Şebeke!

YORUM | M. NEDİM HAZAR

Kuruluş tarihi bugün değil bu şirketin, yakın geçmiş de değil. Eski belki, epey eski hatta.

Nesilden nesile, belki arada jenerasyonlar arası kopukluk olmasına rağmen bir ruhsal vesayet sistemi ile çalışan, biriktirilen korkulardan miraslar bırakan, kuruluş amacı ve sermayesi ‘Nefret’ olan bir şebeke bu.

Dini, siyasi kampı, tarafı yok. Her yandan bitebilir, bazen hiç beklenilmediği anlarda.

Şirketin patronları genelde ortalıkta görünmüyorlar. Belki bizzat bu network için çalışanlar bile tanımıyorlar esas sahiplerini. Hedef, ‘ülküde birlik’ olunca ne patronluğun önemi kalıyor ne işçiliğin, ne şahlık ne de piyonluk fark ediyor, nihayetinde aynı kutunun taşları bunlar!

Dediğim gibi, belki fonksiyonlarına göre bir ‘ustalık’ ya da ‘profesyonellikten’ bahsedebiliriz. Kimi hayatını bu işe vakfetmiş, kimi çıkarı doğrultusunda kısmi işbirliği içinde taşıyor nefret üretim bandına korkuları.

Kendilerinden önce bu işi yapanları çok fazla tanımalarına da gerek yok aslında, hedef aynı, yöntem değişebiliyor zamanla. Bir de kavramlar ve argümanlar güncelleniyor dönem dönem.

Konjonktüre göre görünürlükleri oluyor, kimi zaman her yerdeler zannedebilirsiniz, kimi zaman da sanki hiç yoklarmış gibi gelebilir size. Ama hep oradalar ve üretim bantları sürekli çalışıyor bir şekilde. Kabataslak 70-80 yıllık bir kurumsal deneyime sahipler diyebiliriz belki. Bu nedenle bazı şeyleri çok iyi beceriyorlar; misal toplumun en zayıf olduğu anda, nereye vuracaklarını, nefret yükledikleri konteynerleri nereye boşaltacaklarını çok iyi biliyorlar.

Bu anlamda fırsatçılıkta da çok gelişmiştirler.

Bir özellikleri daha var. Sadece ‘öcü’ üretmekte mahir değiller. Kendi tıynetlerine göre kahraman da üretebiliyorlar, hain de… Ne ki, ne kahramanları gerçek kahramandır ne de hainleri gerçek hain. Hatta tam tersi bir anlam bile çıkarılabilir onların üretmeye çabaladıkları algılardan.

Ortak hedefe yönelmiş bir tür zihni ve idraki kilitlenmiş nefret ordusu diyebiliriz onlara. Ve abarttığımı zannetmeyin, inanılmaz acımasızlaşabiliyorlar aynı zamanda. Bırakınız düşman olarak addettiklerine her türlü zulmü, iftirayı, kötülüğü reva görmeyi, kimi zaman kendi içlerindeki şebeke mensuplarından birilerini bile harcamaktan asla geri durmuyorlar.

Böylelikle bir yandan timsah gözyaşı dökerken diğer yandan korkunun onlara açtığı yeni yollarda, yeni köşe başı tutmaya çabalıyorlar.

‘Neden?’ sorusuna verilecek en genel cevap belli aslında lakin bu işin hikmeti kadar patolojik de bir cevabı var.

Onlara sorarsanız, bu memleketi en çok kendileri seviyordur. Hatta çoğu zaman bağırıp çağırarak, ağızlarından köpükler savurarak bu ülkeyi ne kadar sevdiklerini dinlersiniz. Ancak bir tane örnek gösteremezler bu vatan aşkı için yaptıklarına. Sadece kan akıtmış, kaos oluşturmuş, can almışlardır sevgi adına.

Hastalıklı bir sevgidir bu.

Marazidir.

Zira ‘bizim kadar kimse sevemez’den çıkar her şey. Kendileri dışında sevenlerin bu topraklara zarar vereceğini düşünürler. Kalabalıklar zaten umurlarında değildir. Bir değil birkaç milyon insan bile bu uğurda harcanabilir, ne gâm!

Ve her hastalıklı sevginin uçurumu onları bekler aslında, ellerinden kayıp gittiğine inandıkları anda ‘ya benimsin ya toprağın’ arabeskine sapar yolları.

Bu ülkeye madden ve manen çok şeye mal oldu bu şirketin faaliyetleri. Çok zaman kaybettirdi, çok para kaybettirdi, çok insan kaybettirdi.

Bir dönem bozgun psikolojisi yaşayıp darmadağın olmuş görüntüsü vermişlerdi ama bugünlerde eskiden daha güçlü olarak geri dönmüş durumdalar. Yok oldular zannedildi ama sadece görünmez oldular ne yazık ki! O da bir süreliğine. Öyle bir kin, hırs ve nefretle açtılar ki şartelleri, şimdilerde en zalim dönemlere rahmet okutturuyorlar.

Doğup büyüdükleri iklim, yayıldıkları vasat ile ilgili diye düşünüyorum. Bir de tabii gücün tuhaf bir dönüştürücülüğü var. Çoğu mazlum, bu şebekenin önce esiri, sonra maşası olduğunun farkında bile olmuyor, farkına varınca da daha da beter olmaktan başka şansı olmuyor.

Bugünkü öcü şebekesi gibi…

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin