Sevinç anında Allah’a yönelmek: Şükür Namazı

YORUM | CEMİL TOKPINAR

Hendek Savaşı’nda İslâm ordusu, düşmanlar tarafından tamamen kuşatılmıştı. Bir tarafta düşman saldırısı, diğer tarafta açlık ve yorgunluk Müslümanları iyice bunaltmıştı. Kureyş müşrikleri ve Yahudi kabileleri birlik olmuşlar, İslâm ordusuna göz açtırmıyorlardı. Savaş bütün şiddetiyle devam ederken Peygamberimiz (s.a.v.) müminlere şöyle buyurdu:

— İçinizde, Ebu Süfyan tarafına geçip onların durumundan bize haber getirecek birisi yok mu?

Fakat açıkça isim zikredilmediğinden Allah Resûlünün teklifine kimse cevap vermedi. Belki de hiç kimsenin yerinden kalkacak gücü yoktu. Bunun üzerine Efendimiz Huzeyfe’ye (r.a.) ismiyle seslendi:

— Kalk, git. Ebu Süfyan ve ordusu hakkında bize haber getir, dedi.

Hemen peşinden şu uyarıyı yaptı:

— Sakın gidip gelirken herhangi bir hadiseye sebebiyet verme ve onlara görünme. (İbn-i Kesir, el-Bidâye 4/130,131; İbni Hişam, Sîre 3/242,243)

Bu kutlu emir üzerine Huzeyfe (r.a.) yerinden fırlayıp kalktı. Sanki o yorgun argın insan gitmiş, yerine zindeleşmiş, canlanmış birisi gelmişti. Yola koyulduğunda hava güllük gülistanlıktı, adeta güneş başını yakıyordu. Hâlbuki karşı tarafa geçtiğinde bir de ne görsün? Ortalık karma karışıktı. Fırtına her şeyi önüne almış sürüklüyor, kazanlar devriliyor, çadırlar uçuşuyor, insanlar oraya buraya koşuşuyor, çığlık atıyordu.

Bu arada Ebu Süfyan’ın, ordusuna şöyle bağırdığını duydu:

— Muhkem bir yerde değilsiniz. Göçe hazırlanın. Ben göç ediyorum.

Kureyş, büyük bir bozgun içinde geri dönüp kaçmaya hazırlanıyordu. Hz. Huzeyfe (r.a.), bu durumu Allah Resûlüne müjdelemek için hemen geriye döndü. Yolda, atlarını belli bir istikamete doğru mahmuzlamış giden sarıklı süvariler gördü. Hiçbirini de tanımıyordu. Ona:

— Sahibine selâm söyle, müşriklerin haklarından geldik, diyerek yanından geçip gittiler.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), merakla Hz. Huzeyfe’yi bekliyordu. Kahraman sahabe durumu olduğu gibi aktardı. Onu bir örtüye sarıp ısıttılar. Zira soğuk iliklerine işlemişti. Hâlbuki Müslümanların bulunduğu tarafta hava yine güllük gülistanlıktı. İki Cihan Serveri müjdeli habere çok sevindi. Hemen iki rekât şükür namazı kıldı. Melekler kâfirlerin altını üstüne getirmiş ve onları perişan etmişlerdi. Zaten Hz. Huzeyfe’yle selam gönderen süvariler de onlardı. (İbn-i Kesir, el-Bidâye 4/130-132)

Hayatının her anını namazla süsleyen Güzeller Güzeli Efendimiz, Hendek Savaşı’nda şükür namazı kılarak bizlere örnek olmuştu. Nitekim Peygamberimiz Allah’ın daveti üzerine Miraca yükselmek için Kudüs’e geldiğinde Mescid-i Aksâ’ya uğradı. Kendisine, hiçbir beşere nasip olmayan muhteşem bir nimet ihsan edilmişti. Bunun için orada iki rekât şükür namazı kıldıktan sonra göklere yükseldi.

Şükür namazının bir örneği de Bedir’de yaşanmıştı. Savaş bütün dehşetiyle devam ediyordu. Yıllarca Peygamberimize ve Müslümanlara her türlü eziyeti ve işkenceyi yapan, İslâm’ı yok etmek için her türlü yolu deneyen Ebu Cehil’in öldürüldüğü haberini alır almaz, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) hemen iki rekât şükür namazı kılmıştı.

İnsan Nimet Denizinde Yüzüyor

Rabbimiz bizleri adeta bir nimet denizi içinde yaratmıştır. Zaten kendi varlığımız, mükemmel organlarımız, duygularımız bile muazzam bir nimettir.

Rabbimiz şükürle ilgili şöyle buyurur:

“O, sözünüz ve fiilinizle dilediğiniz her şeyden size verdi. Allah’ın nimetlerini saymaya kalksanız sayıp bitiremezsiniz. İnsan ise, şüphesiz ki, çok zalim ve çok nankördür.” (İbrahim Suresi: 34)

“Allah’ın nimetlerini saymaya kalksanız saymakla bitiremezsiniz. Şüphesiz ki Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.” (Nahl Suresi: 18)

“Beni zikredin ki, Ben de sizi rahmetimle anayım. Bana şükredin, sakın nankörlük etmeyin.” (Bakara Suresi: 152)

“Şunu da hatırlayın ki, Rabbiniz size ‘Şükrederseniz daha çok veririm, nankörlük ederseniz bilin ki azabım çok şiddetlidir’ diye bildirmişti.” (İbrahim Suresi: 7)

Kur’an’ın birçok ayetinde ihsan ettiği nimetleri sayan Rabbimiz, sonunda da şükre teşvik eder:

“İnsanların çoğu şükretmezler.” (Bakara Suresi: 243)

“Şükredenleri mükâfatlandıracağız.” (Âl-i İmran Suresi: 145)

“Hâlâ şükretmezler mi?” (Yasin Suresi: 35)

“O hâlde şükretseydiniz ya!” (Vâkıa Suresi: 70)

“Ne kadar az şükrediyorsunuz.” (Mülk Suresi: 23)

Bu ayetlerden anlıyoruz ki, evrendeki varlıkların dilleriyle Kendisini bize tanıttıran ve ihsan ettiği nimetleriyle bütün isimlerinin güzelliklerini bize hissettiren Rabbimiz, ısrarla şükretmemizi istiyor.

Aslında bütün ibadetler bir çeşit şükürdür. Yani verdiği nimetlerden dolayı Rabbimize yönelmek, Ona ihtiyacını ve minnettarlığını hissedip Onu övmektir. Ancak şükür namazı, her zamanki nimetlere ilaveten yepyeni ve olağanüstü bir nimetle karşılaştığımızda kıldığımız bir namazdır.

Mesela çok borcumuz varken Rabbimiz bir ödeme kolaylığı ihsan edebilir. Öğrenciyizdir, umduğumuzun üzerinde güzel notlar alarak sınıfı geçebiliriz. Çok korktuğumuz bir düşmanın tehlikesinden kurtulabiliriz. Amansız bir hastalıktan biz veya bir yakınımız şifa bulabilir. Sürpriz diyebileceğimiz bir ikrama mazhar olabiliriz. İşlerimizde hayalimizin üzerinde bir gelişme olabilir.

İşte böyle durumlarda insan sevinç ve mutlulukta doruğa ulaşıp da Rabbine şükür namazıyla yönelirse tam bir huşu ile namaz kılmış olur. Şükür namazı kılan, Allah’ı unutmadığı için manevî bir tokat veya uyarıdan kurtulmuş olur. Çünkü Cenab-ı Hak şükrü unutulan nimeti ya geri alır ya değerini azaltır veya huzurumuzu kaçırıp ağız tadımızı bozacak bir musibet verir. Ayrıca şükredilen nimet kat kat artar. Bu hususta Rabbimiz Kur’an’da açıkça söz vermiştir.

Böyle baktığımızda şükür namazının aslında bizim dünya ve ahiretimiz için de büyük bir fırsat ve hazine olduğunu görürüz.

Niçin Şükür Namazı?

Nafile namazların hepsinin çok derin gerekçeleri ve zengin anlamları vardır. Bir kısmının ortak özelliği, Rabbimizden belirli bir istekte bulunmaktır. Hacet, istiska (yağmur), istihare namazları böyledir. Şükür namazı ise, bunların tam zıddı bir durum olunca kılınır. Söz gelişi, hacet namazında kul bir nimete kavuşmak veya bir sıkıntıdan kurtulmak için namaz kılar. Şükür namazında ise, muhteşem bir nimete kavuşulmuş veya dehşetli bir belâdan kurtulmuş olan mümin, sevincini Allah’la paylaşır, teşekkürünü, hamdini Rabbine arz eder.

Hacet namazı, korku, sığınma ve ihtiyacın zirvesindeyken Allah’tan yardım istemek ise, şükür namazı sevinç ve mutluluktan uçarken Rabbini unutmamaktır. Kur’an’da, Kendini zikretmeyi, hatırlamayı, unutmamayı ısrarla emreden Rabbimiz, hem bollukta, hem darlıkta Kendisine yönelmemizi ister.

İşte şükür namazı, “Rabbim, bu kavuştuğum nimet Sendendir. Sana şükürler olsun. Seni asla unutmadım” demektir. Çoğu kere sıhhat, afiyet, zenginlik, rahat ve huzur; gaflet verip Allah’a şükür ve hamdi unutturabilir. Şükür namazı ise insanın bu durumlarda bile Allah’ı hatırdan çıkarmamasına ve zafer sarhoşluğundan gaflete düşmemesine vesile olur.

Şükür Namazı Nasıl Kılınır?

Şükür namazı iki rekât veya daha fazla kılınabilir. Kılınışı, normal iki rekâtlık bir namaz gibidir. Mesela, sabah namazının sünneti gibi kılabiliriz. Herhangi farklı bir ayet veya sure okuma şartı yoktur. Bununla beraber eğer biliyorsak, Allah’ı öven, yücelten, hamd ve şükür anlamları taşıyan ayetleri okuyabiliriz.

Şükür namazı mekruh vakitler dışında her zaman kılınabilir. Eğer zaman ve mekân uygunsa, nimeti ilk hissettiğimiz anda, sevinç ve mutluluğumuz zirvede iken kılmak daha faziletlidir. Çünkü o anda bütün duygularımızla Rabbimize yönelip Ona olan minnettarlığımızı tam hissetmiş durumda oluruz. Hem o ilk sevinç anını ezelî ve ebedî dostumuz olan Cenab-ı Hak’la paylaşmaktan daha güzel ne olabilir?

Böylesine sevincimizin zirvede olduğu anda şükür secdesine de kapanabiliriz. Şükür secdesi için de abdestli olmak, kıbleye yönelmek gerekir. Yapılışı tilâvet secdesi gibidir. Tekbir alıp secdeye kapanmak ve tesbih ettikten sonra tekrar kalkmaktan ibarettir. İlk anda müsait değilsek sadece şükür secdesi yapıp daha sonra şükür namazı kılmak mümkündür.

Peygamberimizin (s.a.v.) şükür secdesi yaptığına dair Enes bin Mâlik (r.a.) şöyle demektedir: “Resûl-i Ekrem (s.a.v.) bir ihtiyacının görüldüğü hususunda müjdelenmişti, bunun üzerine hemen secdeye kapandı.” (İbn-i Mâce, İkâmetü’s-salât: 192)

Şükür maksadıyla yapılan başka ibadetler de vardır: Mesela fakirlere sadaka vermek, hayır hizmeti yapan vakıf ve derneklere yardım etmek, bir muhtaca bir miktar para bağışlamak, birisine sıra dışı iyilik yapmak, birisini sevindirmek, muhtaç olanlara hediye dağıtmak, birisinin borcunu ödemek, nafile oruç tutmak, fakirleri doyurmak veya farklı ikramlarda bulunmak, Kur’an hatmi yapmak veya Yasin ve benzeri bazı sureleri okumak, adak niyetiyle kurban kesip fakire fukaraya dağıtmak, Cevşen, Tahmidiye ve benzeri evradlar okumak gibi.

1 YORUM

  1. merhaba cemil bey,

    yazılarınız için teşekkür etmek istiyorum.okurken dahi manevi bir lezzet aldığımı hissediyorum.gayretlerinizin devamını temenni eder,cenabı Allah tan sıhhat ve afiyetler dilerim.
    saygılarımla

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin