Prof. Dr. Yazıcı: Çölde suya hasret kalanlar gibiyiz, serap görüp reform söylemini gerçek sanabiliriz

3 gün önce partisinin Tekirdağ İl Kongresi’nde konuşan AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hukuk ve ekonomide yeni bir reform başlatacağını yönünde sözlerini değerlendiren Anayasa hukukçusu Prof. Dr. Serap Yazıcı, ‘‘Çölde suya hasret kalanlar gibi serabı gerçek sanabiliriz. Demokrasi hamlesi yapılacak gibi görünüyor ama iyimser değilim.” dedi.

Habertürk’te yayınlanan Açık ve Net programında konuşan Prof. Dr. Serap Yazıcı, Türkiye’de uzun zamandan beri otoriter bir iklim hâkimin olduğunu ifade etti. Erdoğan’ın açıkladığı reform girişimini değerlendiren den Prof. Dr. Yazıcı, ‘‘Türkiye’de yaşayan insanlar olarak çölde kalıp da suya hasret kalanlar gibiyiz. O yüzden serap görüp bunu gerçek sanabiliriz. Şu an demokrasi hamlesi yapılacak gibi görünüyor ama ben iyimser değilim. Çünkü kime karşı reform yapıyoruz, kimler demokrasiyi yok etti, kimler hukuk devletini tahrip etti, kimler özgürlükleri ortadan kaldırdı, şimdi biz kimlere karşı reform yapıyoruz.’’ diye konuştu.

Türkiye’de 18 yıldır iktidarda bulunan AKP’nin zikzaklar çizdiğine dikkat çeken den Prof. Dr. Yazıcı, reformlar konusunda umutlu olmak istediğini ancak olamadığını belirterek şöyle konuştu:

‘‘18 yıldır aynı aktörleri iktidarda izliyoruz. Bu aktörler zikzaklar çiziyorlar. 2000’li yılların başında dünyadaki demokratikleşme rüzgarlarının etkisiyle Türkiye’de de demokratikleşme yönünde adımlar atıldı, buna muhalefette katkıda bulundu. Aşağı yukarı 2000’li yılların başını Türkiye reformlarla geçirdi. Ve çok umut yaşadık ve dünyada da bu rüzgarlar esiyordu. Fakat benim izlenimlerime göre özellikle 2011’den itibaren Türkiye bir durgunlaşma sürecine girdi.

2013 YILINDAN İTİBAREN TÜRKİYE DEMOKRASİ, HUKUK VE ÖZGÜRLÜKLERDEN UZAKLAŞTI

Ama 2013 benim için belirleyici bir dönem. Gezi Parkı protestoları çok demokratik eylemlerdi. Bunlara çeşitli anlamlar izafe edildi ve o tarihten itibaren Türkiye hızla demokrasiden, özgürlüklerden, Avrupa normlarından ve hukuk devleti mekanizmalarından uzaklaştı.

DARBE TEŞEBBÜSÜNDEN SONRA ÇOK CİDDİ HAK MAHRUMİYETLERİ YAŞANDI

2016 yılında darbe teşebbüsünün bastırılması çerçevesinde anayasanın içerdiği hükümlere, olağanüstü yönetim usulleri için öngördüğü güvencelere aykırı bir biçimde çok ciddi anayasaya aykırı tasarruflar yürürlüğe konuldu, çok sayıda insan haklarından mahrum edildi, ciddi hukuka aykırılıklar yaşandı. O atmosferde bizim anayasa hukukçuları olarak suiistimalci anayasa dediğimiz bir teknikte anayasa yapılmak suretiyle o 2 yıllık olağanüstü hal boyunca uygulanan otoriter politikalar adeta konsolide edildi ve yeni bir anayasal sistemle artık geri dönülmez bir hale getirildi. Dolaysıyla bütün bu olaylara baktığımda umutlu değilim.

HALİYLE NİYET OKUMAM, NİYET OKUMAK TOTALİTER KÜLTÜRÜN NETİCESİDİR

Ben bir demokratım, bir anayasa hukukçusuyum. Haliyle niyet okumam, niyet okumak totaliter kültürün neticesidir. Ben olaylara ve olgulara bakarak karar veririm. Sıraladığım olaylar ve olgular ister istemez iyimser olmamı engelliyor. Ama iyimser olmayı çok arzu ettiğimi, gerçekten ortada samimi bir irade varsa bunu canı gönülden desteklemek istediğimi de belirtmek istiyorum. Mesela 2016 yılında sayın Cumhurbaşkanımız, Anayasa Mahkemesi’nin verdiği Can Dündar kararıyla ilgili olarak bu kararın kendisini bağlamayacağını, alt derece mahkemesini bağlamayacağını, gerekirse ilgililerin AİHM’e gitmesi gerektiğini ve oradan çıkacak karara bağlı olarak ücretini öderiz gibi bir ifade kullanmış. 9 Mayıs 2019’da beyanı ise şöyle; biz Avrupa Birliği’ne üye olmayacaksak Kopenhag siyasi kriterleri değil, Ankara kriterleri der yola devam ederiz demek suretiyle o kriterleri Türkiye insanına armağan edeceğini beyan etmiş. Üzerinden 1 yıldan fazla süre geçmiş dolaysıyla bu tabloyu hızla taradığım zaman maalesef umutlu olamıyorum fakat umutlu olmayı çok arzu ediyorum. Eğer gerçek samimiyetle yürürlüğe konulacak reformlar varsa en başta desteklemeyi arzu ederim.’’

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin