Ramazanımızı da çaldınız

YORUM | ALPER ENDER FIRAT

İstanbul’da çok güzel avlusu olan Çınar ve Kestane ağaçlarının daha da güzelleştirdiği bir mahalle camimiz vardı. İmamını da tanıyor ve arkasında rahatlıkla namaz kılıyordum. Teravih namazlarından sonra semaver çayıyla birlikte neredeyse sahura kadar süren sohbetlerimiz olurdu dostlarla.

Sizi bilmem ama ben yaz Ramazanlarını çok severim. Hem tuttuğun orucun hem açtığın iftarın, hem kıldığın teravihin hem teravih sonrası ettiğin sohbetlerin farkına varırsın.

Gurbet elde kendimden başka kimse ile paylaşamadığım bir Ramazan daha geçti. Bir Yunan adasında, her şeyden uzak yaşarken Sevgili Zafer Özcan’ın kızına yazdığı mektupta söylediği gibi ‘insan burada hatıralarının yasının tutuyor.’ Çocukluğumun ramazanlarının yasını her zaman tuttum ama şimdi İstanbul ramazanlarının da yasını tutar oldum. Belki de yaza denk geldiği için oradan ayrılmadan önceki özellikle son üç-beş Ramazanım çok güzel geçmişti.

Kendi mahallemden başka Üsküdar’da, Beylerbeyi’nde, Çengelköy’de, Fatih’te, Süleymaniye’de geçirdiğim oruç zamanlarının yasını tutuyorum.

Ne çok şeyimizi çaldı bu hırsızlar, bize ait ne çok şeyimizi gasp ettiler. İyi ve güzel olan ne varsa hunharca katlettiler. Binlerce şeyin üzerine bir de Ramazanımızı çaldılar. Teravihimizi, semaverimizi, çayımızı, dost sohbetlerimizi, Ezanımızı…

Cübbe giymiş dinbazlarıyla herkesin imanına musallat oldular. Din adına ne varsa barbar bir talancı gibi talan ettiler. Öyle bir münafıklık rüzgarı estiriyorlar ki ‘iman’ sahiden çok çetin bir sınavdan geçiyor.

Televizyon ekranlarını donatan Ramazan tüccarlarına denk geldiniz mi? Çokça riya, çokça sahtekarlık, biraz şov, azıcık duygusallık, sahte bir de hüzün ve kocaman bir maske…

‘Az bir ücret karşılığı dinlerini satanlar’ gibi. ‘Allah’ın indirdiği kitabın bir bölümünü gizleyenler ve onu az bir karşılık için satanlar yok mu, onlar karınlarına ateşten başka bir şey doldurmuyorlar.’  (Bakara 174)

‘İçlerini bilemeyiz ama’ diye bir cümle sarf etmeyi çok abes görüyorum. Böylesine hunharca bir zulmün olduğu zamanda, bunlarla ilgili tek laf etmeden, tek bir rahatsızlık emaresi göstermeden din ve doğruluk adına konuşan herkes gibi bunlarda iğrendirici geliyor.

İnsanlar bodrumlarda diri diri yakılacak, şehirler tanklarla yakılıp kül edilecek, yüzlerce lohusa kadın doğum yapar yapmaz derdest edilip tutuklanacak ve sende hiçbir rahatsızlık olmayacak. Sonra çıkıp kocaman kocaman iyilikten, doğru olmaktan, kul hakkından, komşuluk hakkından konuşacaksın. Hz. Ömer’in ağzına alacaksın ve yüzün zerre kadar kızarmayacak.

Yüzbinlerce insan işsiz bırakılıp dünyada cehennemi bir hayatı reva görülecek, din adına her tarafta zalim ve hırsızlar at koşturacak rahatsız olmadığın gibi hoş amedi edeceksin sonra birkaç hüzün maskeli laf edip cennetin yolunu bulacaksın!

Din sadece vaazdan ve sözden ibaret olsaydı ne kadar da güzel Müslüman olurlardı kim bilir? En ağdalı lafları bunlar eder, içinde hak, hukuk, adalet, mazluma arka çıkma geçen en fiyakalı cümleleri sarf eder sözcük aleminde, temeli adalet ve insanlık olan bir dünya kurarlardı.

Gel gör ki Allah ‘inandık’ demeyle bırakmıyor. Sözlerin pratik hayattaki karşılığıyla sınıyor insanları. Sınanınca ortaya yalancılar, zalimler ve hırsızlar ortaya çıkıyor.

Ramazanımızı da çaldınız…

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin