştır.

Hareket Ordusu, Yıldız Sarayı’na yürüyerek 2. Abdülhamit’in tahttan indirilmesini sağlamış, bu olaydan en kârlı çıkan ise olayın “mağduru” İttihat ve Terakki olmuştur. İttihatçılar asıl faturayı 2. Abdülhamit’e kesmiş, ayrıca birçok kişi yargılanarak idam da dâhil olmak üzere çeşitli cezalara çarptırılmıştır. Olay dindar kesimin üzerine yıkılmış ve bugüne kadar “irtica” denildiğinde hep gündeme getirilmiştir. Günümüze kadar 31 Mart Olayı’nın meydana geliş şekli, 2. Abdülhamit’in olaydaki rolü, İngiltere ve Almanya’nın yani bugünkü moda tabirle “üst aklın” etkisi tam olarak açıklanamamıştır.

31 Mart Olayı sadece 2. Abdülhamit’in tahttan indirilmesi ile sınırlı bir olay değildir. Bu olay esnasında Yıldız Sarayı’na giren Hareket Ordusu sadece jurnalleri yakmakla kalmamış, sarayı da yağmalamıştır. Sarayın tülleri, perdeleri, süs eşyaları, halıları, şamdanları Hareket Ordusu tarafından alınmış, havuz fıskiyeleri bile bundan nasibini almıştır. Daha sonraki yılların birçok önde gelen komutanı bu yağmaya iştirak etmekle suçlanmıştır. Mütareke devrinde İstanbul’da bir yargılama yapılmışsa da bundan bir sonuç alınamamıştır. Eldeki birçok malzemeye rağmen mahkemenin suçluları bulamaması dikkat çekmektedir. Mahkemenin bulamadığı suçluları tarihçiler de bulamayacak ve bu yağma bir fail-i meçhul olarak kalacaktır.

Selanik niye Yunanlara teslim edildi?

Bir türlü aydınlatılamayan olaylardan birisi de Balkan Harbi’nde Selanik’in kolayca Yunanlılara teslim edilmesi hadisesidir. Savaşın başlaması ile Yunanistan ve Bulgaristan Selanik’i ele geçirmeyi en önemli hedeflerinden birisi olarak seçmiş ve buna göre bir plan yapmışlardı. Osmanlı ordusu da Selanik’i Hasan Tahsin Paşa’nın kumandasındaki bir kolordu ile savunacaktı. Güneyden ilerleyen Yunan Ordusu Selanik önlerine gelirken, kuzeyden de Bulgar Ordusu ilerlemekteydi. Tahsin Paşa stratejik olarak savunma savaşını uzatabilir ve Yunanlılarla Bulgarların savaşa tutuşmasını sağlayabilirdi, ama öyle olmadı. Paşa savaşmak veya zaman kazanmak yerine şehri “bir kurşun bile atmadan” teslim etmeyi tercih etti. İttihat ve Terakki’nin en önemli merkezi olan ve İttihatçıların “Kâbe-i Hürriyet” dediği, Osmanlı Devleti’nin en önde gelen şehirlerinden birisi kaybedildi. Tahsin Paşa’nın emrinde 26.000 asker olmasına rağmen şehri neden teslim ettiği bir muamma olarak kalmış, işin ilginci Paşa’nın kendi el yazması hatıratı Türkiye kütüphanelerinde bulunmasına rağmen hiçbir tarihçinin ilgisini çekmemiş, eser ancak 2010’da yayınlanabilmiştir. Ne Balkan Harbi sonrasında kurulan Divan-ı Harp yargılamaları, ne de yıllar sonra tarihçilerin yaptığı araştırmalar olayı aydınlatmaya yetmemiştir.

Tarihten verdiğimiz iki örnek 15 Temmuz darbe girişiminin de aydınlatılmasının çok zor olduğunu gösteriyor. Henüz yargılamalar başlamasa da TBMM Araştırma Komisyonu’nun çalışma şekli bile “iyi saatte olsunlar”ın devreye girdiğini ve olayın aydınlatılması yerine algıların ön plana çıkarılması için yoğun bir çalışma içinde olunduğunu ortaya koyuyor. Komisyonun başlangıçta Fethullah Gülen’i dinleyeceğini belirtmesine rağmen Hulusi Akar’ı bile henüz komisyona çağırmaması, darbenin meydana geliş şeklinin ortaya çıkarılmasının istenmediğinin bir göstergesidir. 31 Mart Olayı örneğinde olduğu gibi sanki asıl amaç “araştırmak” değil, kitlelerin algılara inandırılmasıdır. Tarihçiler de yıllar sonra bugünün basınına, hatıra eserlere ve belgelere başvurduklarında sis perdesini aralamakta zorlanacaklardır.

Ayrıntı için: Murat Candemir, Yıldız’da Kaos ve Tasfiye, İstanbul, 2007; Mustafa Balcı, Selanik Düştü, İstanbul, 2010.

1 YORUM

  1. tam manasiyla olaylarin aydinlatilmasi mumkun olmayabilir.
    genelde galibin hakli oldugu insanlik tarihinde haklilarin galip gelecegi bir donem de olacaktir insaallah.
    helede verilerin toplanabildigi ve surekli olarak teknolojik ilerlemelerin oldugu bu donemde dengelerin degismesinin ardindan defterler ayan beyan acilacaktir insaallah. en azindan buyuk kismi netlik kazanacaktir

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin