Soner Yalçın’ın çarpıtmasını böyle deşifre ettiler: Vücudumuzun böyle bir çalışma prensibi yok

Soner Yalçın tarafından kaleme alınan ‘Kara Kutu: Yüzleşme Vakti’ isimli kitabın içeriği Teyit.org tarafından incelenmiş ve kitapta onlarca intihal tespit edilmişti. Söz konusu kitapta Yalçın’ın sadece intihal yapmadığı bilimsel verileri de nasıl çarpıttığı da ortaya konuldu.

Teyit.org’un çalışması, Soner Yalçın’ın kitapta aşıları anlatırken kullandığı ‘vücudumuzdaki 10 askerden 4’ü aşı yüzünden başka şeyle meşgul olduğu için bağışıklık sistemimizin zayıfladığı’ iddiası doğru olmadığı gösterdi.

Teyit.org, “Vücudumuzun böyle bir çalışma prensibi yok.” diyerek konuyu anlattı.

Kitapta söz konusu iddia şöyle: “Aşılar vücut bağışıklığını olumsuz etkiliyor. Vücutta 10 asker varsa dördü aşıyla uğraşıyor ve insan diğer hastalıklara dirençsiz kalıyor.”

Teyit.org’un cevabı:

Aşıların temel hedefi, belirli ajanlar kullanarak, vücudumuzun bağışıklık sistemini alarma geçirmesi, yani bir nevi düşmanı ‘kontrollü bir şekilde tanıtması’dır. Normalde hastalık yapan bir mikroorganizma, vücutta hastalık yaratmayacak ama bağışıklık sistemini alarma geçirmeye yetecek şekilde verilir. Sistem alarma sebep olan ajanların, vücudumuzdaki hücrelerden farklı olduğunu algılar ve onu hafızasına kaydeder. Başarılı aşı girişimleri sonucu oluşan bu hafıza sayesinde, gerçek bir hastalıkla karşılaşıldığında bağışıklık sistemi çok daha hızlı ve efektif antikor üretir, savunma sistemi oluşturur. Bu savunma, aşının yapısı ve etkisine göre hayat boyu koruma sağlayabileceği gibi, tetanoz gibi örneklerde belli bir süre için, örneğin 10 yıl koruma da sağlanabilir.

Hatalı bir değerlendirmenin ürünü

Aşılarla ilgili önemli bir yanlış yargı da, bağışıklığı olumsuz etkiledikleri. Yalçın da bu yargıya sahip ve katıldığı televizyon programlarında sıklıkla dile getirdiği iddialardan biri “Aşılama yüzünden vücudumuzda bulunan 10 askerimizden dördünün bir hedefe kanalize edildiği ve buna bağlı olarak bağışıklık sisteminin diğer hastalıklara zayıf bırakıldığı” yönünde. Ancak bu iddia, bilimsel olarak yanlış bir değerlendirmenin ürünü.

Vücudumuzda bağışıklık hafızasını oluşturan ve aşıların da genel olarak hedeflediği iki temel hücre tipi var: T hücreler ile B hücreler. Bu hücreler vücudumuzda düzenli olarak yenilenip üretilir. Ama bu üretim aşamasında en önemli nokta, hücrelerin her birinin tek ve belli bir imza taşıyan moleküle, yani örneğin bir hastalığa sebep olan mikroorganizmalara karşı özelleşmiş olmasıdır. Yani yeni bir T veya B hücre üretildiğinde, onun tanıyacağı yapı da işin en başında bellidir. Örneğin, tüberküloz bakterisindeki yapıyı tanıma kapasitesine sahip bir T hücre, başka bir hastalığa ait mikroorganizmayı zaten tanıyamaz. Sizin onu aşıyla eğitmiş olmanız, zaten olmayan başka bir mikroorganizmayı tanıma özelliğini kaybettirmez. Aşı ile ulaştığınız sonuç, normalde tüm hastalıklara karşı koruma sağlayacak bir hücreyi alıp, sadece aşı yaptığınız hastalığı tanıyacak bir hücreye dönüştürmek değildir. Asker örneğinden gidecek olursak, zaten baştan beri tüberkülozu tanıyacak acemi askerlerinizi eğitip, profesyonellere dönüştürmekten bahsediyoruz. Dolayısıyla bu süreç sizi diğer hastalıklara karşı zayıflatmaz, sadece aşı yaptığınız hastalığa karşı güçlendirir. Üstelik vücudumuz, her gün bambaşka yapıları tanıyabilecek çok sayıda yeni hücre üretir. Yani bağışıklık sistemimiz Yalçın’ın bahsettiği gibi, belli sayıda hücre, belirli hastalıklara karşı üçer beşer dağıtılarak çalışmaz. Bu bilimsel olarak yanlıştır.

Yaşlandıkça hücrelerimiz azalır

Kanıtlanmış tek gerçek, yaşlandıkça ürettiğimiz yeni hücre sayısının azalmasıdır. Ancak yaşla birlikte hafızaya sahip hücrelerimizin sayısı artar; naif yani daha önce herhangi bir yabancı organizmayla karşılaşmamış hücre sayımız da nispeten azalır. Ancak bu değişimdeki öncül etken yaştır; vücudumuz daha sağlıksız bir duruma geçmiş değildir. Aksine, tecrübeli askerlerimizin sayısı artmıştır. Çocukların hastalıklara karşı yetişkinlere oranla daha zayıf olmasının nedeni budur. Çocuklar kreşe ya da okula başladıkları ilk yıl çok sayıda hastalık geçirir. Bunun sebebi de bağışıklık sisteminin bazı mikroorganizmalarla ilk kez karşılaşmasıdır. Oysa daha fazla hafıza hücresine sahip biz yetişkinler, hastalıklara karşı bu kadar duyarlı değilizdir. Soner Yalçın ve bu fikri savunanlar haklı olsaydı, yetişkinler “askerlerini farklı yönlere gönderdikleri” için çocuklara kıyasla hastalıklara karşı daha savunmasız olurlardı! Tabii burada bir noktayı da hatırlatmakta fayda var. O da yaşlılık. Çünkü yaşlanmış hücreler çoğalma ve adaptasyon yeteneği bakımından sağlıklı bir bireyin hücrelerine göre farklılık gösterir. Bu sadece bağışıklık sistemine özgü bir durum değil, vücudun birçok sistemi ve doku yenilenmesinde geçerlidir.

Yani günümüzde bilim dünyası, aksi bir düşünceyi tartışıyor. Alerji hastalıklarında ciddi bir artış var. Yapılan araştırmalar ve varılan kanı da alerji hastalıklarındaki artışın “steril” çocuk yetiştirilmesiyle ilişkili olduğunu gösteriyor. Yani bir çocuk doğumundan sonra “ekstra steril” bir ortamda, antijenden yani yabancı ajanlardan uzak yetiştirilir, bağışıklık sisteminin farklı mikroplarla tanışması ne kadar ertelenirse, gelecekte hastalıklara karşı direnci de o kadar düşük olacak, alerjik hastalıklar geçirme ihtimali yükselecektir. Yani gerçekte vücudumuzun bağışıklık sistemi hücrelerinin yabancı ortam ve organizmalara adaptasyonu, bizi hastalıklara karşı zayıflatmaz; güçlendirir.

Aşının rolü ise, olağan yollardan vücuda girmesi maliyetli olan veya kronik sonuçlar doğurabilen yapıların, zararsız forma getirilerek bağışıklık sistemine tanıtılması ve sistemin güçlendirilmesinden ibarettir.

Kişiselleştirilmiş tıp tartışmalarında aşının yeri yok

Şunu anımsatmakta fayda var: Bilim dünyasının Yalçın’la hemfikir olduğu noktalardan biri, her bir kişinin farklı bir bağışıklık repertuarına sahip ve dolayısıyla da herkesin farklı hastalıklara yakalanma olasılığının bir diğerinden farklı olduğudur. O halde neden herkese aynı aşı yapılır? Bu hep böyle mi sürüp gidecek? Aslında özellikle de kanserin ne kadar kompleks bir yapı olduğunun ve bizim tek bir tiple tarif ettiğimiz bir kanser türünün (Örneğin akciğer kanseri) aslında çok sayıda farklı genetik kökten kaynaklandığı biliniyor.

Her hastanın bu genetik altyapıya göre farklı bir tedavi alması, tüm tıp çevrelerince kabul ediliyor. “Kişiselleşmiş tıp” dediğimiz bu yeni konsept artık tartışılıyor ve hayatımıza girmeye başladı bile. Sistemin, özellikle farklı genetik kaynaklar taşıyabilen kompleks hastalıklarda, “tek hastalık-tek tedavi” düzeniyle ilerleyemeyeceği aşikar. Ancak özellikle genetik yapısı hemen hemen stabil olan mikroorganizmalara karşı geliştirilen aşılar bu tartışmanın bir parçası değil.

Sonuç olarak aşıların bağışıklık sistemini meşgul ederek vücudun diğer hastalıklarla savaşmasına mani olduğu iddiası doğru değil. Bağışıklık sistemimiz böyle çalışmıyor.

[Soner Yalçın’ın ‘Kara Kutu’sundaki intihaller: Yazım yanlışlarına bile dokunulmamış]

1 YORUM

  1. Aşı iyi de.. suistimal edip içine aluminyum, civa türevi maddeler katılıyor. Zarar verdiği kesin olan elementler bunlar. Aşı kararı ailelere bırakılmalı. Çoğu AB ülkesindeki gibi

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin