Semavi inancın bulandırılma öyküsü ya da put sektörü!

YORUM | M. NEDİM HAZAR

Çok bilinen ama sinemada neredeyse hiç anlatılmamış bir karakteri seyirciye hiç göstermeden anlatacaksınız. Sadece fiziksel görüntü eksikliği değil, sesini de duymayacak izleyici. 

Osmanlı İslam’daki resim ve tasvir yasağı için harika bir çözüm bulmuştu: Minyatür…

Bu sanata ve sinema ile ilgisine geçmeden önce, putperestliğin temellerine doğru bir hatırlama yolculuğuna çıkalım. 

Şahsi kanaatim İslam’ın suret ve heykele olan sert duruşunun temel sebebi doğduğu topraklarda oldukça yaygın olan putperestlikti. 

Put bir sektördü özellikle Arap dünyası ve orta doğuda. 

İslam öncesi, Arabistan’da yaşayanların çoğu putperestti. İsa’nın ölümünün üzerinden geçen 600 yıllık bir zaman kapkaranlık bir sosyal iklim oluşturmuştu. Bununla beraber Hristiyanlık, Yahudilik, Mecusilik, Sabiilik olduğu gibi Hanif dinine (tevhid dini) inananlar da vardı.  

Arap toplumlarının bir kısmı Tanrı-İlah fikrini inkâr eder ve “zaman” (dehr) veya “Doğa”ya (tabiat) tapınırlardı. Bu inanışa göre, her yaratılış, tabiat kanunlarının eseriydi. Kur’an-ı Kerim’de bu inançta olanlardan ”Derlerdi ki, bizim için dünya hayatından başka bir hayat yoktur. Ölür ve diriliriz. Bizi öldüren de zamandan başka bir şey değildir” diye bahseder (Câsiye – 24).

Öte yandan bir kısım Araplar ise Allah’a inanır, fakat ahiret hayatını, mücâzât ve mükafâtı inkâr ederlerdi. Kur’an-ı Kerim, onlara da şöyle seslenir: “İnsan der “bu kurumuş kemikleri kim diriltecek. (Ya Muhammed), de ki: İlk defa onu kim vücuda getirdiyse, işte O, onu yeniden diriltir” (Yasin – 79)

Bazı Araplar ise Allah’a hatta ahiret gününe inandıkları halde, peygamberliğe inanmazlardı. Onlara göre peygamberler ancak bir insanüstü bir melek (“Ferişteh” bu anlama gelir) olması gerektiğini düşünür öyle inanırlardı. Yine Kur’an’ın tespitiyle: “Bunlar, bu Peygambere ne oluyor ki yemek yiyor, çarşılarda geziyor… Hiç Allah insandan peygamber gönderir mi? dediler” (Furkan- 7)

Puta tapmalarının mantığını ise şöyle izah ediyorlardı: “Biz bu putlara, ancak bizi Allah’a yaklaştırmaları için tapınıyoruz”  (Zümer -3) Düşünen ve döneme göre entelektüel birikimi yüksek olanlar böyle savunma yapsa da halkın doğrudan putlara ilah muamelesi yaptığı da bir gerçekti. 

Tarih kaynaklarına göre Ceziretül Arab’a putperestliği getiren kişi Amr bin Luhayy idi. 

Arapların ilk putlarından örnek
Hubel

Huza’a kabilesinden olan Amr, Kâbe mütevelliliğini Cürhum kabilesiyle yaptığı savaşı kazanarak devralmış ve bu hizmeti yürütürken işi büyütmek gerektiğine inanmıştı. Ancak ona göre her ne kadar içinde bulunduğu coğrafya için çok önemli sayılan bir mekan olsa da, Kabe’yi cazipleştirecek yeni şeylere ihtiyaç vardı.  Sık sık başka diyarlara gidiyor ve araştırma yapıyordu.  Suriye’ye yaptığı bir ziyarette halkın meydanlarda taştan yontulmuş heykellere tapındığını görmüştü. 

Hubel’in kızları!

Suriye’nin Belka yöresindeki Amalika (Amerika değil) kabilesinin bu tapınışı Amr’ı hayrete düşürmüş ve meselenin muhteviyatını sormuştu. Amalikalılar kendilerinin insan şeklinde put yapıp buna tapındıklarını ve bu putların kendilerini koruduğunu ifade edip şöyle demişlerdi: 

“Bu putlar arzularımızı tatmin ediyor. Kuraklık zamanlarında bize yağmur gönderiyor, savaşlarda da zafer bahşediyorlar.”

Bunun üzerine Amr tereddüt etmeden bir put satın almak istediğini söylemiş ve Belka valisi ona kırmızı akikten yapılma Hübel’i (Ya da Menat) satmıştı. 

Vakit geçirmeden Hübel’i Mekke’ye getiren Amr, onu Zemzem kuyusunun hemen yakınına, Kabe’nin dibine koymuş ve herkesi ona tapınmaya çağırmıştı. 

Yaptığı aşının tutmaya başladığını hisseden Amr bir Luhayy hiç ara vermeden seri şekilde pek çok putu Mekke’ye getirmeye başladı: İsâf, Nâile, Ved, Süvâ‘, Yegūs, Yeûk, Nesr ve daha onlarca putu (Sadece Mekke’de 300’den fazla put olmuştu) getirerek bir sektöre açan Amr, İslam Peygamberi (SAV) tarafından özellikle lanetlenmişti. Araplar’ı bu putlara çağırarak İbrahim ve ismail peygamberden gelen Hanif inancını ifsat eden Amr hakkında Hz. Muhammed (ASM) “Yaptıklarından dolayı bağırsaklarını cehennem ateşinde sürürken gördüm” demiştir. (Buhari ve Müslim) 

Yaptığı putperestlik aşısının tuttuğunu gören Amr bütün Arap coğrafyasını önüne alıp bir put haritası çıkarmıştı. 

Arap putlarının en eskisi olan Menât, Kadid yakınlarında deniz sahilinde bir yere konulmuştu. Yesrip halkından Evs ve Hazrec kabileleri bu puta tapmaya başladı. Bununla beraber Huza’a ve Huzeyl kabileleri de aynı puta tapmaya başlamıştı. Lat ise Sakıf kabilesinin putuydu ve Taif’de bulunuyordu. Vedd,  Dumetu’l- Cendel’deydi, Kelb kabilesinin putuydu, Süra, Huzeyl kabilesine aitti, Yegus,  Mizhac ve bazı Yemen kabilelerinin tapındığı puttu. Yeük ise Yemen’de bulunuyordu ve Hemdan kabilesine aitti.

Hişam Bin El-Kalbi meseleyi incelediği “Kitabül Esnam”da bu put sektörünün öyle doğaçlama gelişmediğini arkasında çok büyük bir aklın olduğunu ileri sürer. Hişam’a göre Luhay ve ekibi Yunan mitolojisinin üzerinden giderek put üretiyordu. Söz gelimi Lat, Yunan Athena ve İtalyan Minerva’ya karşılık olarak kullanılıyordu. 

Lat, Menat ve Uzza, putlar liginin üç büyükleriydi!

Öte yandan zamanla çok farklı inanışlar da gelişmişti. Misal Yemen’in Himyer kabilesi Mecusi idi. Kinâne kabilesi Ay’a, Temim Deberân adli yıldıza, Kays Şi’râ’ya, Esed Utarid’e, Lahm ve Cüzam kabileleri de Müşteri (Jupiter) gezegenine tapıyordu. 

Buhari putlara kurban adama âdetini Arap toplumuna yine Amr bin luhayy’ın enjekte ektiğini aktarır. 

Cahiliye döneminin en önemli ritüellerinden olan kurban adama şöyleydi: 

Kurbanın sahibi putperest kurbanını Sâibe, Bahîre, Vasîle ve Hâmî isimli putlara adandıktan sonra oraya bırakırdı. Adandığı için kutsallık kazanan kurbana kimse dokunamaz, etini, derisini, yününü alamazdı… 

Nitekim inen ilk ayetler bu duruma sert şekilde karşı duruşu beyan ederken çok haklıdır:

“Allah bahîre (kulağı çentilen), sâibe (putlar adına salıverilen), vasîle (erkek-dişi ikizler doğuran) ve hâm (on kere yavrulamasından dolayı sırtına yük vurulmayan) gibi hayvanların adanmasını meşru kılmamıştır. Fakat kâfirler -bu inançlarını- Allah’a atfederek yalan söylerler. Zaten onların çoğunun akılları ermez!” (Maide – 103)

İşte Çağrı’nın açılış sekansı bu bilgileri olabildiğince kompakt şekilde panayır sahnesiyle işler. Anlatıcı sesin bilgilendirdiği seyirci Mekke çarşısı, putlar ve birkaç ileri gelen karakter hakkında fikir sahibi olur. 

Peki ama geçmişinde böylesi tehlikeli bir sapkın inanç gömülü İslam toplumunda putlar da dahil, bu meseleler yine İslam’ın sınırları içinde kalınarak nasıl çözülecekti sorularından birine verilmiş en pratik cevap şüphesiz Çağrı filmi idi. 

 Bıkmadıysanız devam edeceğiz. 

4 YORUMLAR

  1. Yazınızı ilgi ile takip ediyorum. Lütfen okuyucu sıkıldı mı diye düşünmeyin. Ancak bu yazıda “İsa’nın ölümü” ifadesi tam olmamış gibi. “Hz. İsa’dan altı asır sonra” gibi bir ifade daha iyi olurdu sanırım. Yazının devamı ümidi ile.

  2. Çağrı filminin çok büyük meşakkatler sonucu meydana geldiğini , daha önce hiç bu açıdan bakmamıştım. İlk izleyecek olan kişi mutlaka sizin yazı dizinizi okuduktan sonra izlemeli.
    Mükemmeldi , zevk alarak takip ettim. Devamını ümit ediyoruz.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin